“Uzun kuyruk” denilen pazarlama tekniği 2004 yılında Chris Anderson’un Wired’da yayınlanan makalesiyle isim buldu. Genellikle Amazon gibi firmaların kullandığı, farklı niş beğeni ve kültürlerden az sayıda müşteriyi çekerek, çok kategoride azar azar ürün satmak yoluyla toplamda yüksek satış elde etmeyi hedefleyen bir strateji olarak adlandırılabilir.
Kimi arkadaşlarımızın gözünde bölücü sorosçu liboş akpci fethullahcı algılanmamızın temel sebebi Taraf’ta, Ayhan Aktar, çağdaş Türk televizyon yayıncılığında(!) reyting kaygısının muhafazakarlığı geri besleme döngüsü ile hortlatan ana etken olabileceğine dair ilginç bir analiz yayınlamış. Şöyle diyor:
“Bundan yaklaşık on iki yıl önce, 28 Şubat günlerinde Ali Kırca en fönlü saçlarıyla akşam haberlerini sunarken “cennet vatanımızda irticaın nasıl hortladığını” ballandırarak anlatırdı. Tabii ki bu anlatı, Fatih-İskerderpaşa’da çekilmiş kara çarşaflı kadınların ve şalvarlı, eli tespihli, çember sakallı adamların görüntüleriyle desteklenirdi. Verilen mesaj çok netti: İslâmcılar azmıştı, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet tehdit altındaydı. Bunlara hadlerini bildirmek lazımdı. Rejimin bekçisi şanlı ordumuz gerekeni yapmalıydı.
Haberlerden sonra, o kanalın meşrebine uygun “Magazin Forever” programları devreye girerdi: Bu programların konusu şuydu: “Hangi manken veya uvertür şarkıcı kime takılıyor?” Sürekli tekrarlanan baldır bacak görüntüleri etrafında hangi gece kulübünde, hangi sonradan görme zengin, hangi mankenle görülmüştü. Bu programlarda habercilik adına, bir pespayelik sergilenirdi. Aslında, değişen bir şey yok. Magazin programları devam ediyor. Ekmeğini pislikten çıkaran ve kendilerine gazeteci süsü veren birileri hâlâ görev başında.
O günlerde, kendime şu soruyu sormuştum: Başbakan Çiller’in verdiği yetkilerle askerler tarafından 24 saat içinde köyü boşaltılan ve hayvanlarını kesime gönderip çoluk çocuk İstanbul’un Sultanbeyli gibi gecekondu mahallelerinde iki göz odaya sığınan ve tek eğlenceleri televizyon olan bir aile üzerinde magazin programlarının etkisi acaba ne olurdu?
Herhalde, magazin programlarını seyreden bir aile reisinin yapacağı ilk şey bu programların yer aldığı kanalların seyredilmesini yasaklamak, karısına çarşaf giydirmek ve eğer okul çağında kız çocuğu var ise onu okuldan almak olurdu. Gariban aile reisi büyük şehirde kendisini tehdit altında hisseder, şehrin merkezinden kaynaklandığına inandığı pisliğin kendisine ve ailesine bulaşmaması için tedbir almaya çalışırdı.
Ayrıca, sokakta gördüğü her başı açık, “çağdaş” görünümlü kadının o programlarda gördüğü “yollu hatun”lar gibi olduğuna inanıyordu. Magazin programları sayesinde, şehrin varoşlarında “ahlaksız İstanbul” önyargısı gelişiyordu. Tabii ki, önyargılar bir gün oya dönüşecekti. Nitekim, 2002 seçimlerindeki AKP’nin zaferinin temelleri 28 Şubat sürecinde atılmıştı. “
Devamı burada. İmaj ise son derece çiğ bir üslubu olduğuna inandığım, dolayısıyla yine bu aynı reyting kaygısı treninde 2. sınıf kompartmanda seyahat eden Studio Plastico isimli klibe ait.
