Bu aralar ‘İstanbul’ gugıllarsanız bu üstteki imaj ilk karşınıza çıkan imajlardan biri. Benim bildiğim İstanbul aşşağıdaki gibi valla. İllaki var bir ‘Dubailileşme’ ama bu kadarı da pes doğrusu. Kapatın şu ışıkları!
Walter Robinson tükettiğimiz ürünler üzerinden kimlikler yaratmamızla ilgili işler yapan bir sanatçı. Bunlardan çok yapıldı diyebilirsiniz, evet, ama ben hala Douglas Coupland‘ı da seve seve okuyanlardanım.
İngiliz bilimkurgu romancısı, sosyal yorumcu ve filozof James Graham Ballard‘ı ötedünyaya uğurlarken, kaç kişiye kendi isminden türetilmiş sıfat nasip olur acaba diye düşündüm. Distopik modernite, kasvetli ve barınmaya uygun olmayan insan yapısı ortamlar, teknolojik ve sosyal değişimlerin psikolojik etkileri gibi kavramlar yüklü bu sıfat, Ballard’ın tüketim, kitlesel eğlence ve güvenlik toplumuna karşı duyduğu iğrenme hissinin bir tezahürüydü. Empire of the Sun ve Crash gibi romanları ve daha ziyade ülkemizde bunların filmleriyle (sırasıyla Spielberg ve Cronenberg) ile ünlüydü ama asıl önemi tekil olarak yaptığı işlerle değil, kültürel jargonumuzun içine soktuğu fütüristik distopyalar ve proto siberpunk dünyalar ve müzik, sanat ve kültür alanında tetiklediği düşünsel birikimle ölçülebilir.
1982′de yaptığı bir röportajda : “Gelecekle ilgili kaygımı tek bir kelimeyle açıklayabilirim : sıkılmak. En büyük korkum: olabilecek herşeyin olduğu, heyecan verici, yeni ve enteresan hiçbirşeyin bir daha olmayacağı.. geleceğin engin ve itaatkar bir ruh banliyösü olacağıdır.” diyen sanatçı 2003′de de Britanya Monarşisinin verdiği şövalyelik ödülünü de “Tepesi ağır monarşimizi yaşatmaya yarayan sahte bir Ruritanya oyunu” diyerek reddetmişti.
Baudrillard‘dan sonra Ballard’ın da gidişiyle yaşadığımız dünyanın ticari ve baskıcı yönlerini göz önüne koyacak kanaat önderlerinden geride pek kimse kalmadı. Artık tek güvencemiz Somali’li ve İsveç’li korsanlar.
Daha fazla bilgi için Ballardian, Ballard’ın onuruna yaptığım müzikal seçki için undomondo.
Dönemdaşı Brigitte Bardot, yılların yıpratıcı etkisiyle bulldoglara benzediği halde ,hala taşlığını kaybetmeyen Jane Birkin; kırılgan güzelliği, naif tavırları ve ağlatan sesiyle bu akşam İstanbul’da sahne alacak. Biletler biraz tuzlu olsa da gidip görmek gerekiyor zannımca.
Yeryüzünde köftenin üzerine bu kadar gidilen başka bir yer daha yoktur diye tahmin ediyorum. Her köşede, her caddede, mümkün olan her boşlukta birileri daha iyisini yaptığını iddia ederek bir köfteci açıyor. Keşke sırf köftecilerden oluşan bir sokak olsa da er meydanı kafasında birbilerine meydan okusalar, kapışsalar, köfeteler havalarda uçuşsa… sevgi, kardeşlik, barış, mutluluk, huzur içinde köfte yesek hep beraber mesela.
Sapına kadar gerçeğim. Hatta bence Tarkan’dan bile daha gerçeğim. Tek problem, internette yaşıyor olmam. Adım üstümde ‘Dijital Pop Star’. Halk haklı tabiki, görmek istiyor. Biliyorsunuz insanın görmediği bir şeye inanması zor oluyor bazen.
Tarkan’dan bile daha gerçeğim derken?
Tarkandan daha gerçek derken aslında şunu demek istedim, Tarkanıda hep dijital görmedik mi? Kaçımız dokundu bu adama? Adam Amerikaya gitti, klip yaptı yolladı. Bizde eyvallah çektik, izledik. Yada dev ekranda gördük konserinde. Askere bile dijital gitmedimi adam? Bütün bunların üstüne o ne yaptı? ‘Oynama Şıkıdım Şıkıdım’ dedi, oynadı gözümüzün önünde. ‘Yakalarsam Muck Muck’ dedi, bekle bekle öpücük möpücük yok! Kusturdu bizi aynalara. Vermeden bir mesaj, göstermeden gerçek kendini, boyadı bizim gözümüzü bu starlar. Diyeceksiniz ki vermek zorundamı mesaj? Değil elbette, ama niye verdi o zaman ilk çıktığında? Adam çıktı ‘Kıl Oldum Abi’ dedi. Bundan daha büyük bir mesaj yok! Ben de diyorumki: E hani ben senin abindim? Hani kıl olmuştuk? Ne olduk şimdi? Oyanama, öpücem falan??? Anlıyomusun?
Geçmişteki pop müzik sanatçıları ile günümüzdekiler arasındaki size göre en büyük fark nedir?
