Uzun zamandır yazacak vakit bulamıyorum, bir folder dolusu, zamanı geçmiş yazabileceğim şey var ama açılışı muhakkak bununla yapmalıyım. hem ismi uygun hem de ben bu karakteri sadece bizim coğrafyaya has sanıyordum. evrensel olduğunu öğrenmek beni mutlu etti. heyokay‘den arak.
So, wachooguysdoin?
Sansüre sansüre bu hale geldik
Çeşit çeşit sansür var bu garip hayatta. İnsanlar var bu işe sabah akşam kafa patlatan. Bu insanlar şahsi incelemelerini yaptıktan sonra, deforme ederler güzelim imajı biz görmeyelim diye. Bu işi teknik olarak yapanlar illaki birer emir kulu. Biri siyah kutu koyar, diğeri piksel piksel yapar, bir başkası bilmem ne yapar? Her ne kadar amaç sanki hiç görmediğim o mahrem noktaları bana göstermemek olsa da, bu çözümler altındakilerden çok daha entel-hasandır galiba. Bir çıt alakalı, bir tık alakasız olacak ama…
Ben güzele güzel demem
Güzel benim olmayınca
Muhannetin kahrını çekmem
Gel deyip de gelmeyince
Gelirim amma döverler
Bizi bu elden kovarlar
Güzel olanı severler
Ben ölürüm görmeyince
Var ol yürü var ol yürü
Kara bağrın yere sürü
Döğün döğün ağla beri
Benim gönlüm olmayınca
Senin çağın geçer olur
Bu dünyalar kime kalır
Domuzcuk gül gazel olur
Vaktinde derilmeyince
Karacaoğlan sözün haktır
Düşmanın dostundan çoktur
Bizim için ayrılık yoktur
Ya sen ya ben ölmeyince
Bitmeyen İşler

Yeni favori bloglarımdan Daily Routines tanınmış yazar, düşünür, bilim adamlarının günlük hayat rutinlerini biriktiriyor. Bu yukarıdaki Benjamin Franklin‘den.
No Tasarım
Türkiye’de ‘Social Design’ yani Sosyal Tasarım var mı? yok mu? diye araştırır iken birden karşıma çıktı bu No Tasarım.
‘Her şeyi kanıksıyoruz, üzüntülerimizi ve sevinçlerimizi yapaylaştırıyoruz.
Bu durumu değiştirecek ne yapmalı? İnsanlık bu gidişi nasıl tersine çevirecek? Dünyamızda yaşayan tüm canlıların en büyük sorunu. Yani bu sorunun başlıca kaynağı olan insan, doğal yaşamı tehdit eder durumda. Çözüm, dünya kaynaklarını tüm canlıların ihtiyacı oranında kullanmak, gereksiz üretim ve tüketim çılgınlığına hızla son vermek, bu kirliliğin oluşma nedeni olan kapitalizm probleminin çözmekten geçiyor. Yani problem sistem.’
Diye bağırıyor sayfasında arkasında kimlerin olduğu bilinmeyen ‘No Tasarım’ Sosyal Tasarım Seçkisi. Hayli Entel-Hasan bu site şimdilik etrafta ‘Sosyal Tasarım’ ile alakadar yarışmalardan, yarışma sonuçlarından ve haberlerden bahsediyor. Menüsündeki ‘indir’ butonuna basarsanız daha içerikli bir pdf kitapçığı indirebiliyorsunuz. Galiba kitapçık satılıyorda bir yerlerde…
Ülkemizde olmayan, genelde yabancıların bizi konu ettiği Sosyal Tasarım hakkında söylenecek çok laf var. No Tasarımın bu konuya bir girizgah olması dileği ile.
10 Kasım
Her ne kadar ölümünden sonra ortaya çıkan Kemalizm/Atatürkçülük adlı katı modernist ideolojiyi anakronik bulsam, toplumdaki Atatürk histerisi ve “personality cult” durumundan rahatsız olsam da kişisel olarak kendisine pek çok şey borçlu olduğumuz insan Mustafa Kemal’e huzur içinde yat demek geldi içimden. Atatürkçülerin söylemeyi çok sevdiği gibi “bugün hayatta olsaydı”, onların umduğunun tam aksine dünyanın 70 yılda ne kadar değiştiğini görür ve heyecanlanır, o zamanki fikirlerinin kifayetsiz bürokratlar ve politikacılar tarafından dogmalaştırıldığını gördüğünde onlara kızar ve kurduğu ülkenin özgürlükler, insan hakları, bilim, eğitim, spor, kültürde 85 70 yılda bir arpa boyu yol katedemediğini farkettiğinde de çok üzülürdü diye düşünüyorum. Teşekkürler, huzur içinde yat.
