Pek kıymetli etraftalı hemşehrilerim.
Aklımın erdiğinden beri dürüst siyaset yanlısı oldum, aklım hakikaten erdiğinde bunun eşyanın mantığına aykırı olduğunu görsem de, hep içimde ukte olarak kaldı. Özal, Demirel, Çiller, Yılmaz, Erbakan, Ecevit, Erdoğan, kimi icraatın içinde veya ulusa seslenirken gördüysem televizyonda buz patencisinin düşmesini yahut spikerin dilinin sürçmesini bekler gibi dürüstlük bekler oldum bilinçli-bilinçsiz.
Hani mesela AKP çıksa dese ki:
“Satmaya, savmaya geliyoruz. Ananızı ağlatmak için, çift vurup tek saymak için iktidara yürüyoruz”
Yahut CHP göğsünü gere gere şu söylemle çıksa:
“Ezmeye, bastırmaya geliyoruz. Hepinizi hazırola sokacağız. Orada bir köy var uzakta, o köy bizim tornanının mamülüdür.”
MHP açık konuşsa fena mı olur:
“Sevdirmeye veya terk ettirmeye geliyoruz. Seve seve sevdirmeye veya Zincirlikuyu istikametine terk bileti kesmeye.”
Olmaz tabi ki böyle şeyler. Şaka konusu, mizah malzemesi, geyik boynuzu olur bunlardan ancak. Gel gör ki, hiç beklenmedik bir anda dürüst siyaset ülkemize geldi dostlar. Artık Hak ve Hakikat Partisi (HHP) var!

Genel Başkan Dursun Güneş, partisinin Erzurum il teşkilatı açılışında demiş ki:
“Teşkilatımızı arslanlarla kuracağız. Genel seçime kendimizi hazırlayacağız. Allah, devleti dilediğine verir, dilediğinden alır. Dilediğini aziz, dileğinin zelil kılar. Eğer Allah nasip ederse, adalet kılıcını masanın üstüne koyacağız ve keseceğiz, asacağız. Hani korktukları bir şey vardı ya, ‘kesip, asacaklar bunlar’ evet keseceğiz, asacağız. Osmanlı ruhu ile kesip, asacağız. İyi dinleyin ve yanlış yorumlamayın. Devlete kurşun sıkanı asacağız, devletin kasasına elini sokanın. elini keseceğiz. Tekke ve zaviyeleri kuracağız. Kuran kurslarını yeşerteceğiz, temiz toplum yetiştireceğiz. Bu siyaset kokmuş, çürümüştür. Bu siyaseti toplayıp çöp bidonuna atacağız.”
Evet, görüldüğü üzere bir cesur ve dürüst politikacı peydah oldu vatanımızda nihayet. Meslekdaşlarına örnek olmasını diliyorum. Ayrıca sinirim bozuldu şu son satırları gülmekten zar zor yazıyorum.
haber kaynağı: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10616291.asp
partinin sitesi: http://hakvehakikatpartisi.com/news.php
not: Sayfada gördüğünüz fotoğrafı partinin kendi sitesinden aldım. Save etmek istediğimde karşıma çıkan orjinal ismi: astimkestim_334

Radikal yazarı Gökhan Özgün, inanılmaz serbest çağrışım yeteneği ve ironisiyle beni her yazısıyla kendine daha çok hayran bırakıyor. Bir Cihangir Ev-Sol’cusu olarak muhalif vicdanımın sesini bulduğum için reklam dünyasında bol kazandıran işime; cafeler, meyhaneler ve doğumgünü partileri ile bezeli rahat ve liberal hayatıma gönül ferahlığıyla devam edebiliyorum.
“Sevgili Pippa
H. Gökhan Özgün
18/04/2008
Laik bir cumhuriyette yaşıyorduk. O kadar, o kadar mutluyduk ki, demokrasi gerekmiyordu.
Kadınlarımız moderndi. Başları açıktı. İyi giyindikleri zaman fantezilerimizdeki ecnebi kadınlara benziyorlardı. En çok da İtalyan’a benziyorlardı. Spor otomobilde eşarbının ucundan saçlarının perçemi uçuşan Sophia Loren, laf aramızda, fıstık gibiydi. Tam istediğimiz gibiydi. Ne eksik, ne fazla. İlahi ve dengeli bir nokta. Bu noktanın ötesine de berisine de karşıydık.
Sophia Loren önde, bir fino köpeği gibi arka koltuğa olsun sıkıştırdığımız kadınlarımız bize müteşekkirdi. Bu sayede kanun yaparken kendimizi onlara karşı rahat hissettik. Bu rahatlıkla töre cinayetleri meselesine eğildik.
Ablalarını, bacılarını öldürenler birer trajedi kahramanıydı. Ayrıca, törenin düzenli olarak yok ettiği kadınların başı açık değildi. Onlar henüz kadın değildi. Biz de onların trajik katillerine empati gösterdik. Bu empati laikliğe aykırı değildi. Ölenle ölünmez, ama Türk, öldürene empati gösterir.
