En kralından sokak sanatçısı BLU‘nun ‘MUTO’ adlı animasyonunu buyrunuz izleyiniz etraftakiler.
BLU – MUTO
İstanbul’a yapışanlar



Daha önce kendi kolaj çalışmalarını yayınladığımız arkadaşımız sokak sanatçısı, fotoğrafçı, bohem insan Alex Waldman’ın uzun bir zamandır tamamlamak için uğraştığı “İstanbul Çıkartma Kitabı” en sonunda tatmin edici bir noktaya ulaşıp, bir pdf olarak burada yerini buldu. Waldman İstanbul’a geldiği zamandan beri gezdiği yerlerde gördüğü duvarlara, direklere, trafolara yapıştırılmış çıkartmaları kibarca, zarar vermeden yerlerinden söküp bir defterde biriktiriyordu.
Oldukça özenli bir çalışma gibi gözüken toplamayı yayınlarken Alex’in bir dileği, bu işlerin anonim sahipleriyle burada tanışmak.
Bütün kitabı PDF formatında buradan indirebilirsiniz.
Kartvizit
Valla forward’la geldiğini saklamayacağım, hatta belki beşyıllıktır ama çok oyuncu ve yaratıcı geldi anında postu patlattım. Haydi beni recm edin şimdi bunu yayınladığımız için. etrafta etiket sisteminin tek önerdiği etiketin de din olması ayrı bir şey.
Sanat-sever

Sanat dostu N.Y, geçtiğimiz haftalarda yayınladığımız BluBlu‘ya Berlin’de rastlayıp hasret gidermiş.

Çok da haklı, birbirinin tekrarı onlarca sokak sanatı işi arasında, insana gerçekten birşeyler hissettirebilme gücüne sahip, eşine az rastlanır detayla işlenmiş çalışmalar. Hieronymus Bosch ile Goya arası bir lezzet sanki.
Galeri baskını
Sao Paolo’da 30 kadar “pixadora” Choque Sanat Galerisi‘ni basarak ortalığı mundar etti. “Pixadora” diye Sao Paolo’nun kenarlarında yaşayan,spery boyalı, alt sınıf ve doğal olarak protest gençlere deniliyor.
Okuduğum haberlerden anladığım kadarıyla sokak sanatının galeriler ve medya tarafından ticarileştirilmesine, enstitüleştirilmesine ve metalaştırılmasına tepki olarak Choque Sanat Galerisini basarak Gerald Laing, Speto, Titi Freak’in resimlerini “tag”lemişler.
Bu tip yıkıcı bir tavrın “Galeriler kötüdür, sokak sanatını galerilere koymayalım” gibi bir mesajı dünyaya iletmede başarılı olacağına elbette inanmıyorum. Yine de Soa Paolo’nun çehresini değiştiren kendi referans ve sembolleriyle tüm şehri bezemiş olan bir sınıf, bir sanat galerisini basınca bunun bir haber değeri oluyor. Sagmeister’in Amsterdam Deneysel Tasarım Festivalinde sokağa yaptırdığı son iş ve benzerlerinde, aslında galerici bir yaklaşımın sokağa yerleştirilerek nasıl kamufule edildiğini anlatmaya çalışırken, Brezilya’da geceleri binaların tepelerinde gezen bu tiplerin öfkesini biraz da olsa anlayabiliyorum ama bu tip eylemler için artık çok geç.
Sanat dostu Amsterdam polisi
“Amsterdam Deneysel Tasarım Haftası” (?) dahilinde Stefan Sagmeister’in 250.000 adet demir parayı müridleri olduğunu tahmin ettiğim bir gurup gence yapıştırtarak oluşturduğu deneysel tasarım polis tarafından 20 saat sonra kaldırıldı. Olayın gelişimi ise çok komik. Yerleştirmenin yapıldığı bölgedeki apartman sakinlerinden biri yoldan geçenler tarafından küçük küçük parçaların kopartılıp cebe atıldığını görünce polisi aramış ve bir sanat eseri hırsızlığı bildirmek isiyorum demiş. Olay yerine gelen polis sanat eserini korumak için kaldırmış. Haaaaa hahahahahahah… Sanat dostu bile olsa polis yine polis.
Gelelim söz konusu işe… Bunun neresi deneysel anlamadık bir kere. Bir adam 20 senedir ot la bokla dandik cümleler yazarak nasıl güncel kalıyor onu hiç anlamadık. Bozuk paralarla aynı şekilde yapılmış dış mecra reklamları bile gördük. E hadi biraz yenilik. Sıkıldık artık.
Opening Soon
Bizim kadar yoktur dil merakı olup bir dili adam gibi konuşamayan millet. Nadir çıkar şakır şakır dil konuşan, çıksa da ya yurtdışında vakit geçirmiştir ya da falan fişman. Tamam, anladık kozmopolit bir şehir İstanbul, her dil olacak elbet. E ne de olsa Osmanlı’nın başkenti, multi-kulti’nin eşiğiymiş vakti zamanında buralar. 7 dil birden konuşulurmuş sokaklarda. Ama yine de önce Türkçe vermek lazım mesajı, zaten turist Kapalıçarşı’da ya da Ayasofya’da. Yazmaz isen Türkçe düzeltir bizim ‘Street Artist’ ler anında.
Dostum ‘Emrah Özçiçek’ in Facebook’unda buldum bu imajı. Sordum, kendisi yapmış. Devamının gelmesi dileği ile.
“cins”
Yeni zamanımızda ’sokak sanatı’ olarak bilinen ama genelde ıvır-zıvır olduğunu düşündüğüm dış mekan çalışmalarını İstanbul sokaklarında da sıkça görüyorum. Ancak, ne yaptığını bilen, kendisini odaklayabilmiş, çalışkan ve devamlılığı olan sanatçılar kolay kolay karşımıza çıkmıyor.
Sevgili ‘cins’in diğer çalışmalarını buradan görebilirsiniz.
Hatalıysam
Bu sabah Bozuk Kaset isimli sitede gördüm. Ayrıca sabah tuvalette okuduğum pazartesi tarihli Kelebek’teki John Maeda söyleşisinde de, büyük usta hata yapmadan başarılı olunamayacağı konusunda bir iki kelam etmiş.
Etrafta: Susam Sokak 3.500$
Etrafta’da kelepir emlak duyurusu yapmak gibi bir adetimiz yok. Ancak işin içinde öfkeyle, fütursuzca kullanılan bir kutu sprey boya varsa iş başka. Susam Sokakta uzunca bir süredir önünde “KİRALIK” brandası asılı olan bu daire gerçekten 3.500$. Telefon edip sormak gafletinde bulunmuştum. Mahallenin güzel insanları üstüne fiyat etiketi eklemeyi ihmal etmemiş. Tebrik ediyorum. Fotoğrafı Çağlar Kanzık çekmiş.
Yeni Anıt
“Yeni Anıt”, bugün Facebook’un “Türkiye’de görülen sokak sanatı” grubunda gezerken denk geldiğim, sanatçının kim olduğu yazılmadığı için daha geniş bilgi edinemediğim bir kavram. Bilindik grafiti formlarını, Türk heykel klişesi üzerinden yorumlaması ilginç geldi, muhakkak dünyada da benzerleri vardır, biliyorsanız paylaşınız.
MUTO
MUTO, Blu tarafından yapılmış bir duvar animasyonu, daha önce böyle birşey görmedim desem yeridir. Buenos Aires sokaklarında çekilmiş. Saygılar.
MUTO a wall-painted animation by BLU from blu on Vimeo.
İstanbul sokakları
![]()
Metropol İstanbul, büyük İstanbul, seni yeneceğiz İstanbul. Hiçbir şeyden eksik kalmayan İstanbul… Bu fotoğraf “Wooster Collective“de “Seen on the streets of İstanbul” alt metniyle birlikte yayınlanmış.
Anatomik sokak sanatı



