Waxy’den Andy Baio, İnternet’teki ünlü memlerin ön planlarını silip arka planlarını bırakmış. Bunu görünce direk aklıma pornolarda pornocuların çıkarılıp arkaplanların bırakıldığı John Haddock’un muhteşem Porn Sans People geldi, o da zaten başına yazmış ona benzediğini. Bu kavram eskimez diyorum, kavramsalcılar neonla yazı yazmayı bıraksın biraz arkaplan işine girsin. Ben tanıdıklarımı koydum 20 tane daha var.
Gazetecilik ve İnternetçilik birleşince ortaya ilginç haberler çıkıyor bazen. İllaki haber doğrudur bir şekilde, ama o resmi koyunca bana harbiden bir şeyler oluyor…
Yeni star adayınız ve taze etrafta müzik beslemenizim. Öncelikle bana burada size ulaşma imkanı sağlayan etrafta kurucu patronu, sanat sepet üstadı, lafı gediğine koyan Boran Güney’e… Baba patron %100 sırtıma destek Onur Aynagöz’e ve tüm diğer beyincik yazar kankilerime teşekkürü bir borç bilirim.
Anlaşıldığı gibi iletişim noktam internet. Facebook, illaki varım. Gmail, arada bakarım. Etrafta’nın hayranıyım. Buyurun myspace’ime bir göz atın.
Buyurun buradan yakın… Aslı Kuriş’in ‘Obama’ haberinden sonra tutamadım kendimi. Bizim Obama, kendi cümbüşünün aynı sabahında o ayki ‘Örümcek Adam’ çizgi romanına da konuk olmuş. Çizgi süper kahraman, gerçeğine karşı. Tam hikayenin derinliğini bilemiyorum, yakında düşer internete, olur haberiniz ama duyduğuma göre şimdiden toplamış ve bitirmiş koleksiyoncular binde bir olmuş bu olayı.
Kapakta Peter Parker diyor ki Obama’ya:
‘Hey! Eğer sen benim kapağımda olabiliyorsan, ben de yeni dolarların üzerinde olabilir miyim?’
Bilmiyorum ki güzel hareketler mi yoksa yalan hareketler mi bunlar? O kadar çok kandırık olduk ki şimdiye kadar, sütten ağzı yanan dişlerini fırçalamadan yatıyor artık.
youtube‘a girince karşınıza artık yenilenmiş bir “bu-site-yasaktır” yazısı çıkıyor. Hem renkler değişmiş hem de dikkat ederseniz zaten yasaklı olan site 30.10.2008 tarihinde bir sefer daha yasaklanmış/engellenmiş. Hadi ikinci sefer alınan mahkeme kararı tamam, tam Türk-işi-abukluk olmuş da bu sayfanın tasarımına kim karar veriyor. “Kırmızı-beyaz olmasın!” denmiş. “E peki nasıl olsun müdürüm?” demiş şak-şak. müdürü de “şöle-eflatun-mavi-mor-türktelekom-melihgökçek-tonlarından yapalım” demiş. Sonuç yeni ve daha alımlı/albenili, sempatik, kırmızı-beyaz olmayan, daha sıcak bir yasak-sayfası olmuş. 2010′a da daha uygun hani daha moderniz kafaları sanki.
Patates Gibisin‘de gördüm. Bu yasak sayfasına bir takım dokunuşlar yapmış; ilginç yanar-döner-ucuz bannerlar koymuş; hoşuma gitti. Hatta “en-güzel-yasak-sayfası-yarışması” mı düzenlesek diyoruz. Veya ilkokullararası yasaklı-sayfa-temalı-resim-yarışması da olabilir tabi.
