Kombinezon #2: Erke dönergecine ne oldu?
Yazar: Boran GÜNEY 1 yorum 9 November 2008
Etiketler: kombinezon, tam olarak oturmadı ama zamanla düzelir
Yazar: Boran GÜNEY 1 yorum 9 November 2008
Etiketler: kombinezon, tam olarak oturmadı ama zamanla düzelirTürkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara’da yasama işiyle vazifeli kurumumuz. Mavi çatısı ile tüm çevresinden sıyrılan bir mimari eser. İmajı bulan Emre Güven örümceğe benzetti, Tunç geyiğe.
Yazar: Boran GÜNEY 3 yorum 9 November 2008
Etiketler: imgesel projeksiyon, meclis, mimari, politikaO bana ne yapacak diye merak ederken sordum kendi kendime:
‘Ennayetinde bir Amerikalı değil mi kardeşim Obama? Ne yani 3 gün önce nefret ettiğimiz Amerikayı şimdi siyah başkanları var diye tekrar seviyor muyuz? Bu kadar kolay mıydı yani bu iş? Bu da bir nevi ırkçılık değil midir yani? Unuttuk mu yani adamların bütün yaptıklarını/yapacaklarını? Değişecek mi yani şimdi bütün dünya bir siyah başkan ile? Kurtaracak mı yani bu 47 yaşındaki siyahi adam beni, seni, onu? Rastlantı mı yani ekonomik kriz arkasından siyah başkan? Değil mi yani şimdi bu bir Amerikan rüyası? Bu değil mi idi zaten dünyayı kurtarılmış gibi gösterecek en güzel senaryo? Yine mi olacağız bir filmin parçası?’
Diye düşünenler kaleye mum diksin…
Kolaj:tunctunctunc
Yazar: tunctunctunc 2 yorum 8 November 2008
No tags for this post.Bir-grup-sinema-severin neredeyse tamamen kendi imkanlarıyla organize ettikleri ve bu yıl 14üncüsü düzenlenen L’Etrange Festival Strasbourg Film Festivalinde bu yıl iki Türk filmi gösterildi. Birincisi daha önce Etrafta okuyucularıyla paylaştığım Can Evrenol‘un “Sandık” adlı kısa filmi, diğeri ise yönetmenliğini Yılmaz Atadeniz’in 1967 senesinde çektiği “Kilink Uçan Adama Karşı” adlı dünya çapında ünlü Fantastik/Z-sınıfı yapım.
Can Evrenol’un festival izlenimleri buradan okunabilir.
Yazar: Çağlar Kanzık 5 yorum 7 November 2008
Etiketler: film, film festivali, kilink, Sinema, yılmaz atadenizMurat Üstüner (NTV) paylaştı, aynen copy/paste ediyorum.
Tam etraftalık bi haber,
BATMAN Belediye Başkanı DTP’li Hüseyin Kalkan, dünya gişe rekorları kıran ‘Batman’ filminin yönetmeni Christopher Nolan’a, Batman şehrinin adını izinsiz kullandıkları gerekçesiyle dava açmaya hazırlanıyor. Kalkan, “Davayı önümüzdeki süreçte filmin çekildiği ABD’de açmayı planlıyoruz” dedi.
ABD’li yönetmen Christopher Nolan’ın yaptığı ‘Batman’ filminin adının Batman şehrine ait olduğunu ve isim hakkının da kendilerinin olduğunu savunan Başkan Kalkan, konuyla ilgili hukukçuların çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Kalkan, şunları söyledi:
“3 yıl önce Yılmaz Güney Sinema Salonu’nu açarken, dünyada gişe rekoru kıran Batman filmiyle açmayı planlıyorduk. Fakat sinemanın adı Yılmaz Güney olduğundan usta oyuncunun filmiyle sinemamız açıldı. Dünyada bir tek Batman var. ABD’li film yapımcıları ilimizin adını bizden habersiz filmlerine yansıtmışlar. Batman’ın adını kullananlardan davacıyız. Bu davayı gerekirse de ABD’de de açacağız.
