Gökay Sarıöz’ün ‘Prime Mover‘ adlı çalışmasını bir süre önce Türkiye ziyareti sırasında görmüştüm. Otomobil/asfalt kültürü üzerine odaklanan işlerin aralarındaki ‘geçiş-fotoğrafları’ da ayrı bir hoşuma gitti. Yol-ev arasındaki geçişler, Sao Paulo’daki yenilikçi-japon-şeflerin yemek aralarında sundukları ‘wasabi-sorbe’sine benziyor. Ağız içinde yayılan hafif bir acı ile bir önceki tadın unutulması süreci gibi derim.
Bas-Çek
Araba süslemeciliğinde Türk ve Japon karşılaştırması
Yükselen güvenlik ve konfor standartları, emisyon yasaları, yeni nesil motorlar sebebiyle 1990′da FIAT’ın üretimden kaldırdığı bu otomobil, memlekete 10 sene fazladan kaktırıldı. Bursa’daki TOFAŞ fabrikası ulusal gururumuz oldu. “Bu ülkenin yollarına bu araba gider” diye kendimizi kandırdık. Zaman içerisinde 5 vitesli hatta otomatik camlı türevleri bile çıktı. Türkiye’de her 10 aileden 5′i bir dönem bu arabayı satın aldı. Onu sevdi, yıkadı, tamir etti.
Bu gün az kullanılmış 2001 Modelini bulmak mümkün. Fiyatları 1,000 YTL ve 10,000 YTL arasında değişiyor. Dolayısıyla efsane devam ediyor. Şahin tutkunları otomobillerini kişiselleştiriyor. I Phone’a kılıf takmak, ekranınına resim koymak gibi bir şey.
Japon muadillerini de haberin devamına eklemeden yapamıyorum. Etken ruh hali aynı olsa da, kıyaslamada “Japon yapmış yine” dedirten bir farklılık göze çarpıyor.
Kaynak: Pinktentacle, Flickr
Simbiyoz demişken



İtalyan fotoğrafçı Matteo Ferrari arabasına yıllardır tutkuyla bağlı “otomotiv tekeşlileri”nden bir fotoğraf serisi yapmış. Bu kişilerin o günkü ve şu anki hallerini objektifin, makinenin elverdiğince aynı açıdan, benzer kompozisyonla çekmeye çalışmış. Bence ortaya çok duyarlı fotoğraflar çıkmış, ama dürüstçe söylemek gerekirse asıl merak ettiğim şey “Ferrari” gibi bir soyada sahip olmanın fotoğrafçının yeteneği, kariyeri ve pozisyonu ile ilişkisi.
Serinin tümü burada.


