Özal’ in sahip olduğu liderlik özellikleri tamamen eşsiz bir doğaya sahipti ve uzun zamandır süregelen monotonluğun kalkmasını bekleyen Türk toplumu üzerinde bir çok açıdan etkili oldu. Kendisinin sahip olduğu iyimserlik Türkiye’nin kapalı bir toplum özelliği gösteren yapısının, gelişime açık ve ileriye dönük bir toplum yapısı haline gelmesine mümkün kıldı. Bu bile kendi başına bir milat oluşturmaya yeterliydi. Özal, hem ülke çoğunluğunu oluşturan orta tabaka ile hem de bürokrasiyi elinde tutan elit tabaka ile mücadele etti. Sahibi olduğu söylev yeteneği ve bunu uygulama becerisi onun reformlarını hem geniş kitlelerin onayı ve hem de daha çok modernizasyon yanlısı olan elit kısmın onayı ile reformlarını “tepeden inme” tabir edilen bir yolla hayata geçirdi. Dışarı da ise Özal’ın müzakere yetenekleri sayesinde Türkiye, uluslararası finansal çevrelerde kredisini arttırdı ve prestij kazandı. Diğer bir yönden onun liberal yapısı ülke içi ve dışındaki başarılarının anahtarıydı. Özetle, kendisinin sahip olduğu liderlik özellikleri, kendi reformlarını uygulayabilmesinde baş etmen olmuştur. Bu özellikler ılımlı, muhafazakar Türk toplumunun yolunu açmaya ve yıllardır iç piyasayı tekelinde bulunduran bazı çıkarcı iş çevrelerin önüne geçmesinde etkili olmuştur. Monoton hayatından memnun olan çoğunluk önceleri Özal’ın reformlarına tepki göstermişler dolayısıyla bu reformların hayata geçirilmesini daha da zorlaştırmışlardı. Her şeye rağmen Özal’ın kişilik özellikleriyle birleşen etkili liderliği yapacağı reformları yeterince kolaylaştırmıştı. Yapmış olduğumuz bu projenin sonunda görülecek olan Özal’ın başardıkları ile sahip olduğu liderlik özelliklerinin uyuşması ve Özal’ın Türk toplumu üzerine yarattığı etkidir. Buna ek olarak Özal’ın gençlerin, dünya politikasına cezp edilmesini sağlayacak bir lider modeli ortaya koyduğu gerçeği görülecektir.
T-shirt’ü Amerikalılar 2. dünya savaşında Avrupalı askerlerden görmüşler. Almışlar götürmüşler memleketlerine. Mesaj alanı olarak kullanmışlar soğuktan korusun diye yapılmış giysiyi. Hatırlıyorum babam Amerika’ya gitmişti 82′de, hala anlatır en çok verilen sipariş ‘BASKILI T-SHIRT’ idi diye. Moda oldu, modayı da geçti doğal oldu ‘torso’ formundaki bez parçası. Hani yeri geldi adam gibi baskısız T-shirt bulamaz olduk. Ama dikkatli olmak lazım, reklam aracı olmamak lazım, istemeden yanlış mesaj verdirir adama o basit sandığın giysi.
E kardeşim herkes yabancı dil bilmek zorunda değil. Geçenlerde internetin tekinde gördüm: İmajdaki arkadaş yazlık bir beldemizden aldığı T-shirt ün üzerindeki baskıya dikkat etmeden aldığı için turistlerin tacizine uğramış ve T-shirt’ü aldığı dükkanı dava etmiş. Arkadaşın avukatı ‘Müvekkilime ayıplı mal satıldı. Bunun cezası yasada açık. Hakkımızı sonuna kadar arayacağız’ demiş. (nelerdir ayıplı mallar merak ederim) T-shirt ün üzerinde ‘ŞIK PEZEVENK’ yazıyormuş. Hayır kötü de birşey demiyor aslında, insan arkadaşına bile der arada. Böyle absürd T-shirt vakası çok olmuştur hayatlarımızda. Bir gün bizim eve gelen gündelikçi ‘Ümmiye Teyze’ giymişti bir T-shirt, ‘SHUT UP BITCH’ yazıyordu üzerinde. Düşünmeden edememiştim anneme bir şey mi demek istiyor diye.
Bu imaj da aynı hesap: Çok yakın dostum ‘Tomtini’ iş icabı gittiği Mekke’de çektiği bu fotoğrafı göstermişti bana. Gerçekten vahimdi durum. Bu sefer ki ‘Baseball Cap’ti ama. Demezler mi adama; Bre kafir ne işi var ‘Jesus’un Müslümanın kafasında? Bi de üstüne üstlük ‘I JESUS’ yani Türkçesi ‘BEN İSA’. Bir de üstüme iyilik sağlık ‘İSA’ iki kere yazılmış birbirinden farklı iki ayrı FONT la…
Allahım kör et beni.
Facebook olur, yeni bir e-mail almak icab eder, ya da ne bileyim internette hesap açmak gerektiren o gibi her hangi durumlarda çıkar karşımıza. Karıştırır kafamızı birbirine girmiş ‘Karman Çorba’ harfler. Kimisinin hoşuna gider, geçti zanneder sınavı. Diğeri sıkıntı yapar, açmaz hesabı. Hep diyordum nedir bu? Neyiz biz ‘Gerizekalı’ mı? Yani yazamayacak mıyız gördüğümüz iki harfi. Çözmeye çalışırdım bazen zorlansam da bulmacayı.
Uzun lafın kısası: Her ne kadar bunlara ‘Güvenlik Teksti’ deseler de, bu olay bizim, yani kullanıcıların güvenliği için değilmiş! O hesabı açman gereken kurumun güvenliği içinmiş. Hani klavyen ile tek tek yaz-ki anlayalım senin bir ‘birey’ olup olmadığını ve açalım hesabını hesabı. Spam Robotları varmış, onlar tarafından okunamıyormuş bu ‘Karman Çorba’lar. Gariban bir ‘SÖRFÇÜ’ olarak tuhaf gelir bu işler bana, çeker ilgimi araştırırım hemen.
Bu arada ‘Karman Çorba’ deyip de geçmemek lazım. Derinlikli işler bu işler. Bunların üretimini bilgisayarlar yapıyormuş. Yani şöyle ki: Yazılımın insanların okuyabileceği bir tekst yaratması ve bunun diğer yazılımlar tarafından okunamaması. Zor ama imkansız bir problem değil programcıların çözmesi için…
Minik bir detay: Bunların da tasarımını yapıyor birileri bu alemde. Çünkü aynı görünemez Facebook ile Myspace’in karman çorbası, her kurumun başka bir duruşu var bu ortamlarda bile. Aslında ekstra ilham vermesi lazım tasarım alemine bu olayın. Düşünsene bir muzik grubu logosu, yada şirket logosu… ‘Karman Çorba’ yapılmış. Her tıkladığında logo değişiyor falan… Fikirdir ya nedir…
Önemli bir bilgi daha: Ben KARMAN ÇORBA diyodum bunlara, CAPTCHA diyormuş dünyanın geri kalanı haberiniz ola.
O gün belli olacaktı Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olacak mı, olmayacak mı? Doğal olarak tüm ülke takibindeydik olayın. İnternet cağımızın buluşu ya, hemen yazdım www.abdullahgul.com.tr diye. Karşıma çıkan şey bir kez daha internetin neden çağın buluşu olduğunu söyledi bana. Bu ne HIZ, bu ne SÜRAT. Dedim helal olsun bu süper-sonik samimiyete.
Samimiyet diyorum şu yüzden: Gerçekten hoştu yeni Cumhurbaşkanımın kendi sayfasına kişisel bir not koyması, modern gelmişti nedense? E tabi günler geçti web sayfası güncellendi ve aradaki mesafe tekrar açılır oldu. ‘Kapanması’ dileği ile…
“Bir askeri darbe sonucunda tüm özel ve devlet telekom ve internet servis sağlayıcıları kapatılabilir. Böyle bir durumda Türkiye sınırları içinde hiçbir bilgisayar dünyadaki veya Türkiye’deki başka bilgisayara “uzaktan” bağlanamaz. Eposta atılamaz, chat yapılamaz, bankalar çalışamaz, şirketler durur, internet ekonomisi biter, sinir sistemimiz çöker.”
Çok hakiki bir risk olduğu açıkça ortada, bu bana yıllar önce yaptığımız bir tartışmada, Internet’in özgürlüğün şahikası olduğuna, asla sansürlenemeyeceğine, kontrol zapturapt altına alınamayacağına inanan bir yakın dostumu, kablonun sahibi kimse, hortumun vanası kimin elindeyse, sunucu odasının anahtarı kimdeyse onun borusunun öteceğine ikna edemediğimi hatırlattı.
Burak yukardaki risklerle ilgili, içinde eğlenceli tarihi detaylar da barındıran güzel bir yazı kaleme (klavyeye?) almış. Okunması elzem bile diyebiliriz, buradan gidiniz.
Kişisel olarak, zıplayan sarı renkli, ikinci nesil “emoticon”lardan nefret ediyorum. Teksti rezil rüsva ettiğini, standart sonuçlu bir anlam bozulmasına sebep olduğunu, falan düşünüyorum. Sarı kafaları, sırıtıp kafa sallarken gördüğümde, beynimin içinde “deaaaarmışşim!” ünlemi patlıyor. Ancak bu yazıyı yazarken Boran’la yaptığım bir sohbet sayesinde anladım ki bu nefret bana özel. Belki tipleri sinirimi bozuyor. Bilmiyorum… Zaten palyaçolardan da pek hoşlanmam.
