


Severek takip ettiğim bloglardan bir tanesi Pink Tentacle‘da bugün gördüğüm anatomik çizimler 1819′da Yasukazu Minagaki (1784 – 1825) tarafından yapılmış. Modern tıbbın gelişimi süresince ortaya çıkmış tüm anatomik resimlerde vücut işler durumdadır. Oysa burada gördüğümüz örneklerde kan ve diğer sıvıları, hatta yüzdeki ölü ifadeyi görebiliyoruz.
Pink Tentacle’in da altını çizdiği bu nokta ilgilimi çekti, Paylaşıyorum.
Kaynak: Ektaplasmosis, Morbid Anatomy, Kaibo Zonshinzu,
İnsanlar neden arabalarını süslüyor. Süslemekle kastettiğim aynaya bir maskot asmak ya da stop lambalarını değiştirmek değil. Gerçek anlamda aracı süs ile yeniden inşa etmekten bahsediyorum. Pek çok farklı coğrafyada pek çok farklı örnek var.
Mesela Japanoya’da Dekatora.”Decoration” ve “truck” kelimelerinin bir biçimde bir araya gelişinden alıyor ismini. 70′lerde yayınlanan ve çok tutan bir televizyon filmi ile başlıyor bu çılgınlık. Kısa sürede kendi tasarımcıların ve sanatçılarını yetiştiren Dekatora, trafik yasaları dahilinde belirlenmiş standartlar ile uygulanıyor. Krom, led ve neon karışımı bu canavarlar Japonya’nın otoyollarında dolaşıyorlar. Bu makinelerinin türk kamyoncusunun eline geçtiğini düşünemiyorum.

Bir not: Dekatora ile ilgili en çok ilgimi çeken noktalardan birisi, 90 lardan itibaren bu tasarımlardaki en büyük ilham kaynağının Gundam adındaki anime dizi olması. bilmeyenler için söyleyeyim: Gundam, bu isimdeki harici zırhlar, yani robotlar ile ilgili bir sürü akisyon içeren animasyon bir dizi.
Dekatora kadar etkileyici bir örnek Pakistan’da karşımıza çıkıyor. 1960′larda ülke ekonomisinde yaşanan ani büyüme ile ortaya yeni bir kentli sınıf çıkmış. Kamyoncularda hızla zenginleşen bu sınıfın içerisinde yer almış. Kamyonu süslemek onlar için aileye, ataya, kentliye kasabalıya hayatta başarılı olduğunu göstermenin bir yolu olmuş.

Kamyonların bu hale getirilmesi 6 ila 10 hafta kadar sürebiliyormuş. Fiyatı ise 500 $ ile 15.000 $ arasında değişiyomuş. Bu kamyonlar Pakistan’ın kıyı bölgelerinden Orta Asya’ya yük taşıyan aşırı süslü deve kervanlarının devamı niteliğindeler. Diğer taraftan ülke içerisinde galerilere sıkışmış elit sanata karşı gerçek sanat olarakta görülüyorlar.
Banglades ve Tayland’da “rickshaw” süslemeleri ya da Filipinler’de savaştan sonra Amerikan ordusunun terkettiği ciplerden yaratılan “Jeepnies” gibi daha pek çok örnek vermek mümkün. Bütün bunlar delicesine ilgimi çekiyor. Çünkü insanlığın makinalarla kurduğu en güçlü, en duygusal bağın şöförler ve kamyonlar(ya da otobüsler, taksiler, dolmuşlar v.s.) arasında olduğunu düşünüyorum. Öte yandan şöförleri kendi sanatçılarını ve kendi sembollerini yaratan bir alt kültür olarak görüyorum

Eş dost arasında Atatürk’e ait olup olmadığını pek çok kere konuştuğumuz bir laf vardı:
“Türk şöförü en asil duyguların insanıdır”
Türkiye Şöförler ve Otomobilciler Federasyonu Çankaya’da yaptırdığı misafirhanenin kapısına bu sözü yazdırınca, Akşam gazetesi konuyu araştırmış ve Atatürk’ün böyle bir laf söylemediğini belirlemiş. Atatürk böyle bir söz etmediyse, benim söylememde bir sakınca yoktur her halde:
Şöförler en asil duyguların insanıdır!
Onur Aynagöz