Kolaj: tunctunctunc
Yazar: tunctunctunc 4 yorum 7 November 2008
Etiketler: batman
Espriyi açıklamaya gerek olmadığını düşünüyorum. Julian Wolkenstein
Yazar: Elit Milli Yorum yaz 6 November 2008
Etiketler: fotoğraf, kavramsal, sanatÜlkemizde de büyük heyecanla izlenen 24 adlı TV dizisinde 2001 senesinden bu yana toplam 6 sezon (7yıl) boyunca Amerikan başkanı rolünü dönüşümlü olarak zenci/siyahi/afro-amerikalı oyuncular oynadı. ABD’de tüm TV programları içinde en çok seyredilen dizi oldu. Bir ton Emmy ödülü topladı vs. Halen Amerikan halkının gönlünde/gözünde büyük bir yere/konuma sahip olan bu dizinin de Obama‘nin seçilmesine az da olsa bir etkisinin olduğunu düşünüyorum. En azından seçmenin gözü benzer görünümde ve kalitede liderlere alışıktı.
Fotolar google’dan.
Yazar: Çağlar Kanzık 4 yorum 6 November 2008
Etiketler: amerika, Obama, politika
Ve Obama seçildi. Aramızda “Obamacynicler”, “Obamaseptikler” var bunu biliyorum. Hele Ermeni, Kıbrıs ve Kürt Sorunu’ndan oluşan kendi fantastik evreninde yaşayan Türkiye’liler için belki de hiçbir şey ifade etmiyor ama senatörlüğe seçildiği 2005 yılından beri onu takip eden ve onun yeni nesil yöneticiliği ve geleceği simgelediğini düşünen benim gibiler için bugün çok önemli ve ilham verici bir gün.
Birgün ayakların baş olabileceğini bize gösteren Obama, gençliğinden beri grassroots aktivist hareket içinde olması nedeniyle, gerçekten de değişim isteyen Amerikan halkının içinden çıkmış bir karakter. Her ne kadar Amerika gibi 400 milyon kişinin hayatta kalmaya çalıştığı ve sayısız güç odağının egemen olmak için mücadele ettiği kaotik ve kompleks yapıların bir kafadan yönetilebileceğini zanneden sosyolojinin s’sinden politikanın p’sinden anlamayan insanlar yeni komplo teorileri üretecek olsa da Amerikan toplumu istediği değişime yine kendi içinden çıkardığı bir karakterle ulaşmaya çalışıyor.
Bu tip insanları “Amerika’nın politikası belli usta, devlet politikası değişmez, Amerika’yı CIA yönetiyor” ahkamını keserkenki eminliklerinden tanıyabilirsiniz. Kısır hayal güçlerinin esiri olmuş bu insanlar bu tip hareketlere hep burun kıvırır ve altında birşey arar. Bir sene önce de “Amerika’da zenci hayatta başkan olamaz aga” diyorlardı hatırlayın, ama 85 milyon dolar seçim yardımını bir kenara itip, “bu elimizi lobilere bağlar bu kampanyayı biz kendi paramızla yapacağız” diyen bu adam bizlere bir amaç uğruna birlik olmuş insanların karşısında hiçbir gücün duramayacağını yeniden hatırlattı.
Yürüttüğü inanılmaz seçim kampanyasının başarısı bize yıllardır sayısız kanun değişikliği teklifine imza atmış bu çalışkan politikacının, yönetişim adına neler yapabileceğini gösteriyor. Seçim sonrası “oyunu henüz kazanamadığım insanları da dinleyeceğim hem de en zıt fikirleri söyledikleri anlarda en çok” diyen bu adam gelecek yüzyılın yönetim tarzını simgeleyen ilk büyük lider, eminim ki 21. yüzyılda bu vizyona sahip başka ülkeler de kendi liderlerini çıkaracak. Sosyal evrim günümüz dünyasında bunu gerektiriyor. Global dünyayı ve bunun getirdiği yeni sorunları kavramış, ülkesinin çıkarlarını dünyanın çıkarlarıyla beraber gören, adil, dürüst ve insancıl liderler.
