J Bennett Fitts’in No Lifeguard on Duty adli foto serisinden, terkedilmis bos havuzlar. Renkler ve terkedilmislik etkileyici, Amerika kirsali hic gitmek istemedigim ama sonsuz heyecan verici bir yer. Daha once yayinladigimiz Bayramoglu Modern serisini de hatirlayalim. J Bennett Fitts’in No Lifeguard on Duty adli foto serisinden, terkedilmis bos havuzlar. Renkler ve terkedilmislik etkileyici, Amerika kirsali hic gitmek istemedigim ama sonsuz heyecan verici bir yer. Daha once yayinladigimiz Bayramoglu Modern serisini de hatirlayalim.
Cankurtaran yok mu?
JFK Kartpostalları



Orjinal ismi Idlewild olan, JFK’nin 1963′da vurulmasından sonra ismi John F. Kennedy‘e dönüştürülen New York havaalanı için basılan kartpostallardan.
Çeşme 2015



Bu sabah sevgili Gökçe Yalçınkaya’nın gönderdiği bir maille Türkiye’mizde güzel şeyler olduğunu da gördük ve içimiz ısındı. Çeşme’den AKP Belediye Başkan Adayı, Harita ve Kadastro Mühendisi Mehmet Ali Gökçeoğlu’nun 2009′u değil 2015′i hedefleyen projeleri bize yöneticiliğin nasıl hep ileri bakmayı gerektirdiğini bir kez daha hatırlattı. Hep yöneticilerin çağı yakalayamadığından dem vururduk ya, işte bu UFO projesi ile çağı yakalamak ne kelime geride bırakmış bir yönetici sonunda bizleri yönetmeye talip oldu, hem de dünyanın en önemli estetik akımlarından Arap mimarisinin incisi Dubai seviyesinde bir anlayışa, varım diyoorrr!.
Vallahi Marduk’a, Maya takvimine ve 2012′ye inanasım geldi..
Not: En alttaki Lilypads projesi birkaç ay evvel internete düşmüş mimar Vincent Calabaut tarafından çevre problemlerine karşı geliştirilmiş bir mimari fantazya. Diğerleri özgün proje olduğu için detayını bulamadım.
İnternet’te bugün

The Economist dergisinde yayınlanan bir yazı, niçin dünyanın her yerindeki bütün süpermarketlerin aşağı yukarı aynı mimariye, koridor düzenine ve ürün sıralamasına sahip olduğunu anneye anlatır gibi anlatıyor. ”Dekompresyon bölgesi” diye bir şeyin varlığı bile olayın geldiği bilim-kurgu noktasını ifade etmekte yetersiz kalıyor.
O kadar çirkin ki güzel, “cock” – horoz , “pussy” – tavuk. Bu video bi zamandır dünyaya yayılıp semiren Fransız prodüksiyon ekürisi Partizan’ın işi.
Müzelerde niçin flaşla fotoğraf çekilmez? Daha çok reprodüksiyon satmak için değil, gerçekten makul bir sebebi varmış. Bir de aynı yerde uyduları birbirine çarpmaktan alıkoyan şeyin ne olduğunu anlatan bir yazı daha buldum.
Chris Brennan ve silinen graffitilerin hazin estetiği
“Yemek Yemek Politik Bir Faaliyettir!”
“Ekonomi kelimesinin önünde ister sanayi ister bilgi olsun, kapitalizmin işleyiş mantığı üretim araçlarının özel mülkiyetine, artık-değerin yaratılmasına ve bu artık-değerin sermaye birikimine dönüşmesine dayanmaktadır. Bilgi ekonomisinde sistemin mantığı değişmemekle birlikte sermaye birikimi “bilgi birikimine” ve bilgi “kapitalistin sermayesi” haline dönüşmüştür.[...]“ “Enformasyon Emperyalizmi: Bilgi Ekonomisi” – Rana Adaçay… Bu şununla da örtüşüyor olabilir, ya da örtüşmeyebilir.
Bugünkü Radikal şöyle diyor: “Oyundaki bir karakterin Alevi olduğuna vurgu yapıldığı gerekçesiyle bazı çevrelerin tepkisini çeken “Yedi Tepeli Aşk” adlı oyunun gösterimine İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından ara verildi.” Çok kendimizi üzmeye sıkmaya gerek yok çünkü Fransız sinema endüstrisi de ırkçı çıkmış.
Gökhan Özgün benim de kafamı kurcalayan bazı konulara parmak basmış: “Ekonomik entegrasyon bu kadar kaçınılmazsa, en büyük tehlike, siyasi entegrasyonun gerçekleşmemesidir. Yani globalizmin en büyük tehlikesi, birilerinin vatandaş olduğu, birilerinin bir türlü vatandaş olamadığı büyük bir global imparatorluk yaratmasıdır. “
Amerika’lı Genç Müslümanlar “The Taqwacores” adlı romanla kendilerine yeni bir alt kimlik yaratıyor.
Litvanya’da otobüs durakları
Büyük kentler dışındaki otobüs durakları daha önce de dikkatimi çekmişti. Derme çatma çözümler görmeye alışık olduğumuz duraklara Litvanyalı yerel yönetimler yakışıklı yaklaşımlarda bulunmuş. Nicolas Grospierre‘in fotoğrafları görülmeye değer.
Why does it always rain on me?
Braininpain tarafından gönderildi. Büyük halinde daha etkileyici görünüyor sanırım. Brain şöyle demiş:
bu binanın istanbulun unutulmuş çürük dişi
olması hissi tuhaf geliyo. hoşuma da gidiyo keşmekeş her bi pencerenin
ayrı açılara baktığı bi yokuşta bunu o “buradayım köşeliyim nal gibi
de endüstriyelim” diye bakmasını..
Park Otel’i de şehrimizin samimi bir arızası olarak sevip benimseyecek miyiz bi noktadan sonra?
Mashattan