Kırotör
Halkın %49′u din ve devlet işlerinin tekrar ayrılmasını düşüne dursun. Aynı halkın %90′ı ‘Popüler Kültür’ü takip ederek hayatını idame ettiriyor. Bize laf düşmez, alan ve satan memnun her zamanki gibi. Geçenlerde ‘Dali’ sergisine giden, oradan çıkıp Cevahir’de gününü geçiren halktan bahsettiydik. Aynı halkı daha da memnun edecek bir sergi açmışlar ‘Kırotörler’ bu alışveriş merkezlerinde. Bu seferki sürreal mürreal değil, halis mulis gerçek. En meşhur dedimkodum dergisi ‘HAFTASONU’nun ‘41 YILLIK MAGAZİN TARİHİ’ isimli sergisi. Küçük görüyoruz gibi anlaşılmak istemem, aksine bu tip sergileri başarılı buluyorum sağda, solda ve devamını diliyorum etrafta. Konseptin mekan seçiminden, seri seçimine kadar aldığı kararlardan dolayı tebrik ediyorum kim ise bu serginin ‘Kırotörü’. Dali ve Picasso’dan daha fazla algılanacağından emin olduğum bu sergi ilham veriyor insana. Çünkü halkın bilgisi var Hülya’nın 90 lardaki gol kralı manitası hakkında. Dolayısı ile fikir yapabiliyor turlarken, güven geliyor kendilerine, tadını çıkartıyor sergi gezmenin. Uzun lafın kısası güzel hareketler bunlar. Kendi seçtiğim, serginin nadide sultan parçaları olduğuna inandığım, evimin duvarına asmak istediğim işleri etrafta ile paylaşmak isterim.
Memleketimden taşıt manzaraları
Günlük hayatımın en hoşuma giden ve beni bu coğrafyaya bağlayan unsurladan biri de yurdum insanının üstün/sınır tanımaz/yenilikçi/yaratıcı fikirleri/eylemleri/sürprizleri. Çocukluk yaşlarından başlayan ve tüm hayatımız boyunca devam eden atlayıp zıplamalar, sekmeler, hatalar, ve belki de en önemlisi hayatın bazı anlarında rasyonaliteden ve totaliter yapıdan/düzenden uzaklaşmamıza olanak sağlayan bu coğrafyayı ve onun yarı-tembel/olur-abi/hallederiz-abi/@ğmirim-hoşgeldin türü insanlarını bazen çok seviyorum, bazen de hiç sevmiyorum.
Fotolar benden.
Kate Moss kimdir? nedir? sesi nasıldır?
Heykeltraş Marc Quinn “Bu bir insan portresi değildir. Bu portre, kollektif arzularımızın çarpık/sapkın/burulmuş bir görüntüsüdür. Kate çağımızın düğümlenmiş Venüs’üdür” diyor ve “ideal güzelliği” oymaya/yontmaya çalıştım” diye ekliyor.
Quinn 1.5 miyon Sterlin değerinde olan “Siren” adındaki heykeli 50kg som altından yapmış. Heykel, Eski Mısır döneminden bu yana yapılmış en büyük altın heykel olarak değerlendiriliyor. Peki Quinn’in dediği gibi Kate Moss acaba ideal güzelliği ne kadar yansıtıyor? Süpermodelimiz, yaşıtlarının çoktan emekliye ayrıldığı bir dönemde hala söhretin zirvesinde kokain kullanırken kameralara yakalanıyor, festivallerde çamurarda yuvarlanıyor, partilerden partilere koşuyor ve hala dimdik ayakta (mı?). Kimdir Kate Moss? ve neyi temsil eder?
Bu sorularıma yanıt bulamasam bile biliyorum ki Kate’in sesi fena değildir. Primal Scream’e vokallik yapmışlığı vardır. Daha önce dinlememiş olanlarınız “Some Velvet Morning” adlı parçayı istediğiniz bir korsan kaynaktan indirip, dinleyebilrsiniz. (CD veya 12″ formatında da buradan bulunabilir.
Ayrıca: Sadece Quinn değil, Banksy, Lucian Freud vb. sanatçılar da Kate Moss ile ilgli işler yapmışlar. aşağıda bazılarını sizler için derledim.
