Ah o eski partiler


Atmayın hiçbirimiz bu dönemleri bilmiyoruz!
Add comment July 16th, 2008


Olimpiyat oyunları yakında başlıyor. İnsanoğlunun birbirinin bileğini bükmeye olan azminin vücuda gelmiş hali olan bu bir aylık mevzu belki eskisi kadar önemli değil ama bu sene de black panther hareketi gibi bir free tibet sembolü gelir mi diye bekliyor olacağız! O zamana kadar 20.yyın en önemli Alman ilüstratörlerinden Otl Aicher‘in 1972 olimpiyatları için yapmış olduğu posterlere bakıp, uzun süren grafikerlik sevdasından vazgeçme zamanının gelip gelmediğini düşünebilirsiniz..
1 comment July 15th, 2008


Body Modification denince aklımıza gelenler bugüne kadar PJ’in yaptıklarıyla sınırlıydı. Bugün bir anda ufkum açıldı. Daha önce teorik olarak kendi çocuğunu korkutarak psikolojisini bozmak, bilerek çirkinleşmek, kendini sakatlamak, gibi şeyler üzerine düşündük ama bir insanın kendi kendisini dövme yardımıyla bir zombi haline getirmesi biraz ağır geldi. “Hiç mi büyümüycen oğlum sen?”e cevabı hazır ama arkadaş olayı gözlerine siyah boya enjekte ettirmek burnunu kesmek, kulağını aldırmak gibi noktalara götürmeyi düşünüyor. Çok değil 50 sene sonra bunların hepsi olucak ama demek ki beklemek zor geldi..
3 comments July 13th, 2008


“Suratsızlar” adını uygun gördüğüm bu iki gizemli şahıs, İngiltere’de A-klas celebrity ortamlarında ortaya çıkan bir performans/sanat/eleştiri. Elton John‘un beyaz kravat balosundan, Harrods yaz indirimine ve Henman/Murray tepesinden maç seyretmeye birçok yerde görülen ikili bana celebrity kültürünü hicveden yeni bir culturejamming projesiymiş gibi gelse de bazen yanlış anladığım da oluyor.
4 comments July 12th, 2008

Monocle‘da bugün izlediğim bir video röportajda (embedding olsa iyiydi) bir dönem Beyrut’un entelektüel merkezi olan Hamra‘lı bir kitapçının yorumları var. 90′ların sonuna doğru ülkeden entelektüellerin kaçmasıyla beraber işleri düşen kitapçı, yeni jenerasyonun kitapları unuttuğundan ve bütün gün telefonda ve laptoplarında karı-kız peşinde koştuklarından dem vuruyor. Beyrut’tan görüntülerle de bezenmiş bu kısa röportaj’daki kitapçının anlattıkları ve videonun sonundaki öpüp başa koyma anektodu da etkileyici.
İnternet’in bilgi paylaşımını kolaylaştırdığı ortada ama okumalar da gitgide yüzeyselleşiyor. Hatta internet kullanıcılarının büyük bir bölümü interneti bilgiye erişim için hiç mi hiç kullanmıyor. Gerçi bu insanların bir önceki jenerasyondaki versiyonlarının kitap okuyup okumadıkları da tartışılır. Bu bağlamda sadece okumaya yönelik metodsal bir değişim mi var, yoksa okuma oranı azalıyor/artıyor mu?
Add comment July 6th, 2008
Undependent blog’unun ebayden açıkarttırmayla aldığı ve scan edip nete koyduğu dünyanın ilk albüm kapağı. 23 yaşındaki tasarımcı Alex Steinwess, Columbia’yı bu işe ikna edene kadar 78likler isimsiz kaplarda satılıyormuş. Yıl 1938.
1 comment July 3rd, 2008

Rus milyarder Abramoviç, ismi gizli tutulan para babaları, uluslararası yatırımcılar, spekülatörler, sessizce müsterileriyle konuşan aracılar, masaya vurulan çekiçler, ve dönen milyonlarca dolar/sterlin…
Hepsi Lucian Freud’un yanına kar kalıyor.
Geçtiğimiz ay yapılan bir müzayedede sanatçının “Benefits Supervisor Sleeping” adlı yağlıboya tablosu 17 Milyon Sterlin’e alıcı buldu. Frued (85), günümüzde yaşayan “en” pahalı ressam konumunda.
3 comments July 1st, 2008