Street Anatomy tıp, sanat ve tasarım gibi ilginç bir çerçeve içerisinde yayın yapan bir blog. Bu üçgene karşı duyduğum merakla göz attığım sitede, sokaklarda insan anatomisinin resmedildiği duvar resimlerine dair bir haber gördüm. Paylaşıyorum.
Parkalinç vs Depeche Mode Party

Nalan’ın gönderdiği bu fotoğrafla Burak Delier‘in bienal kapsamındaki son harikası “Parkalinç” burada yerini alıyor. Eminim Burak hem mecrayı hem de malzemeyi seçerken hazırladığı işin ancak sokakta üzerine yapıştırılacak başka posterlerle tamamlanacağını hesaba katmıştı. Bu noktada fotoğrafın alt kısmında yer alan Depeche Mode Party posterlerine değimeden geçemiyorum.
Pozisyon gereği aynı yerde yasadışı kabul edilen azınlık örgütlerinin, bir takım sivil toplum kuruluşlarının posterlerinin de yer alması gayet mümkündü. Radikal gazetesinin arka sayfası Bienal’in siyasal içeriğini inceleye dursun, ülkemin gündem reddeden garip doğası “Parkalinç”in altına Depeche Mode Party posterlerini uygun görmüş. (Hani en azından güncel bir grubun “konser” posteri olsaydı bari diyor insan)
“Depeche Mode Party” başlı başına tartışılacak ayrı bir kavram. Ne akla hizmet bir takım bar sahipleri hala Depeche Mode Party düzenliyorlar merak ediyorum doğrusu? Orta Okul yıllarında takipçisi olduğumuz Depeche Mode hala bira satmaya yarıyor mu? Parkalinç, sırf bu tezatı ortaya koyabilmek için, özellikle yurdumun Depeche Mode Party düzenleyicileri mıntıkasına yerleştirilmiş olabilir mi? Bilemiyorum. Parkalinç ve Dave Gahan bir arada oldukça ilginç duruyorlar. İşte bundan eminim.




