İmajlar: google
Bülent Hoca
Hocaların hocası, Türk grafik tasarım tarihinin altın adamı ‘Bülent Erkmen’ için şöyle diyorlar Ekşi Sözlük‘te.
“Öğrencilerine yaptıkları işlerin felsefi altyapısından formuna kadar bütün detayları üzerinde tam kontrol sahibi olmalarını öğretme çabalarıyla ve kendi işlerinde de bunu uygulamasıyla türk grafik tasarımının stanley kubrick’i ünvanını fazlasıyla hakeden şahıs. (ventolin)
Arredemanto mimarlik dergisinin kapaklarini tasarlayan,odul ustune odul almaya doymayan,kendi tarzinda tek,yogun dusunsel altyapi sahibi,medari iftaar,nezih insan..(bkz: konsept) (blind)
Finansbank’ın yıldızı, atatürkçü düşünce derneğinin atatürk’ü gibi aşinası olduğumuz işlere de imza atmıştır. (ibrahim tatliseks)
Bülent hoca da denir kendisine (coldplay)”
Boran’ın dünkü logolar ile alakalı postunun yorumlarında adı geçti hocanın tekrar. O yüzden paylaşmadan geçemedim bu bilgiyi. Bildiğiniz gibi bundan 3-4 yıl önce Galatasaray Spor Klübü’nün 100.yılı kutlamaları sebebi ile her türlü basılı işte kullanılacak bir logoya ihtiyaçları vardı. Klüp yönetimi ne kadar saçma bir yol olduğunun farkına geç varsa da, bu logonun tasarımını halka açtı ve dedi ki: Galatasaraylılar seçecek logoyu. Futbol yurdumda çok önemli olduğundan, tasarlayan, tasarlayamayan, Fatma Teyze, Memed Amca bir logo yaptı gönderdi klübe. Babam bile diyordu ‘Ben de yapıcam ulan bi logo’ diye. Klübün kafa oldu ‘çorba’ bir anda, oluştu elde 1000′lerce logo. Sonunda klüp olayın altından kalkamayıp çareyi üstad Bülent Erkmen’in ofisinin kapısını çalmakta buldu. Bülent hoca tamam dedi, yaparım en güzel şekilde ve yaptı da. Klüp sonunda Türkiye’nin en baba ‘Design Office’ine giderek, kendisinden beklenen modern hareketi yaptı, Bülent Hoca da logoyu yaptı. Herkes yaptı birşeyler yapmasına ama, her ne kadar keyifli gibi görünse de bu logoyu tasarlamak, hassas işlerdi bu futbol işleri. Sorumluluk vardı milyonlarca taraftara. Yani benzemiyor devlet tiyatrosunun posterlerini yapmaya, kim bakar tiyatro posterine be ya? Buyrun Bülent hocamın logosuna bakın.
Logonun yayınlanmasının ardından Galatasaray cephesinde bomba gibi patlayan tartışma şuydu: Komplo teorisi mi dersiniz bilmiyorum ama; Fenerbahçe taraftarı olduğu bilinen hoca, Galatasaray logosunun içine ‘FB’ harflerini saklamıştı. Hoca bu yoruma bir röportajında dedi ki:
“Eleştiriler, böylesine popüler bir alanda iş yapmış olmanın doğal bedeli. Taraftarlık böyle bir şey, maço bir erkeğin aşk sandığı tutkusu gibi.”
Güzel laf etmişti hoca herzamanki gibi. Bunu bilerek mi yaptı? Şansa mı böyle birşey denk geldi? Millet mi paranoyak? Ben mi manyağım anlamadım. Ama şunu biliyorum ki ‘Hocanın vurduğu yerde gül biter’.
Hoca imaj: Dexigner.com
Güneş Rekorlar Kitabı
Küçüktüm, amcam Londra’dan bir kitap getirdi bir gün. Dedi ki: Al bu senin. Açtım içini, inanamadım gözlerime. En uzun bıyıklı adam, en büyük pasta, en küçük bisiklet ve daha niceleri bu kitabın içinde. Dedim: Adı ne bu kitabın? Dedi: Güneş Rekorlar Kitabı.
