‘urban’ için yapılan aramanın sonuçları:

Kurban Bayramı

Can Evrenol’un içinde bulunduğumuz günlerle ilgili “Kurban Bayramı” adlı kısa filmi buradan izlenebilir.

Aşağıya kendisinin film ile ilgili fikirlerini koyuyorum:
“Kurban Bayramı adlı 6 dakikalık bu kisa filmde ülkemizin uğradığı tecavüzü sembolize eden bir hikaye yarattık. Kurbanlık koyun metaforunu kullandık. Amerikan dış politikasıyla, Büyük Orta Doğu projesi içindeki statejik yeriyle, dini sömürenler ve politikaya alet edenlerle, ülkemizdeki kültür erezyonuna ve karanlık geleceğimize işaret ettik. Evlerimizin içine, akşam yemeklerimize baş misafir olan televizyonu biz de hikayemizde baş köşeye oturttuk. Hikayemizin sonundaki terorün de kimliği mechul kalmasını ve bize Irak savaşı esnasında televizyonlardan yansıyan en korkunç dehşetleri hatırlatmasını istedik.”

Hepinize İyi Bayramlar sevgili etrafta okuyucuları.

1 comment December 8th, 2008

Urban tabiat

agacli bina 1

agacli bina 2

January 29th, 2008

Urban Curators fenomeni

urban curators

urban curators

urban curators

Fenomen dememin sebebi bugün internette gezdiğim, birbirinden alakasız 5 sitede birden yayınlanmış olması. Gayet ilginç ve demokratik bir hareket olan Urban Curators, kentsel çürümeyi estetitize etmeye çalışıyor. Harekete katılmak serbest, eline bir dijital fotograf makinesi ve çerçeve geçiren herkesi bekliyorlar.

February 18th, 2007

My Grandmother

my-grandmother

Etrafta dostu Can Evrenol’un birkaç ay önce bitirdiği kısa filmi ‘My Grandmother’ı görmeyenler aşağıda Can’ın sitesine girip izleyebilirler. Can’ın kan/vahşet/dehşet seven biri olduğunu sakın unutmayın; ona göre dikkatli seyredin. Ben Can’ın daha önceki filmlerini bildiğimden, bu filmde de istediğim dozda bir gerilim/heyecan aldım. Hatta bu filmin ‘Kurban Bayramı‘na göre daha hoşuma gittiğini söyleyebilirim.

Ayrıca Can’ın da yazar olarak katıldığı çeşitli ‘öteki/kötü’ filmler hakkında yazılar yazıların yazıldığı, yorumların yapıldığı çok sevdiğim Öteki Sinema adlı blogun da bağlantısını veriyorum.

Can Evrenol – My Grandmother
Öteki Sinema

May 6th, 2009

Patrick Tsai

101

20pt

271

Tayvan asıllı Amerika’lı fotoğrafçı Patrick Tsai‘nin Çin’in olimpiyat öncesi (ve her daim baki olan) arada kalmışlığını fotoğrafladığı Modern Times adlı seriden. Çin’den urban manzaralar için flickr‘ını takip.

January 22nd, 2009

Vesikalık Şablonlar

psdkyafetlerbyhorizonew1

vesikalik_turban

Halihazırdaki fotoğraflarınızı montajlayıp vesikalık hazırlayabileceğiniz şablonlar. Google’da “vesikalık” yazıp arattığınızda görseller arasında çıkıyorlar…

7 comments January 8th, 2009

İkonlar da ölür

Dünyanın gelmiş geçmiş en güzel, en cesur ve en çok arzulanan kadınlarından, pin-up kraliçesi Bettie Page 85 yaşında ölmüş.  Page’in, daha televizyonda aynı yatakta yatan çift göstermenin ayıp, sigara içmenin sağlığa yararlı sayıldığı yıllarda kadının cinsel özgürlüğü adına çok önemli bir ikon olduğunu düşünen de var, tam tersi metalaştırılmış arzu nesnesi kadın geleneğinin bir kurbanı olduğunu da.  

