Dedemde çok gezerdi benim, o demişti bi keresinde: ‘Tanımak için bir memleketi, bir berberine gidiceksin, bir birasını içiceksin…’ Kulağımıza küpe etmişiz bu lafı ki, gitmeden rahat edemiyorum. Sordum, buldum, gittim ‘The Gambia’nın en lüküs berberine. Su yok tabi, jilet 3-5 bıçak değil… Kör bir ustura, şaşı bir usta, iç dekorasyonu görüyosunuz zaten. Traş bitti ‘Hay dedecim dedim, ne doğru söylemişsin…’
Birayı bir dahaki sefere…
t.
Send from my Turkish Iphone
Sevgili Kanzik ve etrafta okuyucuları,
Yaklaşık 2 aydır yine Gambiadayım. Cennet buralar.
Baya bi çevrem oldu burada, yeni aldığım ‘I phone’um ile az önce başkasına çektirttiğim digital fotoyu sizler ile paylaşmayı bir borç bilirim.
En kısa zamanda daha entel-hasan digital fotolar paylaşacağım.
Sevgi ile kalın.
tunç

Neler var şu ‘ebay‘de.
‘Selling my first digital camera, with 1.0mil certified digital tape storage and capable of image resolution up to 1 kilopixels. Cost $1,000 new, selling for $975 or nearest offer.’
09:45 am
İngiltere’de, ilk kez 2 domuz gribi vakası belirlendiği bildirildi. Domuz gribi Amerika kıtasının ardından Avrupa’da da yayılmaya başladı. Ama bize gelemez kiii :) Ne demişler? Her işte bir hayır vardır. Biz severiz domuzları, yemeyiz onları. Ben yine düm-düz bir mantık çizersem: Biz domuz yemediğimiz için Yunanistanda takılır kalır bu iş. İçiniz rahat olsun…
Hep cep telefonum aynı zamanda traşşş makinem olsun istemişimdir. Yıllar önce yakın dostlar ile bol küfürlü bir rakı sofrasında çıkmış olan bu çokomilk ve mantıksal fikrimiz en sonunda Çinli kardeşlerimiz tarafından hayata geçirilmiş. İlk duyduğumda kulaklarıma inanamadım, görünce içim rahat etti. Sipariş ettim bi tane, şimdi yolda büyük ihtimalle…
Benim gibi gözlerine inanmayan ve okuduğunu anlamayan tıklasın…
Bu aralar ‘İstanbul’ gugıllarsanız bu üstteki imaj ilk karşınıza çıkan imajlardan biri. Benim bildiğim İstanbul aşşağıdaki gibi valla. İllaki var bir ‘Dubailileşme’ ama bu kadarı da pes doğrusu. Kapatın şu ışıkları!

-Yorumsuz-

Can’ın kardeşi paylaşmış bunu benimle. Ama öyle Etrafta’ya koyayım diye değil (oluyor ya bazen). Sırf ben severim diye. Sevdim, ama üzüldümde sevişirken. Şöyle ki; Sevdim, çünkü bir kez daha gördüm memleketin ne kadar yaratıcı olduğunu, espri anlayış seviyemizin nasıl göklerde olduğunu. Üzüldüm, çünkü bir kez daha gördüm memleketin ne kadar yaratıcı olduğunu, espri anlayış seviyemizin nasıl göklerde olduğunu. Belki “biz çok gördük böylelerini” diyeceksiniz ama en güzeli budur bence.

Efenim, Onur Aynagöz postundan sonra bu post farz oldu. Bilen bilir Yaşar Alptekin şu anda bambaşka biri. Yaşar aynı Yaşar. Ancak karakter farklı, düşünce farklı, mantık farklı. Kimlik çok önemli bu hayatta. Asıl soru şu: Kimsin? Bunu bulmak, anlamak, kavramak ulu bir şey olsa gerek. Yapmış bunu Yaşar Alptekin. Kendisinin Hac’dan dönüşteki röportajlarına denk gelmişsinizdir. Detaylarda kaybolmayalım. Yaşar öyle mutlu, öyle gururlu ki. 80′ler Johnny Travolta dansçı kimliğinden eser yok. Travoltacılık halleri sadece filmlerde kalmıyordu zamanın artizlerinde, sokakta da bu dansçı kimliğine yakın takılıyorlardı. Kimine garip gelebilir ama, ben üstteki Yaşar Alptekin’i tebrik ediyorum, gerçek kimliğini bulduğundan dolayı.

Gazetecilik ve İnternetçilik birleşince ortaya ilginç haberler çıkıyor bazen. İllaki haber doğrudur bir şekilde, ama o resmi koyunca bana harbiden bir şeyler oluyor…
Kaymak: Hürriyet.com.tr

Geçenlerde TRT’ye bir e-posta gelmiş. Geldiği gibi piyasaya düşmüş. Aynen iletiyorum:
“Merhaba, ben Giresun’dan Muammer. Resimdeki benim, ben Süpermene benziyorum benlik bir rol olursa oynarım… Reklam, dizi, sinema”
Etraftaki blog kirliliği içinde illaki adam gibi koleksiyon yapanlar çıkıyor.
Tıkla: Bu mutluluk değil!

3 manyak yönetmenin bir araya gelip yaptığı bu filmi merak ile bekliyoruz…
tokyothemovie.com