Bizden de çıkar arada dünyanın en uzun urfa kebabını yaptım uğruna başvuran ve başvurusu reddedilen bu rekorlar aleminde. Benim asıl ilgimi çeken ‘Karakterler’ bu yarışın içinde. Bir kaç ay önce tekrar çıktı bunlar karşıma. Bu seferki dünyanın en büyük ve dünyanın en küçük adamı idi yanyana. Giydirmişler, kuşandırmışlar adam ile adamcığı, poz verdirmişler basına, yapmışlar 2009′un reklamını.
Yine aynı adamcığı bir hafta sonra dünyanın en uzun bacaklı kadını ile çekmişler altalta, üstüste, al sana en baba kampanya. Bu işler hep şu en başta bahsettiğim kitapsız kitabın işi. Aslında adamın, kadının kim olduğunun bir önemi yok bu kitapçılar için. Küçük ya da büyük olmaları yeterli, onun dışında ‘tısss’ bu garip insanlar, ölürler giderler haberin bile olmaz. Alan, satan ve buna bakan memnun diyeceksiniz. Ama öyle değil bu işler işte. En azından eskiden öyle değilmiş, bir ağırlığı bir adabı varmış garip insan olmanın.
Dedik ya alan memnun satan memnun. Gavur dedelerimiz ‘Freak SHOW’ dedikleri durumlar yaratmışlar 1900′lerde. Toplamışlar ‘Doğanın Hataları’ dedikleri bu insanları. Çıkartmışlar sahneye, kendilerini ifade şansı vermişler kurdukları ortamlar ile. Çıkmak istemeyen de çıkmamış şova, oturmuş evde. Yani kandırmamışlar 3 kuruşa çık dur orda diye. Gerçi yeri gelmiş halk bunları ‘şeytan’ demiş taşlamış ama yinede ‘Freak Show’ lar iş imkanı sunmuşlar sokağa çıkamayan bu insanlara. Diyeceksiniz ki ne farkı var bizim kitaptan bu şovun. Şöyle ki; Çıkıp yorum yapınca, bir türkü patlatınca, ya da bir anı anlatınca, ya da bir rol kapınca, önemi ve enteresanlığı artıyor bizden farklı olmanın. Kıskanıyorsun onu, ‘Yazııık’ diye bakmıyorsun adama, adamcığa, uzun bacağa. Uzun lafın kısası eskiden doğanın hatalarını mucizeye çeviriyorlarmış, şimdi ise maymun ediyorlar gibi geliyorlar bana.
tüm imajlar: google sağolsun
Baskı
T-shirt’ü Amerikalılar 2. dünya savaşında Avrupalı askerlerden görmüşler. Almışlar götürmüşler memleketlerine. Mesaj alanı olarak kullanmışlar soğuktan korusun diye yapılmış giysiyi. Hatırlıyorum babam Amerika’ya gitmişti 82′de, hala anlatır en çok verilen sipariş ‘BASKILI T-SHIRT’ idi diye. Moda oldu, modayı da geçti doğal oldu ‘torso’ formundaki bez parçası. Hani yeri geldi adam gibi baskısız T-shirt bulamaz olduk. Ama dikkatli olmak lazım, reklam aracı olmamak lazım, istemeden yanlış mesaj verdirir adama o basit sandığın giysi.
E kardeşim herkes yabancı dil bilmek zorunda değil. Geçenlerde internetin tekinde gördüm: İmajdaki arkadaş yazlık bir beldemizden aldığı T-shirt ün üzerindeki baskıya dikkat etmeden aldığı için turistlerin tacizine uğramış ve T-shirt’ü aldığı dükkanı dava etmiş. Arkadaşın avukatı ‘Müvekkilime ayıplı mal satıldı. Bunun cezası yasada açık. Hakkımızı sonuna kadar arayacağız’ demiş. (nelerdir ayıplı mallar merak ederim) T-shirt ün üzerinde ‘ŞIK PEZEVENK’ yazıyormuş. Hayır kötü de birşey demiyor aslında, insan arkadaşına bile der arada. Böyle absürd T-shirt vakası çok olmuştur hayatlarımızda. Bir gün bizim eve gelen gündelikçi ‘Ümmiye Teyze’ giymişti bir T-shirt, ‘SHUT UP BITCH’ yazıyordu üzerinde. Düşünmeden edememiştim anneme bir şey mi demek istiyor diye.