İmajlar için google sağolsun

3 comments December 20th, 2008

Tahran Bienali

1’incisinin Istanbul da yapıldığı Serhat Köksal’ın küratörlüğünü üstlendiği Tehran Bienali Berlin’de uluslararası izleyiciye kapılarını geçtiğimiz hafta açtı. Bendeniz 2/5BZ‘nin davetlisi olarak orada bir işim ile boy gösterme fırsatına erişirken, etrafta için gözlem yapmayı da ihmal etmedim. Daha çok doğuluların sanat festivali kıvamında, tamamen dış desteksiz yapılmış yeraltı bir duruş idi Tehran Bienali. Hareketli görsel ve hareketsiz işitsel ağırlıklı seçilmiş işlerin arasında dikkatimi çeken 3 durum oldu ki bence bu isimleri pek kısa zamanda daha fazla duymaya başlayacaksınız.

Gudubik

1 Türk, 2 Hollandalı ve 1 Lübnanlı’dan oluşan grup isimlerinden, ve resimlerinden anlaşıldığı üzere deneysel dub müzik yaptıklarını söylüyor. Grubun asıl adamlarından olan Ülkem uzun sene Istanbul’da yaşamış bir Adapazarlı ‘Ben müzik falan okumadım, ama kulağım varmış, elimizden geldiğince bir şeyler yapıyoruz’ derken sigarasından bir nefes alıp soundcheck yapmaya gidiyor. Serhat Köksal, Gudubik’i internette keşfediyor ve diyor ki ‘Abi bayıldım sizin bas ve davulun uyuşmamasına… Ne garip bi soundunuz var gelsenize Berlin’e’ demesi ile Gudubik atlıyor geliyor Berlin’e ve 3 gün sahne alıyor entel-hasan muzikleri ile, gayet keyifli. Gudubik websitesine burdan uçabilirsiniz.

Utku Tavil

E biz yaşlanmışız tabii, Utku 20 yaşında fişek gibi bir Türk genci. İtalya’da müzikoloji okuyor, müzik ile doğmuş, müzik ile öleceğim diyor. Konvansiyonel müziğe karşı değil ama en güzel Rock’un, Pop’un, Jazz’ın yapıldığını söylüyor ve sınırları kendi beatlerini oluşturduğu, kabloları ‘Bizzzt Bizzzt’layarak lapınıntopunun mouse’unda parmaklarını gezdirerek zorluyor. Benim tabirim ile ‘Resim Yapıyor’ yarattığı sesler ile. Utkunun istanbul’da da yürüttüğü ‘LIMBO’ isimli bir projesi var, Myspace‘ine bir göz atın.

Ballgard

İranlı bir funk rock grubu. Bu adamlar anlatılmaz aslında yaşanır. Her birisi eski Romen futbolcular gibi başka mesleklere sahipler aslında. Grup şu anda Kanadalı bir label tarafından Amerikan müzik piyasasına sunulmuş. Iran’daki rejimden dolayı hiç bir şekilde müziklerini sergileyemiyorlar. Evlerinin altında calışmalarına devam ediyorlar. Biri bankacı, diğeri bir şirkette çevirmen, biri memur en genci öğrenci. İşin aslı gayet ‘Pop’lar, ilk gördüm ne işi var dedim bunların Bienal’de. Ama bu adamlar ile konuşup hikayelerini dinleyince yaptıkları işin tadı değişiyor. Solist bir aile babası, diyor ki: ‘Karım benim burada bu karateci kıyafetleri ile şarkı söyleyip dans ettiğimi görse kalp krizi geçirebilir, müzik benim hobim aslında’. Ballgard ne kadar bu işi hobi gibi gorse de, grup Tehran Bienal’in hit projesi idi. Adamların ne web sayfası var ne bir şeysi. Google a Ballgard yazın, bakının…

Festival, pardon! Bienal şu an halen devam etmekte Berlin’de. Yolunuz düşer ise mutlaka uğrayın.