Critical Mass, son yıllarda yavaş yavaş görmeye alıştığımız türden lidersiz, sponsorsuz, otonom bir yurttaş girişimi. (Bu üstteki üç tanımlamayı duyduğum anda da ayıptır söylemesi edep yerlerim kamaşıyor.) Girişimin amacı, belli bir zaman içerisinde eyleme katılan yeterli bisikletçi sayısına ulaşıp (critical mass), İstanbul’u gelişmiş Avrupa şehirleri gibi temiz havalı, sağlıklı, bisiklet dostu bir şehir haline getirmek. Tabii Avrupa yakasının öldürücü yokuşlarında biraz zor bir hayal ama, çoğunlukla konut alanı olan düzayak Anadolu yakasında neden olmasın.
Critical mass Türkçe’de “kritik çoğunluk” anlamına gelir.
Gezilerin günü, saati ve başlangıç noktası hiç değişmediği için Critical Mass’de herhangi bir lidere veya yöneticiye ihtiyaç yoktur.
Critical Mass bir protesto değildir, sadece hep beraber bisiklete binilen bir kutlamadır.
Critical Mass kurumsallığı reddeder; yönetim, üyelik, sponsorluk, reklam, siyasi parti, para pul gibi olgularla ilgilenmez.
Critical Mass bütün motorsuz araçlara açıktır (kaykay, paten, vb). Özellikle de engelli dostlarımızı aramızda görmek isteriz.
Gezi güzergahı önceden belirlenmez. Katılımcılardan en önde gidenler güzergaha karar verir. Dileyen katılımcılar istedikleri güzergahı gezi başlamadan gruba önerebilirler. (örnek)
Terimin kökeni Çin’de ışıksız kavşaklarda otomobiller ve bisikletler arasındaki geçiş önceliği anlaşmasına dayanır. Bisikletliler kavşakta yığılıp kritik bir “çoğunluğa” ulaşınca kavşaktan geçerler. Critical Mass ismini taşıyan ilk bisiklet buluşması ise 25 Eylül 1992 Cuma günü saat 18:00’de San Francisco’da gerçekleşmiş, ve buradan bütün dünyaya yayılmıştır. Daha fazla bilgi için bakınız: http://en.wikipedia.org/wiki/Critical_Mass(İngilizce) veya http://tr.wikipedia.org/wiki/Critical_Mass (Türkçe)
Bugün Ekşisözlük sularında karşıma çıktı. Daha önce hiç karşılaşmadığım için çok ilginç buldum. Haberi giren sözlük yazarı “[...] dinin yerini aldığı dayatması bizzat mustafa kemalin gözetiminde yerleştirilmeye çalışıldı. [...] sonradan kemalizmde yapılan reformlar sayesinde de bu gerçekler hasır altı edildi. yeni kemalizm bu günahlarından arındırıldı bir şekilde.” demiş ama söz konusu dergi 1957 tarihli olduğu için bana pek rasyonel gelmedi.
Etrafta.com emekçileri olarak, tüm emekçi kardeşlerimizin (emekçi olduğu halde bunun farkında olmayacak şekilde apolitize edilmiş renkten, sesten kokudan yoksun medya emekçileri, reklam emekçileri, sanat emekçileri, kültür emekçileri, eğlence emekçileri de dahil olmak üzere) 1 Mayıs’ını kutlamak üzere Barış K‘nın sosyal politik 1 Mayıs setini sizlerle paylaşıyoruz.
Parça Listesi:
Yasemin Kumral - Barış Dersi
Melike Demirag - Ninni
Cem Karaca - İster Frengistanda İster İçerde
Uzay Gemisi
Hurşit Yenigün - Bürokrasi (Bugün Git Yarın Gel)
Komedi Dans Üçlüsü - Baba Rap
Gülcan Opel - Dedim Ki Sen Tanrı Mısın?
Selda - Karaoğlan
Esmeray - Bir Gün Gelecek
Barış K - Kardeşim
Ersen & Dadaşlar - Beni Hor Görme Kardeşim
Tülay German - Yarının Şarkısı
Modern Folk Üçlüsü - Bir Dünya Bırakın
Esmeray - Soruyor Musun?