Bu imaj da aynı hesap: Çok yakın dostum ‘Tomtini’ iş icabı gittiği Mekke’de çektiği bu fotoğrafı göstermişti bana. Gerçekten vahimdi durum. Bu sefer ki ‘Baseball Cap’ti ama. Demezler mi adama; Bre kafir ne işi var ‘Jesus’un Müslümanın kafasında? Bi de üstüne üstlük ‘I JESUS’ yani Türkçesi ‘BEN İSA’. Bir de üstüme iyilik sağlık ‘İSA’ iki kere yazılmış birbirinden farklı iki ayrı FONT la…
Allahım kör et beni.
Karman Çorba
Facebook olur, yeni bir e-mail almak icab eder, ya da ne bileyim internette hesap açmak gerektiren o gibi her hangi durumlarda çıkar karşımıza. Karıştırır kafamızı birbirine girmiş ‘Karman Çorba’ harfler. Kimisinin hoşuna gider, geçti zanneder sınavı. Diğeri sıkıntı yapar, açmaz hesabı. Hep diyordum nedir bu? Neyiz biz ‘Gerizekalı’ mı? Yani yazamayacak mıyız gördüğümüz iki harfi. Çözmeye çalışırdım bazen zorlansam da bulmacayı.
Uzun lafın kısası: Her ne kadar bunlara ‘Güvenlik Teksti’ deseler de, bu olay bizim, yani kullanıcıların güvenliği için değilmiş! O hesabı açman gereken kurumun güvenliği içinmiş. Hani klavyen ile tek tek yaz-ki anlayalım senin bir ‘birey’ olup olmadığını ve açalım hesabını hesabı. Spam Robotları varmış, onlar tarafından okunamıyormuş bu ‘Karman Çorba’lar. Gariban bir ‘SÖRFÇÜ’ olarak tuhaf gelir bu işler bana, çeker ilgimi araştırırım hemen.
Bu arada ‘Karman Çorba’ deyip de geçmemek lazım. Derinlikli işler bu işler. Bunların üretimini bilgisayarlar yapıyormuş. Yani şöyle ki: Yazılımın insanların okuyabileceği bir tekst yaratması ve bunun diğer yazılımlar tarafından okunamaması. Zor ama imkansız bir problem değil programcıların çözmesi için…
Minik bir detay: Bunların da tasarımını yapıyor birileri bu alemde. Çünkü aynı görünemez Facebook ile Myspace’in karman çorbası, her kurumun başka bir duruşu var bu ortamlarda bile. Aslında ekstra ilham vermesi lazım tasarım alemine bu olayın. Düşünsene bir muzik grubu logosu, yada şirket logosu… ‘Karman Çorba’ yapılmış. Her tıkladığında logo değişiyor falan… Fikirdir ya nedir…
Önemli bir bilgi daha: Ben KARMAN ÇORBA diyodum bunlara, CAPTCHA diyormuş dünyanın geri kalanı haberiniz ola.
Wikipedia ile vücudumuzu tanıyalım

Dün gece Marvin Minsky’nin aşk ve sanal zeka üzerine eski bir EDGE makalesini okurken, titreme (shivering) kelimesini wikipedia’da aradım. Belki bilenler vardır, titreme refleksi sıcak kanlı hayvanlarda vücut ısısı düşmeye başladığında hayati önem taşıyan organların etrafındaki kasların ufak ufak salınımı ile oluyormuş. Buradan hemen insan vücudundaki tüm reflekslerin olduğu bir listeye geldim. Listede terlemekten, derinin tavuk götü olmasına, öksürükten, gülmeye 70′ten fazla refleks bulunuyor. Yukarıdaki resmi de gülme sayfasında bulunca etrafta okuyucularının Victorian ilüstrasyonlara bayıldığını bildiğimden bu postu yapmak farz oldu. Bu arada Spore oynamaya başladım ve yukarıdakilerin de ışığında 2008 yılında evrimi hala maymundan gelmek zanneden cahillerden nefret ediyorum.
Deborah Sengl’in hayvanları




Deborah Sengl 15 senedir hayvan ve insanların sosyal davranışları, hareket, mimik ve kamuflaj tekniklerindeki benzerlikler üzerine işler yapan Avusturyalı bir sanatçı. Biyoloji eğitimini yarıda bırakıp sanata vermiş kendini.
Resimlerini ilk gördüğümde güldüm, heykellerini gördükten sonra korktum.
Diğer işleri de burada
Hidden Character


Fotoğraf sanatçısı Phillip Toledano’nun insanların içindeki gizli karakteri çıkarmak için onlara videogame oynattığı fotoğraf serisi‘nden.

































