Fleshmap, 1000 şarkılık örneklem setinden, farklı tarzlarında şarkıların sözlerinde vücudun hangi organlarından bahsedildiğine dair bir istatistik çalışması. Çalışma kendi kendini anlatıyor ve hiphopun ilk sırada kıç çıkarması normal ama ikinci sırada kafa çıkması?
Tahmini değeri 50 milyon dolar, dünyanın en büyük müzik koleksiyonunu yapan Paul Mawhinney’in hikayesi, diabet hastası olan ve gözleri neredeyse görmez olan 69 yaşındaki koleksiyoncu, koleksiyonu senelerdir elinden çıkarmaya çalışıyor, biraz tv duygusallığıyla yapılmış bir kısa röportaj olmuş ama hikaye etkileyici. via todayandtomorrow
Fransız Daniel Firman‘in bu imkansiz hareketi yapan fil enstelasyonu Palais de Tokyo‘da sergileniyor. Fiziksel olarak bunu ancak dünyadan 18bin km uzakta ya da 2,484,0031.1 m çevresi olan bir gezegende yapabilirmiş, bu açıdan bir nesne olmanın ötesinde kavramsal olarak da ilgi çekici bir çalışma. Çağdaş sanatın sürekli böyle tanımını genişlettiği bir ortamda bu tip çalışmaları nasıl buluyorsunuz?.
Olimpiyat manyağı değilim ama geçenlerde NY Times’da gördüğüm bu harika infographics/interaktif görselleştirmesini (visualization başka çevirisi var mı?) paylaşmalıyım. New Architecture bölümünde Pekin’deki tüm yeni mimari unsurlar harita üzerinde gösterilmiş ve fotoğraflanmış, hikayesi ve yapımı anlatılmış ve Nicolai Ouroussoff tarafından kritik edilmiş. İçeriğin de ötesinde sunum on numara. Şunun bir ergenekon versiyonunu yapmak istesek yapabilir miyiz acaba?
Library of Congress’in sergisini açtığı 1939-49 yılları arasında çekilmiş renkli kırsal Amerika fotoğrafları. Amerikan Farm Security Administration’ın çektirdiği fotolarda kırsal köy ve kasabalarda depresyon sonrası Amerika’sından insan manzaraları görülmekte. Bu arada flickr The Commons projesiyle LOC, Smithsonian, Brooklyn Museum gibi sayısı artmakta olan birçok müze ve kültür kurumunun arşivlerini dijital ortama taşıyor. Zamanında müzecilik derslerinde olucak diye anlatıyordum gerçek oldu bile.
63 yaşındaki Haiti asıllı Harlem’li fotoğrafçı Alix Dejean’ın fotoğrafları’nı NY Times’da gördüm. Harlem hep zencilerin yaşadığı tehlikeli ama “real” mahallelerden olmuştur gözümde, acaba zamanında Harlem’e giden beyazları gerçekten kesiyorlar mıydı? Yoksa efendi gibi oturup konuştuğunda seni aralarına alıyorlar mıydı?
Ergenekon’un bir numarası değil yanlış olmasın, emekli lise öğretmeni Geral Fauss’un 1978′de yaptığı ve o gün bugündür politik rallyler ve reklamlarda yüzlerce versiyonunu gördüğümüz “1 Numarayız” eli. Neden ayyıldızlısını görmedik acaba hiç, biz de bir numarayız diye övünmeyi çok severiz oysa ki.
Olimpiyat oyunları yakında başlıyor. İnsanoğlunun birbirinin bileğini bükmeye olan azminin vücuda gelmiş hali olan bu bir aylık mevzu belki eskisi kadar önemli değil ama bu sene de black panther hareketi gibi bir free tibet sembolü gelir mi diye bekliyor olacağız! O zamana kadar 20.yyın en önemli Alman ilüstratörlerinden Otl Aicher‘in 1972 olimpiyatları için yapmış olduğu posterlere bakıp, uzun süren grafikerlik sevdasından vazgeçme zamanının gelip gelmediğini düşünebilirsiniz..
Body Modification denince aklımıza gelenler bugüne kadar PJ’in yaptıklarıyla sınırlıydı. Bugün bir anda ufkum açıldı. Daha önce teorik olarak kendi çocuğunu korkutarak psikolojisini bozmak, bilerek çirkinleşmek, kendini sakatlamak, gibi şeyler üzerine düşündük ama bir insanın kendi kendisini dövme yardımıyla bir zombi haline getirmesi biraz ağır geldi. “Hiç mi büyümüycen oğlum sen?”e cevabı hazır ama arkadaş olayı gözlerine siyah boya enjekte ettirmek burnunu kesmek, kulağını aldırmak gibi noktalara götürmeyi düşünüyor. Çok değil 50 sene sonra bunların hepsi olucak ama demek ki beklemek zor geldi..
“Suratsızlar” adını uygun gördüğüm bu iki gizemli şahıs, İngiltere’de A-klas celebrity ortamlarında ortaya çıkan bir performans/sanat/eleştiri. Elton John‘un beyaz kravat balosundan, Harrods yaz indirimine ve Henman/Murray tepesinden maç seyretmeye birçok yerde görülen ikili bana celebrity kültürünü hicveden yeni bir culturejamming projesiymiş gibi gelse de bazen yanlış anladığım da oluyor.
Monocle‘da bugün izlediğim bir video röportajda (embedding olsa iyiydi) bir dönem Beyrut’un entelektüel merkezi olan Hamra‘lı bir kitapçının yorumları var. 90′ların sonuna doğru ülkeden entelektüellerin kaçmasıyla beraber işleri düşen kitapçı, yeni jenerasyonun kitapları unuttuğundan ve bütün gün telefonda ve laptoplarında karı-kız peşinde koştuklarından dem vuruyor. Beyrut’tan görüntülerle de bezenmiş bu kısa röportaj’daki kitapçının anlattıkları ve videonun sonundaki öpüp başa koyma anektodu da etkileyici.
İnternet’in bilgi paylaşımını kolaylaştırdığı ortada ama okumalar da gitgide yüzeyselleşiyor. Hatta internet kullanıcılarının büyük bir bölümü interneti bilgiye erişim için hiç mi hiç kullanmıyor. Gerçi bu insanların bir önceki jenerasyondaki versiyonlarının kitap okuyup okumadıkları da tartışılır. Bu bağlamda sadece okumaya yönelik metodsal bir değişim mi var, yoksa okuma oranı azalıyor/artıyor mu?
Undependent blog’unun ebayden açıkarttırmayla aldığı ve scan edip nete koyduğu dünyanın ilk albüm kapağı. 23 yaşındaki tasarımcı Alex Steinwess, Columbia’yı bu işe ikna edene kadar 78likler isimsiz kaplarda satılıyormuş. Yıl 1938.
Rus milyarder Abramoviç, ismi gizli tutulan para babaları, uluslararası yatırımcılar, spekülatörler, sessizce müsterileriyle konuşan aracılar, masaya vurulan çekiçler, ve dönen milyonlarca dolar/sterlin…
Hepsi Lucian Freud’un yanına kar kalıyor.
Geçtiğimiz ay yapılan bir müzayedede sanatçının “Benefits Supervisor Sleeping” adlı yağlıboya tablosu 17 Milyon Sterlin’e alıcı buldu. Frued (85), günümüzde yaşayan “en” pahalı ressam konumunda.