
Kimi arkadaşlarımızın gözünde bölücü sorosçu liboş akpci fethullahcı algılanmamızın temel sebebi Taraf’ta, Ayhan Aktar, çağdaş Türk televizyon yayıncılığında(!) reyting kaygısının muhafazakarlığı geri besleme döngüsü ile hortlatan ana etken olabileceğine dair ilginç bir analiz yayınlamış. Şöyle diyor:
“Bundan yaklaşık on iki yıl önce, 28 Şubat günlerinde Ali Kırca en fönlü saçlarıyla akşam haberlerini sunarken “cennet vatanımızda irticaın nasıl hortladığını” ballandırarak anlatırdı. Tabii ki bu anlatı, Fatih-İskerderpaşa’da çekilmiş kara çarşaflı kadınların ve şalvarlı, eli tespihli, çember sakallı adamların görüntüleriyle desteklenirdi. Verilen mesaj çok netti: İslâmcılar azmıştı, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet tehdit altındaydı. Bunlara hadlerini bildirmek lazımdı. Rejimin bekçisi şanlı ordumuz gerekeni yapmalıydı.
Haberlerden sonra, o kanalın meşrebine uygun “Magazin Forever” programları devreye girerdi: Bu programların konusu şuydu: “Hangi manken veya uvertür şarkıcı kime takılıyor?” Sürekli tekrarlanan baldır bacak görüntüleri etrafında hangi gece kulübünde, hangi sonradan görme zengin, hangi mankenle görülmüştü. Bu programlarda habercilik adına, bir pespayelik sergilenirdi. Aslında, değişen bir şey yok. Magazin programları devam ediyor. Ekmeğini pislikten çıkaran ve kendilerine gazeteci süsü veren birileri hâlâ görev başında.
O günlerde, kendime şu soruyu sormuştum: Başbakan Çiller’in verdiği yetkilerle askerler tarafından 24 saat içinde köyü boşaltılan ve hayvanlarını kesime gönderip çoluk çocuk İstanbul’un Sultanbeyli gibi gecekondu mahallelerinde iki göz odaya sığınan ve tek eğlenceleri televizyon olan bir aile üzerinde magazin programlarının etkisi acaba ne olurdu?
Herhalde, magazin programlarını seyreden bir aile reisinin yapacağı ilk şey bu programların yer aldığı kanalların seyredilmesini yasaklamak, karısına çarşaf giydirmek ve eğer okul çağında kız çocuğu var ise onu okuldan almak olurdu. Gariban aile reisi büyük şehirde kendisini tehdit altında hisseder, şehrin merkezinden kaynaklandığına inandığı pisliğin kendisine ve ailesine bulaşmaması için tedbir almaya çalışırdı.
Ayrıca, sokakta gördüğü her başı açık, “çağdaş” görünümlü kadının o programlarda gördüğü “yollu hatun”lar gibi olduğuna inanıyordu. Magazin programları sayesinde, şehrin varoşlarında “ahlaksız İstanbul” önyargısı gelişiyordu. Tabii ki, önyargılar bir gün oya dönüşecekti. Nitekim, 2002 seçimlerindeki AKP’nin zaferinin temelleri 28 Şubat sürecinde atılmıştı. “
Devamı burada. İmaj ise son derece çiğ bir üslubu olduğuna inandığım, dolayısıyla yine bu aynı reyting kaygısı treninde 2. sınıf kompartmanda seyahat eden Studio Plastico isimli klibe ait.





09:45 am
