Posts filed under '+TUNÇTUNÇTUNÇ'

Tahran Bienali

1′incisinin Istanbul da yapıldığı Serhat Köksal’ın küratörlüğünü üstlendiği Tehran Bienali Berlin’de uluslararası izleyiciye kapılarını geçtiğimiz hafta açtı. Bendeniz 2/5BZ‘nin davetlisi olarak orada bir işim ile boy gösterme fırsatına erişirken, etrafta için gözlem yapmayı da ihmal etmedim. Daha çok doğuluların sanat festivali kıvamında, tamamen dış desteksiz yapılmış yeraltı bir duruş idi Tehran Bienali. Hareketli görsel ve hareketsiz işitsel ağırlıklı seçilmiş işlerin arasında dikkatimi çeken 3 durum oldu ki bence bu isimleri pek kısa zamanda daha fazla duymaya başlayacaksınız.

Gudubik

1 Türk, 2 Hollandalı ve 1 Lübnanlı’dan oluşan grup isimlerinden, ve resimlerinden anlaşıldığı üzere deneysel dub müzik yaptıklarını söylüyor. Grubun asıl adamlarından olan Ülkem uzun sene Istanbul’da yaşamış bir Adapazarlı ‘Ben müzik falan okumadım, ama kulağım varmış, elimizden geldiğince bir şeyler yapıyoruz’ derken sigarasından bir nefes alıp soundcheck yapmaya gidiyor. Serhat Köksal, Gudubik’i internette keşfediyor ve diyor ki ‘Abi bayıldım sizin bas ve davulun uyuşmamasına… Ne garip bi soundunuz var gelsenize Berlin’e’ demesi ile Gudubik atlıyor geliyor Berlin’e ve 3 gün sahne alıyor entel-hasan muzikleri ile, gayet keyifli. Gudubik websitesine burdan uçabilirsiniz.

Utku Tavil

E biz yaşlanmışız tabii, Utku 20 yaşında fişek gibi bir Türk genci. İtalya’da müzikoloji okuyor, müzik ile doğmuş, müzik ile öleceğim diyor. Konvansiyonel müziğe karşı değil ama en güzel Rock’un, Pop’un, Jazz’ın yapıldığını söylüyor ve sınırları kendi beatlerini oluşturduğu, kabloları ‘Bizzzt Bizzzt’layarak lapınıntopunun mouse’unda parmaklarını gezdirerek zorluyor. Benim tabirim ile ‘Resim Yapıyor’ yarattığı sesler ile. Utkunun istanbul’da da yürüttüğü ‘LIMBO’ isimli bir projesi var, Myspace‘ine bir göz atın.

Ballgard

İranlı bir funk rock grubu. Bu adamlar anlatılmaz aslında yaşanır. Her birisi eski Romen futbolcular gibi başka mesleklere sahipler aslında. Grup şu anda Kanadalı bir label tarafından Amerikan müzik piyasasına sunulmuş. Iran’daki rejimden dolayı hiç bir şekilde müziklerini sergileyemiyorlar. Evlerinin altında calışmalarına devam ediyorlar. Biri bankacı, diğeri bir şirkette çevirmen, biri memur en genci öğrenci. İşin aslı gayet ‘Pop’lar, ilk gördüm ne işi var dedim bunların Bienal’de. Ama bu adamlar ile konuşup hikayelerini dinleyince yaptıkları işin tadı değişiyor. Solist bir aile babası, diyor ki: ‘Karım benim burada bu karateci kıyafetleri ile şarkı söyleyip dans ettiğimi görse kalp krizi geçirebilir, müzik benim hobim aslında’. Ballgard ne kadar bu işi hobi gibi gorse de, grup Tehran Bienal’in hit projesi idi. Adamların ne web sayfası var ne bir şeysi. Google a Ballgard yazın, bakının…

Festival, pardon! Bienal şu an halen devam etmekte Berlin’de. Yolunuz düşer ise mutlaka uğrayın.

Add comment November 29th, 2008

Allahım! Kör et beni! #4

Amsterdam, 2006

‘Kırmızı poster, kırmızı kurye, kırmızı araba, kırmızı ceket, kırmızı ışıklar’

2 comments November 28th, 2008

Yassah!

Başbakan Erdoğan Hindistan yolunda gazetecilerle sohbetinde, 6 aydır yasaklı olan video paylaşım sitesi Youtube’dan söz açılınca, “Ben giriyorum, siz de girin” dedi. Bilişimciler, Başbakan’ın kendi hükümetinin koyduğu yasağı deldiğini belirttiler.

text: Hurriyet, imaj: tunctunctunc

5 comments November 25th, 2008

Allahım! Kör et beni! #3

Amsterdam, 2006

‘Bir lamba dışarıda, aynı lamba içeride, ben zannettim ne oldu?’