Ne kadar geçmişten bahsettiğimiz ile alakalı aslında bu soru. Ama genel cevap verecek olursam, en büyük fark geçmişteki starların daha özgün ve yaratıcı olmaları. Geçmişten günümüze geldiğimizde, radyo ve televizyonları açtığımızda, işler değişiyor. Özellikle Türkiye’de medyanın bu starlar sayesinde büyük güç kazandığını ve yine bu starlar yüzünden kalitesini kaybettiğini görüyoruz. Medya belirli bir kitleye hitab ediyor, bu kitlenin büyük bir kitle yada küçük bir kitle olması çok mühim değil. Asıl konu kalitenin, özgünlüğün yavaş yavaş kaybolması. Bunların hep bilinçli yapılan hareketler olduğuna inandım, inanıyorum. Umarım düzelir diyeceğim ama malesef ümidimiz internette gözüküyor ki oraları da sansürlüyebiliyorlar artık.
Kurak But’u insanlar nerelerde dinleyebilirler? Konser ve benzeri etkinlikleriniz oluyor mu, bir yerde sahne alıyor musunuz?
Şu an için sadece internetteyim. 15 günde bir yeni bir parça yüklüyorum. Başta etrafta.com olmak üzere bir takım bloglarda parçalarım ve videolarım yayınlanıyor. Bana ulaşmanın en kısa yolu Google galiba. Özellikle Facebook hesabımdan beni sevenler ve sevmeyenler ile birebir iletişime geçiyorum. Bu birebir iletişimi dönemin starları yapamadı mesela, kendimi şanslı hissediyorum. Canlı performans teklifleri var. Dijital bir star olduğum için, o normal izlediğimiz showlar gibi bir olay zor. Ama insanları benim için bir noktada toplayabilirsem, unutamayacakları bir gece yaşatacağıma and içiyorum. Parçalar Ankara ve İstanbul’da olmak üzere 90′lar partilerinde çalındı. Bu tip performansları ben ‘Yarı Canlı, Yarı Heyecanlı’ olarak tanımlıyorum. Tam heyecanlı olanını bende merakla bekliyorum.
Kurak But’un sadece internette yaşamasının dijital olması dışında bir sebebi varmı?
Bildiğiniz gibi 90′lardaki özel radyo ve televizyonların açılması olayı ile patlayan popüler kültürümüz kontrolsüz hale geldi ve halen bunun sıkıntısını çekmekteyiz. Ben bu patlamanın kontrolsüzlüğünü şöyle ifade ediyorum: Bu kanalların açılması bize yorum yapma fırsatı verdi. Güzel, çirkin, şişman, zayıf, yetenekli, yeteneksiz herkes kendini bu kanallarda ifade etmeye çalıştı… Ama bir problem vardı, bize yorum yapmayı öğretmemişlerdi okullarımızda. İş böyle olunca olay kontrolden çıktı. Tam o arada internet canavarı denen şey çıktı ortaya, bütün bu starların kökünü kuruttu, mp3 kültürü çıktı, indirmeler başladı, kasetler satmadı, şirketler battı. Bu kıyamet benim işime yaradı, zamanın starları ne yaptı ise ben günüme uyarladım. Bloglar benim gazetelerim, forumlar Magazin programlarım, video portalları ise televizyonum oldu. Uzun lafın kısası o korktukları internet benim promosyon aracım haline geldi.
Sizinle birlikte günümüze gelecek başka Kurak’lar olacak mı önümüzdeki günlerde?
Başka Kurak olacağını sanmıyorum, olsada çok kötü bir kopyası olur gibi geliyor bana. Yanlız şunu söyleyebilirim: Pek yakında ‘Dilek Tut’ adlı bir arkadaşım ile bir düet planımız var. Halen fikir aşamasındayız. Nasıl? Ne zaman? Bilmiyorum, pek yakında diyeyim siz anlayın.
Yıllar önce hazırlanmış bu duvar uygulamasının yağmurla, suyla, tozla, çamurla, isle, kurumla, dumanla, sesle, havayla, rüzgarla aşınması/paslanması/eskimesi çok hoşuma gidiyor.
Geçen gün attığım Fars Funk postunun yorum kutusunda başlayan muhabbet üzerine Hızırımız Kabus Kerim hemen yetişip yarım saatlik bir Fars Funk toplaması yaptı. Adını 1 koymasından gerisinin de geleceğini düşünmeye başladım bile. İran’lı dostlarımıza selamlarla.
Fars’tan Funk 1
1.Havar Havar - Kourosh Yaghmaei
2.unknown track - unknown artist
3.Khodaye Asemoona- Toofan
4.Kavire Del - Marjan
5.Roodkhooneha - Ramesh
6.Eshghe Man - Farzin
7.Mahigir - Maziar
8.Misafere Gharib - Homeyra
9.Nazr - Beti
10.Talagh - Googoosh
bonus track
11. Reyhan - Kourosh Yaghmaei
Sevgili Sakurako Shimizu 18K altından 1981 Atari işlemcisini bir yüzüğe yerleştirmiş, ses dalgalarını kullanarak broşlar, kolyeler yapmış. Çok hoşuma gitti. Sizlerle paylaşmak istedim.
Sakurako’nun web sitesi: http://sakurakoshimizu.blogspot.com/