November 29th, 2008

SAGMEISTER, My Master

5 kuruş etmezmiş şu bizim Sagmeister! Biliyorum ki bir çoğumuz biliriz bu ismi. Adını bilmeyen işlerini bilir bu adamin illa ki. Hiç bilmeyenlere de duyurulur, grafik tasarımın haşarı popüler çocuğu diyor bir dizayn dergisi onun icin. İşleri öylesine kendine has ve çarpıcı ki kimse kopyalayamıyor yada tahtına yaklaşamıyor bu adamın. Grafik dünyasının ‘Michel Gondry’si diyorum ben ona. Seviyor kendine has efektleri ile iletişim kurmayı Stephan Sagmeister.

Her güzelin bir kusuru var demişler, her ne kadar halen başarılı ve etkili olsa da popüler bir kimse kendisi. Kalkmıyor yerinden artık eskisi gibi. Yani kalkıyor kalkmasına ama genelde uçak ile, o konferanstan bu sergi açılışına… Popülerlik zor iş vallahi, düşman başına.

Onur’un dünkü postunda bahsettiği Sagmeister’ın paralar ile yaptığı enstalasyonun etrafında ufaktan bir proje yapma olasılığım oldu geçenlerde. Genç bir tasarımcı olarak Amsterdam’da yaşadığımdan yakınım doğal olarak tasarım ortamlarına. Bir e-mail aldım bir kaç ay önce, şöyle diyordu Sagmeister’ın PR’cıları, Sagmeisterin sesinden:

‘Efenim, üstadın hayalindeki işlerden biri olan 250,000 euro cent in biraraya gelmesinden oluşan bir text enstalasyonu yapılacakmış. Bu enstalasyonun yapılması için çok saygıdeğer Sagmeister’in benim gibi Amsterdam’da yaşayan genç ve enternasyonal tasarımcıların desteğine ihtiyacı varmış. Eğer ki vaktimiz var ise onun bu yeni işine gönüllü yardım etmemiz mümkün müymüş?’

Dedim ki; Allah! yıllardır beklediğim o an geldi!!! Sagmeister buraya geliyor, burnumun dibine ve onun bir işinde öyle ya da böyle bir çalışma fırsatı. İnanamadım gözlerime. Hemen cevap yazdim e-mail ile.

‘Ne demek müsait misiniz sayın Sagmeister? İlla ki var vaktimiz, yer ve zaman belirtirseniz.’

Günlerden o gün geldi çattı. Hazırlandım kafamda güzel bir şekilde. Gittim enstalasyonun olacağı yere. Üstad büyük organizasyon kurmuş. 250.000 tane euro cent renk tonlarına göre ayrılmış. Yazılmak istenen text dizayn edilmiş ve karelere bölünmüş. Biz toy tasarımcılara şemalar hazırlanmış. Şema söylüyor sana nereye hangi ton euro cent i yerlestireceğini. Yapıştırma yok. Bırakıyorsun parayı durması gerektiği yere. Kolay iş yani, pek yaratıcılık gerektirmiyor. Örgü örmek gibi birsey, kendisi yaratmış deseni.

Yere yazılacak olan tekst şöyle.

‘OBSESSIONS MAKE MY LIFE WORSE AND MY WORK BETTER’

‘TUTKULAR HAYATIMI BETER VE İŞLERİMİ GÜZEL YAPIYOR’

diye tercüme etmeyi tercih ettim.

Bana da verdiler bir kare taş ve farklı tonlarda dört kap euro cent, başladım gorevimi yapmaya. En güzel şekilde yapıyorum ki Sagmeister gelip kontrol edicek bakacak diye. Şurda tek ‘Türk’ tasarımcıyız üstadın işine yardım eden, memleketi adam gibi temsil edelim hesabı. Ben ve diğerleri çalışıyoruz haldır haldır, koyuyoruz paraları ard arda. Ama ben kesiyorum üstad geliyor mu diye arada. 1 kare bitirdim, ikincisine gectim üstad hala yok. 3ncüye geçmeden o bana ilk başta kapları veren, herkese ne yapacağını söyleyen, üstadın asistanı olduğunu tahmin ettiğim ‘JOE’ yu gördüm yeni gelen kızlara ne yapılacağını tekrarlarken. Dayanamadım,
joe dedim: Where is sagmeister?
Joe dedi: He is in Japan.
Tunç: ???