Bunu ilk başaran ülkenin Amerika olması çok doğal. İsterdim ki sağdan soldan duyduğu “Emperyalizme hayır” ile Amerikan karşıtlığı yapıp kendini tatmin eden gençler bugünün önemini idrak edebilseydi ve bir çok hatasına ve günahına rağmen, özgür düşüncenin hüküm sürdüğü Amerika’nın olanca borcuna ve batmış ekonomisine rağmen neden hala dünyanın lideri konumunda olduğunu anlasalardı. O zaman belki bizim de gelecek için biraz umudumuz olurdu.
Jack Rose & The Black Twigs - Revolt
Yazar: Elit Milli 11 yorum 5 November 2008
Etiketler: macera dolu amerika, politikaO gece Babylon’da kendinden geçenler arasında Mert Karahasanoğlu da vardı.
Foto by The Kivanc
Yazar: tunctunctunc 2 yorum 4 November 2008
Etiketler: Istanbul NaytlayfMichael Wolf‘un “Transparent City” adlı fotoğraf serisinden ve sanatçının aynı seriden seçtiği bazı detaylar.
Yazar: Çağlar Kanzık Yorum yaz 4 November 2008
Etiketler: fotoğraf, sanat, WolfSevgili Enis Üçer’i yaptığı güzel ortalarla hatırlıyoruz. 2006 baharının ilk günlerinde Kilyos.
Yazar: Onur AYNAGÖZ 1 yorum 4 November 2008
Etiketler: fotoğrafTokyo doğumlu Londralı Natsuko Seki’nin oldschool ilüstrasyonları. Diğer Londra temalı işleri de eski Almanca/İngilizce gramer kitaplarını andırıyor.
Yazar: Elit Milli 5 yorum 3 November 2008
Etiketler: ilustrasyon
Çok kıymetli Türk photoessay (üzgünüm TDKcılar Türkçesini bulamadım) sitesi fotoröportaj‘da yayınlanmış Bülent İzci’nin Canlı Pazar adlı dosyasından. Diğer dosyalara da muhakkak bakın şu ana kadar Türkiye’de gördüğüm en başarılı sosyal fotoğrafçılık oluşumu.
Yazar: Elit Milli Yorum yaz 2 November 2008
Etiketler: fotoğraf, hayvanlar alemi, siyah-beyaz, TürkiyeMTV’den de bildiğimiz işleri olan ilüstratör Serge Seidlitz tarihte kadın hakları temalı bir “Snakes ‘n Ladders” board game tasarlamış, ikinci resim ise Lemmy kontenjanından dahil oldu.
Yazar: Elit Milli 1 yorum 1 November 2008
Etiketler: ilustrasyon, popüler kültürAktivist sanatçı Packard Jennings (respect!) ile ilgili Türkçe bilgi bulamadığım için kendi yazmış olduğu metni aynen aktarıyorum:
“My art is born from a sense of blanket disenfranchisement; be it my feeling of powerlessness in the face of mega-corporations, my disgust with the stewardship of our country, or my broad ideological separation from American fundamentalism. I make work that delves into the realm of activism, not only to connect with individuals in provocative and meaningful ways, but also to recast my role in the system. I often put my work out into the world for chance interactions with people; this involves ad hoc installations and subversive infiltration of public and semi-public spaces, where the pieces are left to their own fate. I employ humor as a device for lowering a viewer’s guard to the reception of difficult content.”
Diğer işlerine de buradan bakabilirsiniz.
Yazar: Aslı KURİŞ 3 yorum 31 October 2008
No tags for this post.