Gülden Karaböcek - Bekarım
Fatoş Balkır - Çalışırsan Alışırsın
Sümeyra - Kadınlarımızın Yüzleri
Candaş - Korkmirem
Nurdan İpek - Minnet Eylemem
Derdiyoklar - Gül Yüzlü Şeytan
Selda - Yuh Yuh
Zülfü Livaneli - Anadolu (A.Arif)
Ali Ekber Çiçek - Metdan Saz
Zülfü Livaneli - Anadolu (A.Arif)
Aşık Veysel - Bulamadım
Zülfü Livaneli - Anadolu (A.Arif)
Ali Ekber Çiçek - Haydar
Zülfü Livaneli - Anadolu (A.Arif)
Aşık Mahzuni Şerif - Haydi Türk Milleti
Selda - Bir Gün Geldi Ki
Sümeyra - 20.Yüzyılın İnsanlarıyız
Timur Selçuk - Dost Söyler Adını
Mozaik - Emekli Albay Hilmi Ertunç
Ahmet Kaya - Beni Tarihle Yargıla
Ahmet Kaya - Baş Kaldırıyorum
Cem Karaca - Durduramayacaklar Halkın Coşkun Akan Selini
Selda - Meydan Sizindir
Ruhi Su - Sişli Meydanında Üç Kız-Sabahın Bir Sahibi Var
Selda - Gezden, Gözden, Arpacıktan
Selda - Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi
Cem Karaca - Kerem Gibi
Dönemdaşı Brigitte Bardot, yılların yıpratıcı etkisiyle bulldoglara benzediği halde ,hala taşlığını kaybetmeyen Jane Birkin; kırılgan güzelliği, naif tavırları ve ağlatan sesiyle bu akşam İstanbul’da sahne alacak. Biletler biraz tuzlu olsa da gidip görmek gerekiyor zannımca.
Dejeneratör‘de gördüm, görmez olaydım. Etraftayı komik videolarla doldurma amacım hiç olmamasına rağmen, “machinima” estetiğinin nadide bir yerli örneği sayabileceğimiz bu videoya entel bir kulp uydurup buraya koymakta beis görmüyorum.
Bir süredir yakın bir arkadaşım için çekmeyi planladığımız bir müzik videosu üzerinde çalışıyorum. Çalışıyorum derken aslında sağda solda başkalarının yaptığı videoları izleyip “ilham” (ç)alıyorum, günlerimi geçiriyorum. Üstteki animasyonla da bu maceraların esnasında karşılaştık. ”Let’s Cookin Jam” animasyon tekniğinin sadeliği, grafik dilinin basitliği ve topyekün manyaklığı ile beni gafil avlarken, sahip olduğumu varsaydığım görsel kültür külliyatının da aslında pek de derin ve zengin olmadığını hatırlattı.
Chuck Jones’un “Çizgi ve Nokta” isimli çizgi filmini çocukken TRT’de ya da kasette izleyip kendi kendime manalar çıkarmış ve bunları uygulayarak hayatta mutlu ve başarılı olacağıma karar vermiştim. Bugün izleyince kendimden emin olamıyorum, zaman içerisinde çizgiye mi karalamaya mı dönüştüğüm, yoksa yarısı çizgi yarısı karalama gibi hibrid bir nesne mi olduğum konusu tartışılır.
Tüb-Tüb-Tübitak, ağlanacak haline bak. 2009 yılında (Kumandan König’li, Ay Üssü Alfa’lı ‘Uzay 1999′dan tam 10 sene sonra) Darwin’i haber yapmaktan kaçanların, evrimde hangi basamakta olduklarına dair espri üretmek bile bizi Levent Kırca sularına doğru götüreceğinden susma hakkımızı kullanalım.
Daft Punk’ı sevmek ya da sevmemek mesele değil, teremin’i sevmek ya da sevmemek de mesele değil. Asıl mesele sevmek, sevgili Etrafta okuyucuları. Sevelim, sevilelim. İyi haftalar.
Norrda‘nın Bendirli, neyli, “sufi-zen new age kristal şamanist” kabuğunun altında ilginç birşeyler de yok değil. Zaten ilginç ve hoş bir yanı olmasa buraya yazmak da manasız olurdu. Oto-oryantalizm’in dozunu az kaçırmış olsa da derin ve güzel vokalleri, ağır aksak bir groove’u ve hipnotik bir klibi var.