Sagmeister Inc. from tunctunctunc on Vimeo

Ne Japonyası ya? Ne alaka ya? Hayallerimin suda yıkandığı andı o an.
O sırada ‘JOE’ bağırdı:

‘OK guys LUNCH time!’

Ben dedim: Siz gidin kardeşim ben çalışacağım. Herkes yemeğe gitti. Ben kaldım koca meydanda Sagmeisterın son şaheseri ile başbaşa. Gösteremeyecektim Türk’ün gücünü üstada, o yoksa benim ne işim vardı burada? Aslında kırılmıştı kalbim ucundan acık. Yani üstadsan üstadlığını bil kardeşim, gel dur işinin başında. Hadi CD kapağını yaptır yanındaki asistanlarına ama gel şuraya en azından 5 dakika. E be üstad koskoca enstalasyon, bilmiyorsun ki manyağın teki çıkıp yanlış bir şey yapar mı?


Sagmeister Teaser from tunctunctunc on Vimeo.

Böyle bir güzel hainlik yaptım kendimce ve uzaklaştım bu samimiyetsiz tasarım ortamından gizlice. Tasarım Anarşizmi mi dersiniz? Milliyetçilik mi dersiniz? Egoistlik mi dersiniz? Adını siz koyun, bizim 5 yeni kuruşu ben koydum bile Sagmeister’ın 300.000 euro centten yapılmış deseninin göbeğine. Bu kimi için küçük bir adımdır ama Türk tasarımı için mübareke.

Sagmeister imajları hariç,
yukarıdaki tüm imajlar, videolar ve montaj:Cep telefonum
Soundtrack: Marina Taldic
Cep telefonum: Sony Ericsson w810i

Meraklısına: Sagmeister’ın en son işlerinin bulunduğu kitabi (üstten 3ncu imaj)
‘Things I have learned in my life so far’ piyasada.
İlk baskısını bitmeden internetten sipariş edin derim. Baya keyifli yapmış yine üstad. Birşey değil 30 dolarcık…

Meraksızına: Yukarıda izlediğiniz çalışma etrafta.com için özel olarak yapılmıştır. Her hakkı saklı falan değildir. Herhangi bir yerde bunun bahsi geçebilir ve geçmelidir. Bu tip hareketler burada devam edecektir.

tunctunctunc, 2008, Sagmeister Attack!, etrafta.com

not: Aşağıdaki, o tüm yukarıdaki hikayeyi anlattığım 1 dakikalık video Sagmeister Inc. e yollanmak üzere yapılmış ve yollanmıştır.


SAGMEISTER, MY MASTER from tunctunctunc on Vimeo.

Sagmeister, My Master
Güfte ve Beste tunctunctunc
Müzik Marina Taldic

Sagmeister Projesinin Detayları için tıkla

10 comments September 24th, 2008

Sanat dostu Amsterdam polisi




Amsterdam Deneysel Tasarım Haftası” (?) dahilinde Stefan Sagmeister’in 250.000 adet demir parayı müridleri olduğunu tahmin ettiğim bir gurup gence yapıştırtarak oluşturduğu deneysel tasarım polis tarafından 20 saat sonra kaldırıldı. Olayın gelişimi ise çok komik. Yerleştirmenin yapıldığı bölgedeki apartman sakinlerinden biri yoldan geçenler tarafından küçük küçük parçaların kopartılıp cebe atıldığını görünce polisi aramış ve bir sanat eseri hırsızlığı bildirmek isiyorum demiş. Olay yerine gelen polis sanat eserini korumak için kaldırmış. Haaaaa hahahahahahah… Sanat dostu bile olsa polis yine polis.

Gelelim söz konusu işe… Bunun neresi deneysel anlamadık bir kere. Bir adam 20 senedir ot la bokla dandik cümleler yazarak nasıl güncel kalıyor onu hiç anlamadık. Bozuk paralarla aynı şekilde yapılmış dış mecra reklamları bile gördük. E hadi biraz yenilik. Sıkıldık artık.

9 comments September 24th, 2008

« Önceki haberler


Takvim

June 2017
M T W T F S S
« Mar    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler