Amerikan asıllı İstanbullu sanatçı / fotoğrafçı / yönetmen Alex Waldman’ın işlerini Etrafta’ya koymak için ondan Mayıs ayında almıştım. Tam 3 ay önce bana verdiği PDF dosyasını üşengeçlikten -evet üşengeçlikten- bugüne kadar Jpg’e çeviremedim. Daha önce Tershane‘de veya İstanbul sokaklarında işleriyle karşılaşmış olabileceğiniz Alex’in bir çoğu politik eleştiriler taşıdığı kadar “eyecandy” gibi de çalışan kolajları, “Photoshop öncesi” ve “Photoshop sonrası” olarak iki döneme ayrılabilir. Benim favorim, sade ve güçlü grafik dili ile görece daha karanlık ve bulanık dijital döneme göre çok daha okunaklı ve cazip bir lezzet veren photoshop öncesi dönem işleri.
Kesik kameralar şu anda Deutsches Technikmuseum Berlin‘de devam etmekte olan sergiden. ISO50‘de az önce gördüm. Özellikle en üstteki objektifin hareketli parçalarının uzay gemilerinde görmeye alışık olduğumuz (evet uzay gemisi gördüm ben) kaotik ve pazılvari mimarisi çok etkileyici.
Bobiler.örg‘ü az önce keşfettim. Biraz Something Awful, biraz Hafriyat, biraz Sezyum kafasındalar, genel olarak fotoşop işleri diyebiliriz. Eğlenceli, az politik, pop-kültür güzellemeleri. Bakınız.
Etrafta kankası John Goo’nun en son müzik beslemesi için aşağıdaki oynatıcıdan faydalanabilir yahut onun da altındaki bağlantıya sağ klik ve “save as” diyerek makinenize indirebilirsiniz. Derlemedeki parçalar ve sanatçılar şu şekilde sıralanıyor:
01 - Bobby Konders - the poem feat mutabaruka
02 - San Serac - Tyrant (alternate)
03 - J.M Lorgere - Wrong
04 - Olympic Runners - Keep it up
05 - G.E Rouel - Meci Bon Die
06 - The Bongolians - Agent Hardis
07 - Skeewif - Ruby’s revenge
08 - The Spotnicks - Take me to the mardi gras
09 - The Bongolians - Psyche Yamm
10 - The Esquires - Think
11 - Skeewif - Triumph Stag
12 - Serge Gainsbourg - Chez le ye ye
13 - Michael Jackson - You can’t win
14 - Body Shine (Larry Levan Remix)
15 - Motown Sounds - Bad Mouthin
16 - Smith & Mudd - Shulme
17 - Frontera - Walking in the rain John Goo 06 - nakaout saund of john goo
[Bu sabah facebook'da görüldü. Elle fotoğraf çekiminin sahne arkası]
“Rüyanizda bir sarayda veya bir konakta oldugunuzu ve bir haremagasi ile karsilasip konustugunuzu görmek, mahkemedeki bir isinizden dolayi bir cezaya çarpilacaginiza veya vergi borcunuzdan dolayi bir hacizle karsilasacaginiza isarettir. Ibni Sirin’e göre; rüyasinda harem agasi görmek, hayir ve iyilige delalet eder. Rüyada bir harem agasinin kendisine bir haber getirdigini görmek o seyin aynen haber verildigi gibi çikacagina, bir harem agasinin evine veya odasina girdigini görmek, bekledigi bir isinin olacagina , harem agasinin kendisine bir sey verdigini görmek, rizkinin ve malinin artacagina delalet eder. Bütün yorumcular rüyada siyah ve beyaz harem agasi görmenin daima hayra yorulacaginda birlesmektedirler.” [Derin Dündar yazmış/alıntılamış.]
Çevrecilik adına yapılan geri dönüşüm, tüketime karşı savaş, organik tarım ve organik hayvancılık gibi yüksek maliyetli veya uygulaması zor projelerin yerini daha ılımlı ve çok yönlü projeler almaya başladı.
2006 yapımı “waste=food” filmi, bu konuyla ilgili, ürettiğimiz/tükettiğimiz herşeyin sonunda çöp değil doğa için besin olacak şekilde tasarlanabileceğini anlatıyor. Heyecan verici.
Sezyum dedenin yepyeni sitesi sezyumcom‘da bugün gördüm, o da Esat C. Başak’dan, Esat C. Başak da muhtemelen Bakırköy Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bir hasta rapor defteri gibi bişeyinden bulmuş.
Burada hastanın şiir yazması evet bi yere kadar ilginç tabi fakat, beni asıl şımartan altında muhtemelen doktorun yazdığı “Günde 16 paket sigara içen hastanın şiirlerinden biri daha. Bu hastanın sigara içişi kadar giyinişi de enteresandır.” şeklindeki yorumu oldu. Nasıl bir bilimsel yaklaşımdır, gavur psikiyatrları hastaları hakkında kitaplar, edebiyat şaheserleri yazarken, bizim doktorun hastasını “enteresan” bulması? Yahu “enteresan” olacak tabi ruh hastalıkları hastanesi değil mi orası?
Menşeini bilmediğim bu postere (ya da kitap kapağı?) tesadüfen bir FTP araştırması esnasında rastladım. Döneminin sosyalist görsel diskurundan sadece çok hafif farklılıklar gösteren bir imaj. Sanki sovyetik imgelerden biraz daha insancıl, biraz daha primitif gibi.
Bazen şirketlerin bize söylemek isteyip söyleyemediği şeyler olduğunu hissediyorum… İmajı burada gördüm, kurumsal politikalara ışık tutması bakımından çok aydınlatıcı.
Monocle‘da bugün izlediğim bir video röportajda (embedding olsa iyiydi) bir dönem Beyrut’un entelektüel merkezi olan Hamra‘lı bir kitapçının yorumları var. 90′ların sonuna doğru ülkeden entelektüellerin kaçmasıyla beraber işleri düşen kitapçı, yeni jenerasyonun kitapları unuttuğundan ve bütün gün telefonda ve laptoplarında karı-kız peşinde koştuklarından dem vuruyor. Beyrut’tan görüntülerle de bezenmiş bu kısa röportaj’daki kitapçının anlattıkları ve videonun sonundaki öpüp başa koyma anektodu da etkileyici.
İnternet’in bilgi paylaşımını kolaylaştırdığı ortada ama okumalar da gitgide yüzeyselleşiyor. Hatta internet kullanıcılarının büyük bir bölümü interneti bilgiye erişim için hiç mi hiç kullanmıyor. Gerçi bu insanların bir önceki jenerasyondaki versiyonlarının kitap okuyup okumadıkları da tartışılır. Bu bağlamda sadece okumaya yönelik metodsal bir değişim mi var, yoksa okuma oranı azalıyor/artıyor mu?
“Bir askeri darbe sonucunda tüm özel ve devlet telekom ve internet servis sağlayıcıları kapatılabilir. Böyle bir durumda Türkiye sınırları içinde hiçbir bilgisayar dünyadaki veya Türkiye’deki başka bilgisayara “uzaktan” bağlanamaz. Eposta atılamaz, chat yapılamaz, bankalar çalışamaz, şirketler durur, internet ekonomisi biter, sinir sistemimiz çöker.”
Çok hakiki bir risk olduğu açıkça ortada, bu bana yıllar önce yaptığımız bir tartışmada, Internet’in özgürlüğün şahikası olduğuna, asla sansürlenemeyeceğine, kontrol zapturapt altına alınamayacağına inanan bir yakın dostumu, kablonun sahibi kimse, hortumun vanası kimin elindeyse, sunucu odasının anahtarı kimdeyse onun borusunun öteceğine ikna edemediğimi hatırlattı.
Burak yukardaki risklerle ilgili, içinde eğlenceli tarihi detaylar da barındıran güzel bir yazı kaleme (klavyeye?) almış. Okunması elzem bile diyebiliriz, buradan gidiniz.
Amerikan tarzı yaşamın vazgeçilmezlerinden olan egzersiz aletlerinin atası Isveçli Gustav Zander’in kurucusu olduğu Zander Institute’dan 1890 tarihli bazı fotoğraflar.
Bildiğimiz anlamda kullanılan ilk egzersiz aletleri.
Metnin tamamı Cabinet Magazine‘nden okunabilir.
Bu fotoğrafa tesadüfen rastladım. Bilmeyenler için kendisi büyük boksör Muhammad Ali. 3 defa Dünya ağır siklet boks şampiyonu ünvanını almış ağır abimiz. Profesyonel boks yaşamında sadece 5 defa maç kaybetmiş.
Dün gece Cemil Topuzlu sahnesinin tır, vinç, kepçe nağmeleriyle şenlenen endüstriyel atmosferinde, Cahide ses sisteminin Hande Yener geri vokal desteğinde harika bir Herbie Hancock konseri izledik. Özellikle bis sırasında enstrümanların birbirleriyle adeta geyik muhabbetine girdiği bir 25 dakikalık “jam session” vardı ki caz formlarının nasıl takla atabildiğini, Herbie’nin müzisyenlik, aranjörlük, yapımcılık, mc’lik ve güzel insanlık konusunda nasıl okey dışarı döndüğünü dosta düşmana gösterdi. Kaçıranlar bu akşam da Cemal Reşit Rey’de tekrarı olacağını bilsin istedim.
Undependent blog’unun ebayden açıkarttırmayla aldığı ve scan edip nete koyduğu dünyanın ilk albüm kapağı. 23 yaşındaki tasarımcı Alex Steinwess, Columbia’yı bu işe ikna edene kadar 78likler isimsiz kaplarda satılıyormuş. Yıl 1938.
Naif dada popkültür cerrahı TunçTunçTunç, geçtiğimiz günlerde “BEN” isimli, şarkılı türkülü yeni bir projesinden bahsetti. Şimdilik ufak bir önizleme ve özet bilgi paylaşabiliyorum.
“BEN” internet te yasayan, etrafindaki onemsiz gibi gorunen sosyal konulara deginen biri.
“BEN” icimizden biri. “SEN”nin gibi, “O”nun gibi biri.
“BEN” soyleyemediklerimizi bagiran biri.
Cinsiyet:Erkek
Yas: Zamansiz
Uyruk; Turkiye Cumhuriyeti
En iyi ozelligi: Dusundugunu soyluyor
En kotu ozelligi: Duygusal
En buyuk tutkusu: Konusma Ozgurlugu
Tutkusu: Sarki soylemek
En beklenmedik ozelligi: Kapi gicirtisina oynamasi
En garip ozelligi: Kolay sinirleniyor.
Hikaye:
En cok kullanilan video sitelerinden olan Youtube uzun zamandir Turkiyede sansurlu. “BEN” internette yasadigi icin bu konudan gayet rahatsiz. “BEN” youtube icin bir youtube sarkisi yapmaya karar verdi. Sarki ve video pek yakinda…
Sert ve muhalif söylemleri “Karıncayı şeyedip belini incitmeden” sunacak bir proje çıkmasını bekliyorum.
Vaziyet ile alakalı son dönemde kafamda dönüp duran paranoyalara her gün yenileri ekleniyor. Kim kimin peşinde, kim darbeci kim takiyeci filan diye düşünürken dün aşağıdaki tanıma rastladım. Durum bu mu bilmiyorum ama literatürde bu şekilde geçiyor olması ilgimi çekti.
“Takiye, icracısının içini gururla doldurur. İtikat sahibi, bu sayede aldattığı şahsiyet karşısında bir daimi üstünlük haline muvasalat eder, ki o şahıs bir nazır yahut ulu hükümdar olsa dahi; ona karşı takiye yapan ademoğlu nazarında o, her şeyden evvel zavallı bir kördür; yegane hakiki yola girebilmekten mahrum edilmiştir ve hatta bundan dahi şüphelenmez…düşmanların önünde ışıltı içinde yürür gidersin. Gayri zeki mahluku alaya alır; tehlikeli bir canavarı ehlileştirirsin. Bir defada bunca saadet.”
Gobineau, “Orta Asya’da Dinler ve Felsefeler” (sf.65) Kaynak: Medyapol
Geçtiğimiz hafta bu sandalye için benzer bir başlıkla yazılmış bin haber okumuştum. Sandalye mi yoksa başlık mı hoşuma gitmişti ve ben bunu nerede okumuştum hatırlayamasam bile bunu da salı gecesi baskısına ekliyorum.
Rus milyarder Abramoviç, ismi gizli tutulan para babaları, uluslararası yatırımcılar, spekülatörler, sessizce müsterileriyle konuşan aracılar, masaya vurulan çekiçler, ve dönen milyonlarca dolar/sterlin…
Hepsi Lucian Freud’un yanına kar kalıyor.
Geçtiğimiz ay yapılan bir müzayedede sanatçının “Benefits Supervisor Sleeping” adlı yağlıboya tablosu 17 Milyon Sterlin’e alıcı buldu. Frued (85), günümüzde yaşayan “en” pahalı ressam konumunda.