Hayal ürünü bir geçmişe özlem duyarken

Boran GÜNEY : 17 / 01 / 2009

Amerikan tasarım kültürünün efsanevi figürleri Eames’ler tarafından tasarlanıp çekilmiş bu Polaroid reklamını izlediğimde, sanki geçmişte şirketlerin kar hırsı yerine saf toplumsal ilerleme için çalıştığı, tasarımın gerçekten gerçek insanların hayatlarını kolaylaştırmak / güzelleştirmek için yapıldığı, daha iyi niyetli, zeki, kültürlü, sevecen ve adil bir dönem yaşandığı sanrısına kapıldım.  Ama daha önce Beatles’ın (Beatles’la pek alakalı olmamama rağmen) 30. yıl özel 10 cdlik seti reklamında gözyaşı döken birisi olarak geçmiş konusunda kaale alınacak insan değilim.

Öte yandan, bu konuda yalnız da değilim, hatta oldukça sıradanım sanırım çünkü post-modem toplumun tıpkı-basacak seri üretecek ve formülize edecek taze mala (kültür ürününe) ihtiyacı olduğunda ilk sığındığı kucak da retro velhasıl.  

Pop felsefe yaptığım zaman yarı cahilliğimin su yüzüne çıktığını hissediyorum ama biraz daha atıp tutacağım korkarım; çok da hakir görmemek lazım retronun altında yatan mantığı, kendine referans vererek büyümek, evrende her nevi evrimsel varoluşun 2 temel motorundan biri (diğeri de mutasyon tabi). Kültür de zamana yayılmış bir evrimsel süreç olduğu için kimi zaman ilerlemeci-mutasyonvari eğilimler etkili oluyor kimi zaman da retro-yeniden üretimci güçler.  

Kültürel akımların klasik-gotik-neoklasik-romantik-modern-postmodern şeklinde lineer dizilişi bana hep içgüdüsel biçimde (yazar, yazdığı konuda ahkam kesmek için gerekli literatürü okumadığını, boş beleş olduğunu itiraf ediyor) bir çift-kutuplu sinüsoid dalgalanmayı anımsatıyor.  

Olmayan yerde örüntü (pattern) görmediğimi varsayarsak, mevzubahis fenomen bambaşka bir seviyede, benim kişisel deneyimimle de örtüşüyor, büyüdüğüm dönem ve sonrasının müzik kültüründe de tezahür ediyor; yani 90′larda cyberpunkla beraber özgün olma iddiasındaki ilerlemeci elektronikalarda, Aphex Twin, Warp, Orbital, Prodigy ve drum’n bass akımlarında, techno ve sonrasında minimal müziklerde, hep pop müziği, dolayısıyla pop kültürü mutasyona uğratmaya çalışan bir itki varken,  2000′lerde geçerli müzik hep 60, 70 ve 80′lerde yaşandığı varsayılan bir müzikal altın çağa öykünüyor, kozmik disko’dan, elektrolara, hipster new york retro rock soundlarından, anadolu pop’a bir spektrumu yeniden ele almaya çalışıyor.  Aynı olguyu sinemaya, modaya ve hatta siyasi yaşama bile uyarlamak mümkün sanırım.

Bu benim aklıma başka bir metaforu getiriyor.  Büyümekte olan bir bebeğin, yürümeye ilk başladığı zaman keşif merakı ve güvenlik ihtiyacı arasında yine bi-polar biçimde gidip geldiğini anlatan; ve sağlıklı bir zihinsel gelişimin ancak çocuğun keşif yaptığı zaman diliminin hemen akabinde ebeveyn kucağında güvenliğe erişme şansını bulduğunda gerçekleştiğini ifade eden bir belgesel izlemiştim bir zaman.  Acaba insan gruplarının toplu belleği / gerçeklik algısı olan kültür de, bir insan yavrusunun bellek ve zeka geliştirdiği prensiple mi işliyor, gelişiyor?  Acaba kültüre pedagojik mi yaklaşmak lazım? Acaba ben arifi tarif mi ediyorum? Acaba herkes bu üstte yazdığım durumun farkında da bende jeton yeni mi düşüyor?

Kendi kültürünü aşmak

Elit Milli : 14 / 01 / 2009

Bu aralar etrafta’ya birşey koyarken zorlanıyorum geçen Boran’a da söyledim artık birine güzel gelen diğerine muhakkak pastiş veya sığ geliyor. Bu dünyadaki sanatsal ve politik herşey öznel, herşey bir başka yere referans, eskiden apartma, modernizm sonrası sabit hiçbir şey kalmaması bir yandan da bu görecelilikte bazen insanı çaresiz bırakıyor. Yardımcı olsun diye Jameson açtım okudum rastgele sayfadan, bir Walter Benn Michaels kotasyonu geldi, serbest çeviri benden:

“Kültürel eleştiride, kültürel köklerini anlayabilmek için önce kültürünü aşmak (transcend) gerektiği Jeremiah’tan beri başlangıç adımı olarak bellenmiştir. Bunu birebir almamak gerekir, insanın kendi kültürünü gerçekten aşması mümkün olmadığı gibi, bu olsa bile elinizde analiz edecek araç kalmaz – belki teolojik olanlar dışında. Bu nedenle içinde yaşadığınız kültürü sevmesenizde, onun içinde varolursunuz, beğendiğiniz ve beğenmediğiniz şeyler gibi.”

Bu durumda hiçbir kültürel bağlamı olmayan, yeni bir sanat, yeni bir tarz, yeni bir müzik, yeni bir kreatif üretim artık olabilir mi. Hiç bir zaman mı yoktu acaba? Jameson bir paragraf sonra tüketim toplumunun kendini teorize etme gücünün, sistemin içinden onu yargılayıp karşı koymayı imkansız hale getirdiğini söylüyor bir paragraf önce de sistemin total reddinin bile yine ondan koparılıp atılamayacak bir bağ taşıdığını da söylüyordu. Kısacası kurtuluş yok gibi.

Bu işler biraz karışık tabi 2 satırda çözülmüyor işte bu nedenle kendimi kültüre bıraktım biraz da entelektüel sosa da buladım mııııı, oh içim de rahat.


Fred Herzog Vancouver fotoğrafları


Mr-T & Hulk Hogan


Keith Davis Young


Neil Leifer


Buluntu


Ve ezeli olduğunu sandığımız Cristo Redentor.

Resimlerin kimisi Waxin’ & Milkin’, bazısı da ***/*

32 Kilo

Boran GÜNEY : 9 / 01 / 2009

32kilo1

32kilo2

Alman fotoğrafçı Ivonne Theine, sadece anoreksik modelleri kullandığı “32 Kilo” adlı seride moda çekimi estetiğine yabancılaşmamızı sağlamaya çalışmış. İlginç bir detay ise Theine’ın modellerini “anoreksiya güzeldir” tarzı internet forumlarından bulmuş olması.  Eğer burada bir arızanın estetize edilmesi, ya da yüceltilmesi durumu varsa, modellerin yüzleri niye gizlenmiş onu anlayamadım.

Kaybolan Değerlerimiz

Elif Kavalcı : 5 / 01 / 2009

Ne zaman yöresel bir belgeselimizde Keçecilik, Karagözcülük veya benzeri konulardan bahsedilse, işin sonu hep geleneksel el sanatlarımızın makus kaderine ve kaybolan zavallı değerlerimize bağlanır. Geçen gün okuduğum bu Punch & Judy yazısı da bu makus kaderi paylaşması gerekirken tam tersi, zaman içinde kaybolmaktan kurtarılmış bir gelenekle ilgili.

Punch & Judy İngilizliği ile ünlü, içerdiği yüksek dozda domestik şiddet ve bayağı esprileriyle Simpsons’ın 18. yy kukla şovu versiyonu. BBC’deki yazı da özetle Playstation çağına karşı bir kukla geleneği olarak Punch & Judy’nin nasıl hayatta kaldığı ve “profesör” denen kuklacıların değişen zaman ve şartlarla birlikte örneğin cellat gibi tedavülden kalkmış ögeleri temsil eden kuklaların artık oynatılmaması gibi değişimlerle oyunu temel niteliklerini kaybettirmeden nasıl güncel kıldıklarıyla ilgili.

Siyasi ve sosyal yaşamda olduğu gibi geleneksel değerlerimize karşı da bu kadar aşırı korumacı bir tutum içinde olmasaydık belki bizde de aynı evrimleşme yaşanabilirdi. İnsandan ve yaşanırlıktan kopan geleneklerin dökme suyla hayatta kalmalarını beklemekle, koruduğumuzu düşündüğümüz geleneklere büsbütün haksızlık ettiğimizi düşünüyorum.

Yazının tümü burada.

Aylin Livaneli

tunctunctunc : 2 / 12 / 2008

90′ların ‘Pop Kültürü Furyası’ mağdurlarından, müziklerini kendisinin yaptığı ‘Bana Müsade’ albümü ile Kral TV / Pop 10 listesinde uzun süre 1 numarada kalan, çok muhterem Zülfü Livaneli‘nin güzeller güzeli eski popçu kızı Aylin Livaneli ‘Yazarmış’!

Popçu iken çok beğenerek dinlediğim ve izlediğim performansını yazarlığa da yansıttığını düşünerek, ilk kitabını okuyacağım o günü ip ile çekiyorum.

Aylin Livaneli Pop Star imaj: google
Aylin Livaneli Yazar imaj: www.aylinlivaneli.com

Önemli Not
İster inan ister inanma, geçen hafta aldım ‘Yazar’ imajını sayfasından. Bugün tekrar girdiğimde Livaneli’nin sayfasına, onun tekrar pop star olduğunu görüyorum ve şaşırıyorum. Allah insanı şaşırtmasın. Yeni parçasını burdan dinleyebilirsiniz.

Kırotör

tunctunctunc : 28 / 10 / 2008

Halkın %49′u din ve devlet işlerinin tekrar ayrılmasını düşüne dursun. Aynı halkın %90′ı ‘Popüler Kültür’ü takip ederek hayatını idame ettiriyor.  Bize laf düşmez, alan ve satan memnun her zamanki gibi. Geçenlerde ‘Dali’ sergisine giden, oradan çıkıp Cevahir’de gününü geçiren halktan bahsettiydik. Aynı halkı daha da memnun edecek bir sergi açmışlar ‘Kırotörler’ bu alışveriş merkezlerinde. Bu seferki sürreal mürreal değil, halis mulis gerçek.  En meşhur dedimkodum dergisi ‘HAFTASONU’nun ‘41 YILLIK MAGAZİN TARİHİ’ isimli sergisi.  Küçük görüyoruz gibi anlaşılmak istemem, aksine bu tip sergileri başarılı buluyorum sağda, solda ve devamını diliyorum etrafta.  Konseptin mekan seçiminden, seri seçimine kadar aldığı kararlardan dolayı tebrik ediyorum kim ise bu serginin ‘Kırotörü’.  Dali ve Picasso’dan daha fazla algılanacağından emin olduğum bu sergi ilham veriyor insana.  Çünkü halkın bilgisi var Hülya’nın 90 lardaki gol kralı manitası hakkında. Dolayısı ile fikir yapabiliyor turlarken, güven geliyor kendilerine, tadını çıkartıyor sergi gezmenin. Uzun lafın kısası güzel hareketler bunlar.  Kendi seçtiğim, serginin nadide sultan parçaları olduğuna inandığım, evimin duvarına asmak istediğim işleri etrafta ile paylaşmak isterim.

Gazino Kültürü

Çağlar Kanzık : 21 / 07 / 2008

Geçenlerde zamanının müzik kültürünün belkemiği olan ve şimdilerde neredeyse yok olmuş olan Gazino Kültürü üzerine sosyo-kültürel bir çalışmaya rastladım.

Doktoralı etnomüzikolog, besteci ve müzisyen Münir Nurettin Beken tarafından ABD Maryland Üniversitesi’nde “Türk Gazino’suna Estetik ve Artistik Eleştiri” adıyla hazırlanmış olan bu çalışmada çocukluğumda sadece ışıklı panolarını ve kapılarını gördüğüm ve içeride ne olduğunu hep merak ettiğim bu hem ışıltılı hem de karanlık dünyanın sırları ele alınmış.

Beken, araştırmasında gazino tiplerinden (pavyon, taverna veya saz) başlayarak kullanılan terimlere (piyasa, hanende, kerizci, keriz atmak, vb.), müşteri profilinden, sanatçılar ve ekiplerine, ve yine sanatçıların kostümleri ile çalışanların kılık kıyafetlerinden/üniformalarından gazinonun dekorasyonuna kadar uzanan konuları tek tek ele alıp, akademik bir formatta bizlerle paylaşmış.

Alaturka ve Arabesk müziklerin Alafranga bir otramda sunan bu renkli mekanları ve kültürünü çok iyi anlatan çalışmayı bu adreste bulabilirsiniz.

[Beken'in yanısıra Engin Ardıç'ın da gazino raconu ve kültürü hakkındaki yazısı buradan okunabilir]

Loading

Boran GÜNEY : 11 / 07 / 2008

Bobiler.örg‘ü az önce keşfettim. Biraz Something Awful, biraz Hafriyat, biraz Sezyum kafasındalar, genel olarak fotoşop işleri diyebiliriz. Eğlenceli, az politik, pop-kültür güzellemeleri.  Bakınız.

Pazar Sohbeti : Beyrut’lu kitapçı

Elit Milli : 6 / 07 / 2008

Monocle‘da bugün izlediğim bir video röportajda (embedding olsa iyiydi) bir dönem Beyrut’un entelektüel merkezi olan Hamra‘lı bir kitapçının yorumları var. 90′ların sonuna doğru ülkeden entelektüellerin kaçmasıyla beraber işleri düşen kitapçı, yeni jenerasyonun kitapları unuttuğundan ve bütün gün telefonda ve laptoplarında karı-kız peşinde koştuklarından dem vuruyor. Beyrut’tan görüntülerle de bezenmiş bu kısa röportaj’daki kitapçının anlattıkları ve videonun sonundaki öpüp başa koyma anektodu da etkileyici.

İnternet’in bilgi paylaşımını kolaylaştırdığı ortada ama okumalar da gitgide yüzeyselleşiyor. Hatta internet kullanıcılarının büyük bir bölümü interneti bilgiye erişim için hiç mi hiç kullanmıyor. Gerçi bu insanların bir önceki jenerasyondaki versiyonlarının kitap okuyup okumadıkları da tartışılır. Bu bağlamda sadece okumaya yönelik metodsal bir değişim mi var, yoksa okuma oranı azalıyor/artıyor mu?

Tadanori Yokoo posterleri

Elit Milli : 28 / 06 / 2008

Tadanori Yokoo‘dan otantik 70′ler psychedelic posterleri. Beatles’ın zamanının psychedelic gruplarının ön sıralarında yeralmasına rağmen şu an en tutucu ve orta karar zevki olan insanlar tarafından bile normal karşılanması ilginç değil mi? Gerçi evvelsi gün lanetolası youtube’da Zappa’nın katıldığı ve 3 tarafından muhafazakar gazeteciler tarafından sıkıştırıldığı bir talkshow izledim, bir zamanlar Amerikan toplumu için “public enemy” olan adam Zappa’ymış, şu an ise MTV neyi ısıtıyorsa o, toplum ileri mi gidiyor geri mi gidiyor bilmiyorum valla. Devamı için Pink Tentacle

Pazar Sohbeti

Elit Milli : 1 / 06 / 2008

null

Birkaç gün önce okuduğum ilgi çekici bir NY Times haberi ve bugün Sabah’ın ekinde okuduğum benzer bir yazı üzerine sosyokültürel değişimin kentsel yapıya etkisi üzerine dikkat çekmek istiyorum bu sohbetimizde.

Uzun yol uçak çekilmez önyargısıyla hiç bulunamadığım New York’ta yaşamış olanların bilebileceği Florent adlı downtown restoranı kapanıyormuş. NY Times, New York arka sokaklarında hayattan anektodlar bulunan bu müthiş makalede, Kamyoncuların, travestilerin, Calvin Klein gibi gay moda ikonlarının, Spike Lee ve merhum Roy Lichtenstein gibi sanatçıların bir arada yaşadığı bu mahalle restoranı NY’un değişmesiyle downtown kiraları ile başa çıkamaz ve yeni insanlarla uyum sağlayamaz hale gelmiş olduğundan dem vurulmuş.

I started seeing what I called the New People. And those were people in their 20s, so they were not born or not doing much when Florent had opened. And they were never part of an economy that wasn’t booming and about money and about “I want what I want now.”

Bugün Pazar Sabah’ta Ayşe Ferhangil’de Bebek ve Nişantaşı’nda yıllardır aynı kasaptan alışveriş yapan, aynı restoranlara giden, mahalle dondurmacısından alışveriş yapan insanların, semtlerini Bağdat Caddesi’nin vahşi yuppi ortamına döndüren yeni mekanlar ve trendlerden rahatsız olduğunu yazmış. Olasıdır, sonuçta ben de 90′lardan başlayarak Ortaköy sahilinin daha da beter bir lümpen kültüre teslim oluşunu kare kare yaşadım.

Bir başka alakasız postta, zamanında bir rave’e gitmiş birinin nu-rave denen şeyden hiç hazzetmeyeceğine bu müzik/moda hayat tarzının aynı emo gibi tamamen geçiçi bir “fad” olduğuna dikkat çekiyor. Fakat tabiki her dönemde kendini öncekilerden farklı konumlandırmak isteyecek genç egoların olacağını da biliyoruz. Peki acaba bu kimileri tarafından hazzedilmeyen ama kimilerinin de bayıla bayıla yaşadığı yeni oluşumları, yeni egoların kimlik oluşturma çabası olarak veya tüketim kültürünün paketlenmiş ürünleri olarak mı görüyoruz, yoksa bizler de “bizim zamanımızda böylemiydik, biz şöyleydik, şunu yapardık” diyen anne babalarımızın yerinde miyiz şu an? Sonuçta tarihin her döneminde süregelen kültür kendinden öncekini geliştirdiğini, kendinden sonra gelenden üstün olduğunu düşünüyorsa kültürleri objektif olarak karşılaştırmak mümkün mü, hangi değerler üzerinden? Ya da bütün bunlar boş işler mi. Tartışalım?

Barney

Boran GÜNEY : 12 / 05 / 2008

Tunç Topçuoğlu ile de bugün Ulaş sayesinde hoşbeş oldum (gıyabında). Süper rastgele, neredeyse deli işi denebilecek neo-dada kültürel üretim eleştirisi mi desem, siber taşlama mı desem bilemedim, işte çok malzeme var, oldukça oyalayıcı. Buradan direk gidebiliyorsunuz

Müzik Beslemesi: Grup Ses: Memleketten Funk 01

Boran GÜNEY : 25 / 04 / 2008

memlefunk1

Etrafta olarak, Türk pop kültürünün darbeler, muhtıralar ve krizlerle fasılalı tarihini, biz hafızasız Özal kuşağına tanıtmak gibi bir vazifeyi sırtladık gidiyoruz. Bunu bizden önce yapan, ya da bizim bu mevzulara uyanmamıza önayak olan çok güzel abilerimizi de unutmadan (sevgili Deniz Pınar, sevgili Naim Dilmener, pek değerli Serhat Köksal ve diğerleri) elimizden arşivimizden geldiğince kıyıda köşede kalmış, bir anda parlayıp sönmüş, darbe sonrasında gözden düşmüş, dış mihrak olarak etiketlenip memleket sınırlarından dışarı sürülmüş, ya da zaten misak-ı milli içinde kendine hiç bir zaman doğru dürüst yer bulamamış müzik, tasarım, edebiyat ve sanat işlerini buradan paylaşmaya çalışıyoruz.

Az sonra dinleyeceğiniz “mixtape” de bu gayretin şahikalarından biri. Etrafta kankicanlarından Grup Ses (Küratör’ün %50’si) ile yaklaşık 3-4 aydır üzerine konuştuğumuz ve heveslendiğimiz bir derleme. Grup Ses  yıllardır büyük bir emek harcayarak, iz sürüp, araştırıp pazarlıklar ederek toplamayı başardığı inanılmaz derecede nadir 45liklerden kamuya açtığı ilk seçki (yani bir parmak bal, devamı umarım yolda).

Grup Ses: Memleketten Funk 01

Etrafta’da daha önce buna benzer ne vardı?

-Baris K’s Eurasiamix / An Introduction to Turkish Cosmicspace
-Baris K’s Eurasiamix Part II / Advances in Turk Kozmik Space

Saç kesimleri serisinin son halkası

Boran GÜNEY : 18 / 03 / 2008

zencisacx.jpg

Bir “Keş”in rüyaları

Boran GÜNEY : 10 / 12 / 2006

Animasyonun prehistorik çağlarında, 1910′da Fransız ilüstratör\animatör Emile Cohl yapmış.