
‘Justice’in kültürel fenomenliği artık idrakımı tamamen aşan bir seviyeye erişti, en son bu mimarlar, grubun görsel kimliğinden ilham alarak “Justice Evi” tasarlamış. Öte yandan grubun Milli Vanilli benzeri karakteri canlı şovlarında kablosu çıkmış aletlerle çalıyormuş gibi yaptıkları zaman daha çok öne çıkıyor.
Britanya’da Justin Quinnell, Bristol’un en meşhur yapılarından Clifton köprüsünün tam 6 ay pozlayarak bir fotoğrafını çekmiş, resimde 6 ay boyunca güneşin yaptığı hareket çizgi çizgi görünüyor, müthiş etkileyici. Benzer teknikle daha önce başka bir sanatçı, Alman Michael Wesely, Berlin’deki Potsdam Meydanını 2 sene boyunca çekmiş, aynı sanatçının İstanbul ile ilgili bir işi daha var ama herhalde Almanca olmasından tam olarak anlayamadım, Babelfish’le çevirmeye kalkıştığımda o kadar saçma bir İngilizce metin çıktı ki vazgeçtim.
Öte yandan bu video, bugün Aynagöz’ün Google Reader’dan paylaştığı Today and Tomorrow adlı süper elit tekno minimal modernist tasarım sitesinden. Youtube’a giremeyenler başbakan kadar internet öğrense yeter.

Tekno modernin diğer bir kulvarında ise binlerce UFO dergisi kapağı var, çok çok fantastik şeyler çıkıyor arada.
Türkiye’de iyi şeyler ve kötü şeyler, bir sağ vuruyor bir sol vuruyor, sağı solu belli olmuyor. Örneğin bugün öğreniyoruz ki işkenceye karşı tüm karakollarda gözaltı ve sorguların kamera ile kaydedilmesi teklif edilmiş. Sonra da DTP Başkanı Ahmet Türk, Kürtler adına Süryani’lerden, son zamanlarda moda olduğu üzere özür dilemiş… Halil Berktay ise Taraf’taki yazısında milliyetçiliğin kökenine dair inanılmaz çözümlemelerde bulunmuş “Bir milletin korku ve nefret üzerinden (yani, reel veya hayalî acıları abartılıp, soyutlanıp, tek-yanlılaştırılıp, edebiyat, eğitim ve ordu aracılığıyla herkese “yaşatılarak”) inşası ile, gene aynı milletin düşmanlarını taklit yoluyla inşası arasında, ince bir bağlantı var. Korktuğumuz ve nefret ettiğimiz düşmanlarımızla mücadele, onları alt edebilmek için onlar gibi olma çabasını beraberinde getiriyor. Onun içindir ki, Balkan milliyetçilikleri kendi suretinde Türk milliyetçiliğini, Türk milliyetçiliği de kendi suretinde Kürt milliyetçiliğini yarattı. Gene onun içindir ki, Nazizm ve Yahudi soykırımı kendi suretinde İsrail’in amansızlığını, İsrail’in amansızlığı da kendi suretinde Filistin intikamcılığını, canlı bombalarını, Hamas’ı ve Hizbullah’ı yarattı.” Her kimliğin kendini ötekisi üzerinden tarif ettiğini düşünürken, bu yorum bazı kafa karışıklıklarımı giderdi diyebilirim.
Ve tabi olaylar gelişir.

Dün Deniz Gökçe köşesinde Samuel Huntington‘ın 1993 senesinde Foreign Affairs dergisinde çıkan “Kültürlerin Çatışması” (The Clash of Civilizations) adlı makalesinden bahsediyordu. Huntington 1996′da çizdiği diyagramda uygarlıkları ve aralarındaki kültürler-arası anlaşmazlıkları çizgilerin kalınlıkları ile orantılamış. Kalın çizgiler anlaşmazlıkların daha fazla olduğunu gösteriyor.
Aşağıdaki alıntı Huntington’un makalesinden Gökçe’nin seçtiği bir bölüm:
‘Benim hipotezim, yeni dünyada temel çelişki kaynağının öncelikli olarak ideolojik veya ekonomik olmayacağıdır. İnsanlığın parçalanmasındaki hakim çelişkinin kaynağı kültürel olacaktır. Dünya olaylarında ulusal devletler en güçlü aktörler olarak yer alacaklar, fakat küresel politikanın temel çelişkileri farklı uygarlıklardan olan uluslar ve ulus grupları arasında ortaya çıkacaktır. Kültürler arasında çatışma küresel politikaya hakim olacaktır. Uygarlıklar arasındaki fay hattı geleceğin savaş cephelerini meydana getirecektir.’
‘Batı, dünya hakimiyetini düşüncelerinin veya değerlerinin veya dininin yüceliği ile değil, fakat organize şiddet uygulayarak kazanmıştır.’

The Economist dergisinde yayınlanan bir yazı, niçin dünyanın her yerindeki bütün süpermarketlerin aşağı yukarı aynı mimariye, koridor düzenine ve ürün sıralamasına sahip olduğunu anneye anlatır gibi anlatıyor. ”Dekompresyon bölgesi” diye bir şeyin varlığı bile olayın geldiği bilim-kurgu noktasını ifade etmekte yetersiz kalıyor.
O kadar çirkin ki güzel, “cock” – horoz , “pussy” – tavuk. Bu video bi zamandır dünyaya yayılıp semiren Fransız prodüksiyon ekürisi Partizan’ın işi.
Müzelerde niçin flaşla fotoğraf çekilmez? Daha çok reprodüksiyon satmak için değil, gerçekten makul bir sebebi varmış. Bir de aynı yerde uyduları birbirine çarpmaktan alıkoyan şeyin ne olduğunu anlatan bir yazı daha buldum.
Chris Brennan ve silinen graffitilerin hazin estetiği
“Yemek Yemek Politik Bir Faaliyettir!”
“Ekonomi kelimesinin önünde ister sanayi ister bilgi olsun, kapitalizmin işleyiş mantığı üretim araçlarının özel mülkiyetine, artık-değerin yaratılmasına ve bu artık-değerin sermaye birikimine dönüşmesine dayanmaktadır. Bilgi ekonomisinde sistemin mantığı değişmemekle birlikte sermaye birikimi “bilgi birikimine” ve bilgi “kapitalistin sermayesi” haline dönüşmüştür.[...]“ “Enformasyon Emperyalizmi: Bilgi Ekonomisi” – Rana Adaçay… Bu şununla da örtüşüyor olabilir, ya da örtüşmeyebilir.
Bugünkü Radikal şöyle diyor: “Oyundaki bir karakterin Alevi olduğuna vurgu yapıldığı gerekçesiyle bazı çevrelerin tepkisini çeken “Yedi Tepeli Aşk” adlı oyunun gösterimine İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından ara verildi.” Çok kendimizi üzmeye sıkmaya gerek yok çünkü Fransız sinema endüstrisi de ırkçı çıkmış.
Gökhan Özgün benim de kafamı kurcalayan bazı konulara parmak basmış: “Ekonomik entegrasyon bu kadar kaçınılmazsa, en büyük tehlike, siyasi entegrasyonun gerçekleşmemesidir. Yani globalizmin en büyük tehlikesi, birilerinin vatandaş olduğu, birilerinin bir türlü vatandaş olamadığı büyük bir global imparatorluk yaratmasıdır. “
Amerika’lı Genç Müslümanlar “The Taqwacores” adlı romanla kendilerine yeni bir alt kimlik yaratıyor.