8 comments November 18th, 2008

Dengeci

Denge önemlidir tasarımda, reklamda, yemekte, muhabette… Korumak lazım dengeyi, kaçırmamak lazım işin tadını. Bunlar metaforik dengeler tabi, bir de fiziksel dengecilik var ki hastasıyım çıplak göz ile izlenebildiğinde.

Bizim memleket’te çoktur ‘Dengeci Cambaz’. Çok gördük kurye çocukların motorlarının önünü kaldırıp metrelerce gittiğini. Çok gördük metrelerce yüksek kayalardan ya da teknelerin direginden saltolar ile balıklama atlayan. Bundan bir kaç zaman önce hürriyet.com‘da çıktı karşıma üstteki imaj. Çıplak göz ile görmesem de hastası oldum dengeciliğin tekrar. Bu genç arkadaş hem ayakları ile 60 km nin üzerinde giden bir motorsikleti kullanıyor, hem de kankasına SMS yolluyor, hem de bu imajı çeken kameraya poz veriyor. Helal!

Diyeceğim şu; Olsa idi yurdumda ‘Cirque du Soleil’ gibi bir birşey, bu gençler boşa harcanmayacaklardı sokaklarda. Göstereceklerdi hünerlerini bizim Sirkdesoley’de. Bu da bir kendini ifade biçimidir, bu da bir dışa vurumdur. Denge seviyor adam, her baba yiğidin harcı değil dengecilik. Demiş ya İbrahim Tatlıses vakti zamanında ‘Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık?’, aynı o hesap gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var?

6 comments November 15th, 2008

Al Sana Reklam #1

Bulut Vural Londra’da çekmiş, hem de cep telefonu ile…

7 comments November 14th, 2008

Allahım! Kör et beni! #2

Amsterdam >, 2005

Add comment November 14th, 2008

Allahım! Kör et beni! #1

Amsterdam!, 2006

9 comments November 12th, 2008

Obama

O bana ne yapacak diye merak ederken sordum kendi kendime:

‘Ennayetinde bir Amerikalı değil mi kardeşim Obama? Ne yani 3 gün önce nefret ettiğimiz Amerikayı şimdi siyah başkanları var diye tekrar seviyor muyuz? Bu kadar kolay mıydı yani bu iş? Bu da bir nevi ırkçılık değil midir yani? Unuttuk mu yani adamların bütün yaptıklarını/yapacaklarını? Değişecek mi yani şimdi bütün dünya bir siyah başkan ile? Kurtaracak mı yani bu 47 yaşındaki siyahi adam beni, seni, onu? Rastlantı mı yani ekonomik kriz arkasından siyah başkan? Değil mi yani şimdi bu bir Amerikan rüyası? Bu değil mi idi zaten dünyayı kurtarılmış gibi gösterecek en güzel senaryo? Yine mi olacağız bir filmin parçası?’

Diye düşünenler kaleye mum diksin…

Kolaj:tunctunctunc

2 comments November 8th, 2008

Batman

Murat Üstüner (NTV) paylaştı, aynen copy/paste ediyorum.

Tam etraftalık bi haber,

BATMAN Belediye Başkanı DTP’li Hüseyin Kalkan, dünya gişe rekorları kıran ‘Batman’ filminin yönetmeni Christopher Nolan’a, Batman şehrinin adını izinsiz kullandıkları gerekçesiyle dava açmaya hazırlanıyor. Kalkan, “Davayı önümüzdeki süreçte filmin çekildiği ABD’de açmayı planlıyoruz” dedi.

ABD’li yönetmen Christopher Nolan’ın yaptığı ‘Batman’ filminin adının Batman şehrine ait olduğunu ve isim hakkının da kendilerinin olduğunu savunan Başkan Kalkan, konuyla ilgili hukukçuların çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Kalkan, şunları söyledi:

“3 yıl önce Yılmaz Güney Sinema Salonu’nu açarken, dünyada gişe rekoru kıran Batman filmiyle açmayı planlıyorduk. Fakat sinemanın adı Yılmaz Güney olduğundan usta oyuncunun filmiyle sinemamız açıldı. Dünyada bir tek Batman var. ABD’li film yapımcıları ilimizin adını bizden habersiz filmlerine yansıtmışlar. Batman’ın adını kullananlardan davacıyız. Bu davayı gerekirse de ABD’de de açacağız.