Son zamanlarda işleri en hoşuma giden ve sürekli takip ettiğim sanatçı William Hundley‘in serilerinden örnekler
Add comment June 29th, 2008

Tadanori Yokoo‘dan otantik 70′ler psychedelic posterleri. Beatles’ın zamanının psychedelic gruplarının ön sıralarında yeralmasına rağmen şu an en tutucu ve orta karar zevki olan insanlar tarafından bile normal karşılanması ilginç değil mi? Gerçi evvelsi gün lanetolası youtube’da Zappa’nın katıldığı ve 3 tarafından muhafazakar gazeteciler tarafından sıkıştırıldığı bir talkshow izledim, bir zamanlar Amerikan toplumu için “public enemy” olan adam Zappa’ymış, şu an ise MTV neyi ısıtıyorsa o, toplum ileri mi gidiyor geri mi gidiyor bilmiyorum valla. Devamı için Pink Tentacle
Add comment June 28th, 2008

Calvin Kaneda Amerika’da iflas eden Tower Records’un terkedilmiş dükkanlarını fotoğraflamış. Terkedilmiş dükkanlar ve nesneleri görmek insanda hüzün uyandırsa da kitle satışı yapan Tower gibi firmaların batması bana çok da birşey hissettirmiyor açıkçası. Dünyadaki herşey gibi mesleklerin de bir yaşam döngüsü var işte, ah ah nerede o eski sepetçiler…
3 comments June 27th, 2008
Bu tip özet/editing şaheserlerini daha önce Sopranos‘da görmüştüm, eğer son bir senedir kopan bütün yaygaraya rağmen Amerika’daki seçimlerle ilgilenmediyseniz, geçen bölümün özeti
Add comment June 18th, 2008

Bu müstehcen fotoromanın muadilini buradaki politik figürlere yapmış olsak başımıza neler gelirdi acaba diye düşünüyorum. EDIT: ileriki resimler bayağı pornografik, dikkatli açın, utangaçlar hiç açmayabilir. Senatör Larry Craig kesekağıdı maskesine de dikkat.
Add comment June 11th, 2008

Yağ satarım bal satarım ustam ölmüş ben satarım

The Ladybird Book of The Policeman‘den..
2 comments June 8th, 2008

Geçen günkü Pazar Sohbeti’nin konusunu andıran bir değişimi de Berlin Punkları yaşamış. Son 10 senedir punklar sokaklardan kaybolmuş, 80′lerde onları barındıran İşgal evleri ortadan kalkmış ve o evler mutenalaştırma projelerine kurban gitmiş. En berbatı da geride kalan işgal evleri gençlik angstıyla dolu özenti punklar ve “Green Day” tişörtlü turistlerle dolmuş. Eski punklar ne yapıyor konulu Vice foto-essay ve röportajları.
1 comment June 5th, 2008
Bugün aldığım ama sonradan bir senelik olduğunu farkettiğim bir haberde, geçenlerde 2 işçinin ölümüyle kapatılan Selah Tersanesi’nin sahibinin oğlunun bu sözlerle babasına Bodrum’da beach aldırdığı yazıyordu.
Yeditepe Üniversitesi’nde okuyan 20 yaşındaki Emirhan Selah’ın kendi sözleriyle :
“Üniversite yaz tatiline girdi. İstanbul’da yapacak bir şey kalmayınca ‘Tatil böyle geçmez’ diye düşünmeye başladım. Baktım ki canım çok sıkılıyor, babama ‘Bana beach al’ dedim. O da burayı açtı. İlk günlerde bu işte zorlanacağımı düşündüm. Ancak sandığım gibi olmadı. Tatil bitene kadar zamanımı burada geçireceğim. Para kazanmak gibi bir derdim de yok. Güzel kızlar etrafımı çeviriyor ve tatil çok güzel geçiyor’
Aynı babanın Tuzla’daki ölümlerden PKK sorumlu açıklamasını da anımsarsak, 70 yaşındaki Deniz Baykal‘ın dün açıkça ispat edilmiş olmasına rağmen, TV’de insanların gözünün içine baka baka “Telefonlar kapalı olsa dahi açıkmış gibi dinlenebiliyor. Dışardan, sizin farkına bile varmayacağınız şekilde cep telefonunuza bir mesaj yükleniyor. Siz, o cep telefonu kapalı olarak tutsanız dahi o cep telefonu bir mikrofon gibi o merkeze aynen intikal ettiriyor. Günün teknolojisi bu… ” demesini de herhalde normal karşılamak lazım. Yazık valla ya sizin yüzünüzden nerdeyse yeniden ahiret gününe inanmaya başlıycam.
2 comments June 4th, 2008

Birkaç gün önce okuduğum ilgi çekici bir NY Times haberi ve bugün Sabah’ın ekinde okuduğum benzer bir yazı üzerine sosyokültürel değişimin kentsel yapıya etkisi üzerine dikkat çekmek istiyorum bu sohbetimizde.
Uzun yol uçak çekilmez önyargısıyla hiç bulunamadığım New York’ta yaşamış olanların bilebileceği Florent adlı downtown restoranı kapanıyormuş. NY Times, New York arka sokaklarında hayattan anektodlar bulunan bu müthiş makalede, Kamyoncuların, travestilerin, Calvin Klein gibi gay moda ikonlarının, Spike Lee ve merhum Roy Lichtenstein gibi sanatçıların bir arada yaşadığı bu mahalle restoranı NY’un değişmesiyle downtown kiraları ile başa çıkamaz ve yeni insanlarla uyum sağlayamaz hale gelmiş olduğundan dem vurulmuş.
I started seeing what I called the New People. And those were people in their 20s, so they were not born or not doing much when Florent had opened. And they were never part of an economy that wasn’t booming and about money and about “I want what I want now.”
Bugün Pazar Sabah’ta Ayşe Ferhangil’de Bebek ve Nişantaşı’nda yıllardır aynı kasaptan alışveriş yapan, aynı restoranlara giden, mahalle dondurmacısından alışveriş yapan insanların, semtlerini Bağdat Caddesi’nin vahşi yuppi ortamına döndüren yeni mekanlar ve trendlerden rahatsız olduğunu yazmış. Olasıdır, sonuçta ben de 90′lardan başlayarak Ortaköy sahilinin daha da beter bir lümpen kültüre teslim oluşunu kare kare yaşadım.
Bir başka alakasız postta, zamanında bir rave’e gitmiş birinin nu-rave denen şeyden hiç hazzetmeyeceğine bu müzik/moda hayat tarzının aynı emo gibi tamamen geçiçi bir “fad” olduğuna dikkat çekiyor. Fakat tabiki her dönemde kendini öncekilerden farklı konumlandırmak isteyecek genç egoların olacağını da biliyoruz. Peki acaba bu kimileri tarafından hazzedilmeyen ama kimilerinin de bayıla bayıla yaşadığı yeni oluşumları, yeni egoların kimlik oluşturma çabası olarak veya tüketim kültürünün paketlenmiş ürünleri olarak mı görüyoruz, yoksa bizler de “bizim zamanımızda böylemiydik, biz şöyleydik, şunu yapardık” diyen anne babalarımızın yerinde miyiz şu an? Sonuçta tarihin her döneminde süregelen kültür kendinden öncekini geliştirdiğini, kendinden sonra gelenden üstün olduğunu düşünüyorsa kültürleri objektif olarak karşılaştırmak mümkün mü, hangi değerler üzerinden? Ya da bütün bunlar boş işler mi. Tartışalım?
3 comments June 1st, 2008

Youtubevarmi.com bugün doğurduğumuz bir “tekatış” websitesi. Gavurların yaptığı benzerleri bir süredir nette dolaşıyor, hatta bu siteleri yine tek tek ekrana getiren bir meta tekatış sitesi bile yapılmış. N’apalım sansürü engelleyemiyoruz bari espri yapalım.
Add comment May 29th, 2008


Fotoğraf sanatçısı Phillip Toledano’nun insanların içindeki gizli karakteri çıkarmak için onlara videogame oynattığı fotoğraf serisi‘nden.
Add comment May 24th, 2008
MUTO, Blu tarafından yapılmış bir duvar animasyonu, daha önce böyle birşey görmedim desem yeridir. Buenos Aires sokaklarında çekilmiş. Saygılar.
MUTO a wall-painted animation by BLU from blu on Vimeo.
Add comment May 15th, 2008
| M | T | W | T | F | S | S |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Jun | ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | |
| 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 |
| 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 |
| 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 |
| 28 | 29 | 30 | 31 | |||