Batı’da, katile edebiyatçı empati gösterir. Katilin içindeki insanı edebiyatçı ortaya çıkarır. Bizde katile hukukçu empati gösterir. Onun içindeki insanı hukukçu ödüllendirir. Batı’yla aramızda bu kadarcık fark olsun, di mi? Kültürümüzün farkını korumayacaksak, bağımsızlığımızı nasıl koruruz?
Hukuk bizde bir sanattır. Erkeği yorumlar, kadını yorumlar, insanı yorumlar. Geleceği yorumlar. Edebiyatçıya da bu yüzden pek ihtiyacımız
yoktur. Hatta edebiyatçı, yazar, buralarda hukuka rakiptir. Kültür farkı işte.
Dedim ya, kadınlarımızın başını açıp onları kurtarmıştık. Yüzde 99′u Müslüman bir ülkede Sophia Loren olma imkânı bahşetmiştik onlara. Bu sayede kadınlarımız bize karşı âlicenaptı. Çok da şikâyet etmiyorlardı. Her mahallede bakkaldan fazla kuaför, mizanplileriyle yuvarlanıp gidiyorlardı. Bu yüzden onları tasnif etmemize karşı çıkmadılar. Onları fahişeler ve iffetli kadınlar olarak ikiye ayırdık. Bu, geleneklerimizde vardı. Laiktik, dini devletten ayırmıştık. Bu yüzden onları Müslüman gelenekteki gibi cariyeler ve diğer kadınlar olarak tasnif etmedik. Biz, modern bir ayrımı tercih ettik. Fahişeler ve iffetli kadınlar.
Ve fahişeye tecavüzde tenzilat yaptık.
Bu ince ayrımın bize büyük faydası oldu. Bu sayede çok önemli bir gerçeği keşfettik. Her kadın fahişeydi. Yanlış anlamayın, her kadının fahişeleştiği bir an vardı, biz onun peşindeydik. Tecavüz kadının fahişeleştiği anda gerçekleştiyse tecavüzde tahrik olduğunu keşfettik. Yargıçlarımız kadının fahişeleştiği bu anı tespitte uzmanlaştı. Dedik ya, Türkiye’de laik yargıçlar sanatçı gibidir. İnsanı yorumlamayı iyi bilirler. Hukukun ışığı ve ilhamıyla her şeyin perde arkasını görebilirler. Aynı yargıçlar bütün bir milletin fahişeleştiği, kendini Avrupa’ya, gâvura, emperyalizme, irticaya peşkeş çektiği anı anında tespit edebiliyor. Müsaade edin de tek bir kadının fahişeleştiği anı tespit edebilsinler.
Kocalar da karılarına tecavüz ediyordu. İstedik ki onlar da bu büyük fırsattan, bu büyük indirimden yararlansın. Nasılsa kadınların başı açıktı ve tahayyül edemeyecekleri kadar özgürdüler. Halbuki erkeğin özgürlüğü fötr şapkayla geçiştirilmişti. Arzu ettik ki bu mazlum erkekler, hiç olmazsa evlerinde adaletten nasiplerini alsınlar. Karılarına ara sıra indirimli tecavüz etsinler. Bu atılım fahişeliğe yepyeni bir ışık tuttu. Dışarıda kuyruk sallayan kadın fahişedir, evinde ise, sallamayan. Yanlış anlamayın, ikincisi kaypaklık anlamında fahişelik. Antlaşmaya uymamak anlamında. Bilirsiniz kültürümüzde böyle bir deyim vardır.
Biz laikiz, bu yüzden referansımız geleneklerimizdir. Kuran değil. Çok büyük bir fark. Geleneklerimiz olmasa Batı’dan ne farkımız kalır? Bir bakmışsınız hem laik hem demokrat olmuşuz. Bacaklarımızı açıp Batı’ya teslim olmuşuz.
Bu arada mükemmel bir laik kadın nesli yarattık. Kadınlarımız çok prezantabldılar. Hiçbir şeye karışmadan her yerde arzı endam edebiliyorlardı. Kendilerinin klonu kız çocukları yetiştirebiliyorlardı. Nadiren bakire değilseler, diktirebiliyorlardı. Fahişelikle iffet arasındaki ince çizgide bir ip cambazı gibi yürüyebiliyorlardı.
İşte böyle sevgili Pippa. Sen kadını felaketten kurtaran laik bir cumhuriyette yetişmedin.
Bu inceliği öğrenemedin.
Ama müjde, sana tecavüz edene indirim yok. Biz sana tecavüz ederken, Avrupa da bize tecavüz etti. Kültür farkı, laiklik falan dinlemedi, demokrasi adına Türk’e uygun laik indirimlerimizi elimizden aldı.
Senin katilin, işte bu yüzden, seni öldürdükten sonra bir kahvede AB’ye nispet yapıyordu.
Biz laik bir cumhuriyette yaşıyoruz, Pippa. Kadınlarımız o kadar mutlu ki, demokrasiye ihtiyaçları yok.
“Demokrasiye giden yolda mutlaka ama mutlaka irticaya otostop yapmak zorunda kalırsın.”
Laik kadınlarımıza biz bunu ezberlettik.
İyice bellettik. Artık rahatız.
Sen de bizim gibi rahat uyu, Pippa.”
Resim: 8 Mart Gelini.