Kolaj: tunctunctunc

4 comments November 7th, 2008

Istanbul Naytlayf #1

O gece Babylon’da kendinden geçenler arasında Mert Karahasanoğlu da vardı.
Foto by The Kivanc

2 comments November 4th, 2008

Kırotör

Halkın %49′u din ve devlet işlerinin tekrar ayrılmasını düşüne dursun. Aynı halkın %90′ı ‘Popüler Kültür’ü takip ederek hayatını idame ettiriyor.  Bize laf düşmez, alan ve satan memnun her zamanki gibi. Geçenlerde ‘Dali’ sergisine giden, oradan çıkıp Cevahir’de gününü geçiren halktan bahsettiydik. Aynı halkı daha da memnun edecek bir sergi açmışlar ‘Kırotörler’ bu alışveriş merkezlerinde. Bu seferki sürreal mürreal değil, halis mulis gerçek.  En meşhur dedimkodum dergisi ‘HAFTASONU’nun ‘41 YILLIK MAGAZİN TARİHİ’ isimli sergisi.  Küçük görüyoruz gibi anlaşılmak istemem, aksine bu tip sergileri başarılı buluyorum sağda, solda ve devamını diliyorum etrafta.  Konseptin mekan seçiminden, seri seçimine kadar aldığı kararlardan dolayı tebrik ediyorum kim ise bu serginin ‘Kırotörü’.  Dali ve Picasso’dan daha fazla algılanacağından emin olduğum bu sergi ilham veriyor insana.  Çünkü halkın bilgisi var Hülya’nın 90 lardaki gol kralı manitası hakkında. Dolayısı ile fikir yapabiliyor turlarken, güven geliyor kendilerine, tadını çıkartıyor sergi gezmenin. Uzun lafın kısası güzel hareketler bunlar.  Kendi seçtiğim, serginin nadide sultan parçaları olduğuna inandığım, evimin duvarına asmak istediğim işleri etrafta ile paylaşmak isterim.

Add comment October 28th, 2008

İstanbul’da Bir Sürrealist

Bundan bir kaç yıl önce de Picasso geldiydi bizim oralara. E geliyorlar artık, kimse bunlar? IKEA’nın ve Cevahir’in açılışına giden aynı kuru kalabalık buralara da gidiyor, görüyor, bakıyor, inceliyor. Şimdi de Dali gelmiş kucağımıza. Gitmek lazım, öpmek lazım diye düşünüyorum.

8 comments October 24th, 2008

SON

Geçen iki hafta İstanbul’da bulunmak durumunda kaldım. Dostlarım ve ailem sağolsunlar en güzel şekilde ağırladılar bendenizi. Sofralarımızdan gündüz kuş sütü, gece aslan sütü eksik olmadı elhamdülillah. Her gece yatmadan düşündüm hani ulan şeriat gelecekti diye? Baktım herkes her gece tokuşturuyor sütü kadehte, sokak ortasında. Dedim ‘Kotarılmış’ bölge mi benim takıldığım mekanlar? ve uyudum. Sabah oldu uyandım, klasik pazar kahvealtısının olmaz ise olmazlarından ‘yağda sucuk’ hazırlamış dostlar, olmaz ise olmaz diyerekten. Yedik sucuğu, içtik çayı, patlattık yumurtayı, kritiğini yaptık cumartesimizin… Ve olan oldu, yine kaldı kardeşim o ‘SON SUCUK’ tavada. Şeriat, liberal bir yana, bu ‘SON SUCUK’ çok şey söyler aslında kültürüm hakkında. Ben şoyle diyeyim kısaca:

Yersen son sucuğu girsin gözüne nazar boncuğu.

1 comment October 23rd, 2008

CEVAHİR ve benzeri

İlk Amerika’da gördüm büyük alışveriş merkezi denen şeyi. Galeria, Akmerkez, Carousel derken sardı kimliğine yakışmayan şehrimi bu büyük yaratıksal binalar silsilesi. Avrupanın en büyüğü bile yurdumda imiş, gidip görmeden edemedim ve çektim bir iki fotoğraf Etrafta için. Herkes sorar durur millette para yok nasıl geçiniyor bu binalar ve içindekiler diye. İş gayet basit duyduğuma göre, mesela bir marka, diyelim ki ‘NIKE’ açıyor bir dükkanını bu merkezlerden birine. Aylar geçiyor, dükkan zarar ediyor gibi gorünüyor dışarıdan sana bana. Halbuki iş böyle değil; Eskiden bu markayı satın alabileceğimiz dükkanlar yaptıkları reklamlar sayesinde bizi dükkana çekerlerdi şimdi ise rekabet ortamı değişti. Büyük merkezlerdeki dükkanlar bu markaların ‘Reklam Panosu’ olarak kullanılmaya başlandı. Kiralayacağına ‘NIKE’ Taksim’de bir pano, açıyor KANYON’da bir dükkan. Prestij hesabı, açmaz ise olur mu şimdi kalınır mı ‘ADİDAS’ın altında. Bunların çirkinliği ve popülerliği hakkında söylenecek çok laf olsa da, bu bahsettiğim sadece bir detay bu silsile hakkında. Sonumuz hayrola.

1 comment October 21st, 2008

Previous Posts


Takvim

December 2008
M T W T F S S
« Nov    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler