Cankurtaran yok mu?

Elit Milli : 6 / 07 / 2009

1victorville

7unknownlocation

J Bennett Fitts’in No Lifeguard on Duty adli foto serisinden, terkedilmis bos havuzlar. Renkler ve terkedilmislik etkileyici, Amerika kirsali hic gitmek istemedigim ama sonsuz heyecan verici bir yer. Daha once yayinladigimiz Bayramoglu Modern serisini de hatirlayalim.  J Bennett Fitts’in No Lifeguard on Duty adli foto serisinden, terkedilmis bos havuzlar. Renkler ve terkedilmislik etkileyici, Amerika kirsali hic gitmek istemedigim ama sonsuz heyecan verici bir yer. Daha once yayinladigimiz Bayramoglu Modern serisini de hatirlayalim.

Miles

Elit Milli : 22 / 06 / 2009

DM2985

Ne zamandır koyucam unutuyorum. Miles Davis’in 59′da polis şiddetine maruz kaldıktan sonra çekilen bu inanılmaz fotosu.

“New York — Miles Davis, 32, of 881 10th Avenue, a trumpeter now appearing in Birdland, 52nd Street and Broadway, was arrested after fighting with patrolman Gerald Kilduff, who had ordered him to move from crowded sidewalk. In the scuffle, Davis was hit on the head with a blackjack for which a St. Clare’s ambulance had to be called. (1959)”

Tom Sutpen’in blogundan.

Güle Güle Helen Levitt

Elit Milli : 30 / 03 / 2009

flashbulb_helenlevitt

Helen Levitt by Helen Levitt

İsmi Henri Cartier-Bresson, André Kertész, Walker Evans gibi 20.yy’ın en önemli fotoğrafçıları arasında anılan New York’lu kadın fotoğrafçı Helen Levitt, dün 95 yaşında hayata veda etmiş. 1936′da mentoru ve kahramanı Cartier-Bresson’un tavsiyesiyle aldığı 35mm Leica kamerası ile sokak fotoğrafları çekmeye başlayan Levitt, 1959 ve 60′larda Guggenheim’dan aldığı bağışla birlikte renkli fotoğrafın da öncülerinden olmuş; 70 yıl boyunca New York’un en doğal hallerini, sıradan insanları, çocukları, tebeşirle çizilmiş çocuk graffitilerini hep o çekmişti. Keşke 2005′te çıkan olağanüstüydü retrospektif kitabı elimde olsaydı da hayatım boyunca gördüğüm en iyi fotoğraf, 1988 yılının o güneşli New York sabahınının “essence”ını tek bir kareye hapsedebilmiş olan ilk fotoğrafın daha iyisini koyabilseydim. Fotöğraf çekiyorum diyen de bu röportajı okusun.

Yine New York sokakları

Elit Milli : 26 / 03 / 2009

02
The Clash, Broadway, 1981

01aa
Madonna, St. Mark’s Place, 1983; Lesbian çift, 8th Street, 1981

Ne New York’muş be göster göster bitmedi. Village Voice fotoğrafçısı Amy Arbus’un 80′lerde yaptığı köşenin en iyileri kitap olmuş. New York’un altın çağıyla ilgili röportaj için.

Bryan Schutmaat

Çağlar Kanzık : 9 / 03 / 2009

472675079_7b6cf3f687

3157370984_9241a3115f

3203895685_179dfe8250

Bir süredir işlerine baktığım eleman Bryan Schutmaat ve buyrun size amerikan ıssızlığı, amerikan rüyasının o yollarda geçen yalnızlığı ve dramı ve renkleri. Yol, yolculuk, asfalt, uçsuz bucaksız kara parçası…

http://www.bryanschutmaat.com/

70′lerde New York

Elit Milli : 5 / 03 / 2009


Salvador Dali 1974


Andy Warhol 1977′de “Orak Çekiç” sergisinin açılışında.


Rabbi Menachem Schneerson 1978′de Yahudi “verbringen”‘inde konuşuyor.


Sex Pistols’un basçısı Sid Vicious’un kızarkadaşı Nancy Spungen’in cesedi Chelsea Otelinden çıkarılıyor.


1981′de Hellfire Club’da S&M partisi.

Allan Tannenbaum’un 70′lerde New York adlı kitabından alınma. Böyle bir dönem heralde gelmedi bir daha. Diğer fotolar için Digital Journalist. Onur Aynagöz’ün yorumlarda uyardığı üzere bu kitap daha önce de konu olmuş Etrafta’ya.

Elektrikli panolar

Elit Milli : 14 / 11 / 2008

null

null

null

null

Duke Üniversitesi Kütüphanesi tarafından Atlantic City, New Jersey‘ın tahta sahil şeridini “süsleyen” elektrikli panoları yapan R.C Maxwell Firması arşivinden seçilmiş 83 tane fotoğraf arasından ben de dış mihrakların eline “Etrafta sigaraya özendiriyor” diye koz vermek için bu fotoları seçtim.

CEVAHİR ve benzeri

tunctunctunc : 21 / 10 / 2008

İlk Amerika’da gördüm büyük alışveriş merkezi denen şeyi. Galeria, Akmerkez, Carousel derken sardı kimliğine yakışmayan şehrimi bu büyük yaratıksal binalar silsilesi. Avrupanın en büyüğü bile yurdumda imiş, gidip görmeden edemedim ve çektim bir iki fotoğraf Etrafta için. Herkes sorar durur millette para yok nasıl geçiniyor bu binalar ve içindekiler diye. İş gayet basit duyduğuma göre, mesela bir marka, diyelim ki ‘NIKE’ açıyor bir dükkanını bu merkezlerden birine. Aylar geçiyor, dükkan zarar ediyor gibi gorünüyor dışarıdan sana bana. Halbuki iş böyle değil; Eskiden bu markayı satın alabileceğimiz dükkanlar yaptıkları reklamlar sayesinde bizi dükkana çekerlerdi şimdi ise rekabet ortamı değişti. Büyük merkezlerdeki dükkanlar bu markaların ‘Reklam Panosu’ olarak kullanılmaya başlandı. Kiralayacağına ‘NIKE’ Taksim’de bir pano, açıyor KANYON’da bir dükkan. Prestij hesabı, açmaz ise olur mu şimdi kalınır mı ‘ADİDAS’ın altında. Bunların çirkinliği ve popülerliği hakkında söylenecek çok laf olsa da, bu bahsettiğim sadece bir detay bu silsile hakkında. Sonumuz hayrola.

Blake Andrews’in aile faciası

Boran GÜNEY : 20 / 10 / 2008

Gerçekliği kulaklarından yakalamak için (baharı saçlarından yakalamak gibi birşey) 3 çocuk babası fotoğrafçı Blake Andrews‘ın kurallarından bazıları:

1.Kamera uyku zamanı dışında hep elde olacak.
2.Film ucuz bir malzemedir.
3.Gerçeklik hayal gücünden güçlüdür.
4.Form öz’ü ezer ama öz olmadan form olmaz.
5.Önce çek, sonra sor.

Baskı

tunctunctunc : 18 / 09 / 2008

T-shirt’ü Amerikalılar 2. dünya savaşında Avrupalı askerlerden görmüşler. Almışlar götürmüşler memleketlerine. Mesaj alanı olarak kullanmışlar soğuktan korusun diye yapılmış giysiyi. Hatırlıyorum babam Amerika’ya gitmişti 82′de, hala anlatır en çok verilen sipariş ‘BASKILI T-SHIRT’ idi diye. Moda oldu, modayı da geçti doğal oldu ‘torso’ formundaki bez parçası. Hani yeri geldi adam gibi baskısız T-shirt bulamaz olduk. Ama dikkatli olmak lazım, reklam aracı olmamak lazım, istemeden yanlış mesaj verdirir adama o basit sandığın giysi.

E kardeşim herkes yabancı dil bilmek zorunda değil. Geçenlerde internetin tekinde gördüm: İmajdaki arkadaş yazlık bir beldemizden aldığı T-shirt ün üzerindeki baskıya dikkat etmeden aldığı için turistlerin tacizine uğramış ve T-shirt’ü aldığı dükkanı dava etmiş. Arkadaşın avukatı ‘Müvekkilime ayıplı mal satıldı. Bunun cezası yasada açık. Hakkımızı sonuna kadar arayacağız’ demiş. (nelerdir ayıplı mallar merak ederim) T-shirt ün üzerinde ‘ŞIK PEZEVENK’ yazıyormuş. Hayır kötü de birşey demiyor aslında, insan arkadaşına bile der arada. Böyle absürd T-shirt vakası çok olmuştur hayatlarımızda. Bir gün bizim eve gelen gündelikçi ‘Ümmiye Teyze’ giymişti bir T-shirt, ‘SHUT UP BITCH’ yazıyordu üzerinde. Düşünmeden edememiştim anneme bir şey mi demek istiyor diye.

Bu imaj da aynı hesap: Çok yakın dostum ‘Tomtini’ iş icabı gittiği Mekke’de çektiği bu fotoğrafı göstermişti bana. Gerçekten vahimdi durum. Bu sefer ki ‘Baseball Cap’ti ama. Demezler mi adama; Bre kafir ne işi var ‘Jesus’un Müslümanın kafasında? Bi de üstüne üstlük ‘I JESUS’ yani Türkçesi ‘BEN İSA’. Bir de üstüme iyilik sağlık ‘İSA’ iki kere yazılmış birbirinden farklı iki ayrı FONT la…
Allahım kör et beni.