Mrdilbaz‘in flickrinda gördüğüm bu foto o an dinlemekte olduğum aşağıdaki Pierre Bastien eseriyle birleşip distopik bir hal aldı. O arkadan bakan büyük biraderler çok korkunç, neyse ki Maslak’a senede bir kere anca gidiyorum.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Pierre Bastien – The Thermodynamic Orchestra
Bir Arap ülkesi olarak Türkiye

Bugün Barış Aktınmaz’ın Flickr’ında gördüğüm Metrocity‘e ait bu fotoğraf, beni Türkiye’deki estetik anlayışın Arap estetiğiyle olan benzerliği hakkında düşünmeye itti. Günlük hayatı yaşarken, bu kadar Dubaileşmiş mekanlarda gezindiğimi kaydetmiyorum, belki de filtreliyorum.
Bayramoğlu Modern
Hiç gitmediğim/bilmediğim ancak hep bir-görmek-lazım dediğim Bayramoğlu beldemizin fotoğraflarını ararken karşıma bu bir-takım-modern-evler çıktı. 60′lar Jet(?) sosyetesinin acaba kimlere çizdirdiği/uygulattığı bu evlerden kim bilir kaç tanesi böyle modern-ama-yalnız duruyordur? meraklısıyım
Fotoğrafları metehanozcan çekmiş; Flickr’da bizlerle paylaşmış.
Tüm set burada dır.
Egemenlik neye benziyor?
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara’da yasama işiyle vazifeli kurumumuz. Mavi çatısı ile tüm çevresinden sıyrılan bir mimari eser. İmajı bulan Emre Güven örümceğe benzetti, Tunç geyiğe.
Yeni sezon mimarisi

Türkiye’de yaşamanın en dayanılmaz yanlarının başında benim için mimari gelmekte. Sabah sabah NY Times’da okuduğum, dünyanın en önemli mimari eleştirmenlerinden Nicolai Ouroussoff‘a ait makale ve fotogaleri yine sinirlerimi bozdu. National Gallery’nin ek binasını yapan Pei gibi Renzo Piano gibi ünlü “müze mimarlarının” yeni işleri özellikle de Pei’nin NY’da yaptığı İslam Eserleri Müzesi nefes kesici.
Burj Dubai
Gökdelenler yatay genişleyen kentsel formlara göre ekosisteme daha az zarar verseler de, böylesi bir yapı ikinci defa düşündürüyor. İnsanlık olarak çok temelde aynı hatayı tekrar ettiğimizi hissediyorum. Pek yakında tamamlanacak olan 636 metrelik bu yapıyı David Hobcote’un fotoğraflarından görmekteyiz.
Yine olimpiyatlar
Olimpiyat manyağı değilim ama geçenlerde NY Times’da gördüğüm bu harika infographics/interaktif görselleştirmesini (visualization başka çevirisi var mı?) paylaşmalıyım. New Architecture bölümünde Pekin’deki tüm yeni mimari unsurlar harita üzerinde gösterilmiş ve fotoğraflanmış, hikayesi ve yapımı anlatılmış ve Nicolai Ouroussoff tarafından kritik edilmiş. İçeriğin de ötesinde sunum on numara. Şunun bir ergenekon versiyonunu yapmak istesek yapabilir miyiz acaba?
Meydan Shopping Square

Bu yazıyı Dezeen‘de okuduğum başlığıyla veriyorum. Meydan, 2007 yazında Ümraniye’de açılmış bir alışveriş merkezi. Projesi ünlü mimari stüdyo Foreign Office Architects tarafından hazırlanmış. Cristobal Palma‘nın çektiği fotoğraflarda ülkemiz gündeminin sabit maddesi türbanı, çağdaş mimariyi ve Avrasya post-modern yaşam biçimini tek kare içerisinde görme şansına sahip oluyoruz.


Bu tespiti yaparken amacım türbanla ilgili bir pozisyon almaktan çok, yabancı bir sitede gördüğüm fotoğraflar, yabancı dilde okuduğum bir yazı aracılığıyla daha tarafsız bir bakış açısını araştırmak. Proje mimari olarak her ne kadar “çığır açmayan” kategorisinde yer alsa da, topoğrafyanın içersinde kendi düzlemlerini yaratarak, peysajın altına saklanarak, bu güne kadar daha çok Borusan’ın BMW, Land Rover ve Mini sattığı galerilerinde görmeyi umacağımız türden bir yaklaşımı, bir gurup “biz”in pek de uğramadığı Ümraniye’de, mevcut durum içerisinde bir gurup “biz”e çağ dışı olarak öğretilmiş olan Türkiye’nin yeni muhafazakar kesimin ihtiyaçlarını karşılıyor.

İlk bakışta tezat gibi dursa da aslında gördüğümüz şey tüketim toplumu ve türban gibi geçtiğmiz yüzyıla ait iki kavramın gayet olağan buluşması. Bu da aklıma Türban ve ilgili konuların laiklik ekseninde marjinalize edilip bir tür kontrol unsuru olarak kullanılıyor olma ihtimalini getiriyor. Çünkü biliyorum ki, tüketim alışkanlıklarını edinmiş, ve bunları tatmin edebilen toplumlar pek de devrim yapma potansiyeli taşımıyorlar. Gördüğüm kadarıyla hepimiz alışveriş merkezinin birleştirici çatısı altında bir araya geliyoruz. Çoğu zaman göremediğimiz ortak bir ülkümüz olduğu kesin.



