Geçen gece bana özel bu nefret ile oturup “Bu iğrenç şeyleri başıma kim sarmış acaba?” diye bir araştırmaya giriştim ve konuyla ilgili güzel bir hikaye öğrendim:
Meğer; “iki nokta üstüste ve sağ parantez” anonim değilmiş. “Emoticon”lar, 1982 senesinin sonlarına doğru, Carnege Mellon ComputerScience Community’de, bölüm bünyesinde kullanılan ve bugünkü haber gruplarının (newsgroup) atası sayılabilecek bir çeşit bültenin kullanıcılarından bir tanesi, Scott E. Fahlman tarafından, teşbih ve kinayeli bir mesajın gruptaki tek bir kullanıcı tarafından dahi anlaşılmaması sonucunda konunun hiç niyet edilmemiş alanlara yönelmesiyle ortaya çıkan sıkıntıya çözüm olarak, önerilmiş. Ve sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, bülten üzerinde anında benimsenmiş.
Burada bir an durup tüm bunların geçtiği zamanı, 1982 yılını şöyle bir anımsamak iyi olacak. Henüz sabit disklerin bulunmadığı ve verilerin manyetik bantlarda saklandığı zamanlardan bahsediyoruz. Telefonun sözel sarhoşluğu içerisinde yazılı iletişimi terketmiş olan insanlık internetle yeniden yazıyı bir kişisel iletişim aracı olarak kullanmanın eşiğinde. George Orwell’in 1984′ü bugün sahip olduğu gerçeklikten uzak, bir tür ütopya. Steven Spielberg E.T.’ile gişede zirveye koşuyor, Michael Jackson “Thriller” ile 25 milyon satış rekorunu yakalıyor. Türkiye’deyse 12 Eylül 1980 Askeri müdahalesi üzerine hükümeti kurmakla görevlendirilen ve 83′e kadar görevini sürdüren Bülend Ulusu başbakanlık koltuğunda. “O” yıllar yani…
Carnegie Mellon’daki bu cemiyetin konuya çözüm ararken bülteni kullanıyor olması aslında “iki nokta üstüste, parantez”in ilk kez kullanıldığı mesajın kayıt altında olduğu anlamına geliyor. Scott E. Fahlman bu küçük fikrin dünyada bir çılgınlık halini alacağını anlayınca, Carnegie Mellon’da bahsettiğim bu kayıtlara uluşmaya çalışmış. Ancak neredeyse on senelik manyetik bandın arasından bunları çekip çıkartmayı başaramamış. Microsoft/Mike Jones, Fahlman’ın arkeolojiye benzettiği bu projeye sponsor olmuş. Fahlman’ın kullandığı terim en sevdiklerimden: Veri-arkeolojisi!
BU süreç içerisinde manyetik bantları okuyabilecek cihazların temini ve bantlardaki veriyi bugünün sistemlerinde anlaşılır hale getirebilecek bir yazılım sağlamak gerekmiş. Sonrası, samanlıkta iğne aramaya benzer bir hikaye.
Uzun hatta destansı bir çalışmanın ardından 2002′nin Şubat ayında Jeff Baird, 16 Eylül- 21 Ekim arasında kullanılmış olaın bantta aşağıdaki mesaja ulaşmış.
Aslında Yazıda eksik olan ifadeyi kazanbilmek için yine bilgisayara ait referanslardan doğan, ASCII estetiğinde zarif bir çözüm. Microsoft AOL vasıtasıyla “emoticon”ların sarı ve zıplayan türlerini başımıza musallat edene kadar da öyle kalmış. Şu anda MSN için çeşitli markaların pazarlama imgelerini taşıyan tema-paketleri indirebiliyor ve “ASCII emoticon”larıyla tetiklenen bir sürü hoplayan zıplayan animasyona sahip olabiliyorsunuz. Biliyorum çünkü bir marka için bir paket te ben yaptım.
Bilgisayarların sorunu aslında son derece durağan olmaları. Bilişim endüstrisi sıradan insana bilgisayarda bir şeyler oluyormuş, bilgisayarda kendisi bir şeylerin olmasını sağlıyormuş hissini yaşatabilmek için gerçekten sıkı çalışıyor. Ve malesef bizler halen evrimin “renkli ve hareket eden şeylere karşı çoşku duyanlar” basamağında duruyoruz.