Modern Türkiyem kendini mi yedi?

Boran GÜNEY : 1 / 06 / 2009

Kimi arkadaşlarımızın gözünde bölücü sorosçu liboş akpci fethullahcı algılanmamızın temel sebebi Taraf’ta, Ayhan Aktar, çağdaş Türk televizyon yayıncılığında(!) reyting kaygısının muhafazakarlığı geri besleme döngüsü ile hortlatan ana etken olabileceğine dair ilginç bir analiz yayınlamış. Şöyle diyor:

“Bundan yaklaşık on iki yıl önce, 28 Şubat günlerinde Ali Kırca en fönlü saçlarıyla akşam haberlerini sunarken “cennet vatanımızda irticaın nasıl hortladığını” ballandırarak anlatırdı. Tabii ki bu anlatı, Fatih-İskerderpaşa’da çekilmiş kara çarşaflı kadınların ve şalvarlı, eli tespihli, çember sakallı adamların görüntüleriyle desteklenirdi. Verilen mesaj çok netti: İslâmcılar azmıştı, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet tehdit altındaydı. Bunlara hadlerini bildirmek lazımdı. Rejimin bekçisi şanlı ordumuz gerekeni yapmalıydı. 

Haberlerden sonra, o kanalın meşrebine uygun “Magazin Forever” programları devreye girerdi: Bu programların konusu şuydu: “Hangi manken veya uvertür şarkıcı kime takılıyor?” Sürekli tekrarlanan baldır bacak görüntüleri etrafında hangi gece kulübünde, hangi sonradan görme zengin, hangi mankenle görülmüştü. Bu programlarda habercilik adına, bir pespayelik sergilenirdi. Aslında, değişen bir şey yok. Magazin programları devam ediyor. Ekmeğini pislikten çıkaran ve kendilerine gazeteci süsü veren birileri hâlâ görev başında. 

O günlerde, kendime şu soruyu sormuştum: Başbakan Çiller’in verdiği yetkilerle askerler tarafından 24 saat içinde köyü boşaltılan ve hayvanlarını kesime gönderip çoluk çocuk İstanbul’un Sultanbeyli gibi gecekondu mahallelerinde iki göz odaya sığınan ve tek eğlenceleri televizyon olan bir aile üzerinde magazin programlarının etkisi acaba ne olurdu? 

Herhalde, magazin programlarını seyreden bir aile reisinin yapacağı ilk şey bu programların yer aldığı kanalların seyredilmesini yasaklamak, karısına çarşaf giydirmek ve eğer okul çağında kız çocuğu var ise onu okuldan almak olurdu. Gariban aile reisi büyük şehirde kendisini tehdit altında hisseder, şehrin merkezinden kaynaklandığına inandığı pisliğin kendisine ve ailesine bulaşmaması için tedbir almaya çalışırdı. 

Ayrıca, sokakta gördüğü her başı açık, “çağdaş” görünümlü kadının o programlarda gördüğü “yollu hatun”lar gibi olduğuna inanıyordu. Magazin programları sayesinde, şehrin varoşlarında “ahlaksız İstanbul” önyargısı gelişiyordu. Tabii ki, önyargılar bir gün oya dönüşecekti. Nitekim, 2002 seçimlerindeki AKP’nin zaferinin temelleri 28 Şubat sürecinde atılmıştı. “

Devamı burada. İmaj ise son derece çiğ bir üslubu olduğuna inandığım, dolayısıyla yine bu aynı reyting kaygısı treninde 2. sınıf kompartmanda seyahat eden Studio Plastico isimli klibe ait.

Tags: , ,

Yorumlar

3 Yorum var

  1. canevrenol says:

    Boran’a katılmamak elde değil.

    Aslında çok güzel bir fikir ama kesinlikle 2.sınıf bir müzik ile sınıfta kalmış (portechonun ilk albümünü baya sevenlerdenim bu arada). Ayrıca Portecho üyelerinin saçma sapan kameraya bakarak 1990ların başındaki bir MTV klibi dansımsı hareketler yapmaları son derece çiğ ve 5. sınıf. O hareketler ne öyle ya. Yani her şeye varım ama o hareketler ne abi. Omuz atmalar fln ex atmış kokain basmış, sonra üzerlerine fener tutulmuş tavşanlar gibi kameraya bakıyo koca adamlar ya. Hiç uymamış.

    O danslardan ve müzikten sonra bu klibi savunamaz kimse malesef.

    Mini etek, kara çarşaf ve Türk bayrağının aynı çerçevede olduğu kare çok güzel bir tek…

  2. Çağlar Kanzık says:

    “Herhalde, magazin programlarını seyreden bir aile reisinin yapacağı ilk şey bu programların yer aldığı kanalların seyredilmesini yasaklamak, karısına çarşaf giydirmek ve eğer okul çağında kız çocuğu var ise onu okuldan almak olurdu. Gariban aile reisi büyük şehirde kendisini tehdit altında hisseder, şehrin merkezinden kaynaklandığına inandığı pisliğin kendisine ve ailesine bulaşmaması için tedbir almaya çalışırdı. ”

    Bana bu paragrafta çok basit bir sebep-sonuç ilişkisi çıkartılmış gibi geldi. Yani tamam benzer sonuçlar olabilir ama evin adamı evde olmadığında TV’nin başındaki evin hanımı, kızı, oğlu çeşitli hayal dünyalarında zaten geziniyorlardır diye düşünüyorum. Biri çelik jantlı cıstak araba peşindedir, öbürü çamaşır makinesi gezdiriyordur kafasında, diğeri de bi eleman bulup evden kaçma peşindedir belki de… sonuçta illa kutuplaşma ve reyting değil mevzu biraz hayal/kahraman vs. türü hepimizin yaşadığı türden istekler vs. gibi. ama içlerinde çaresizlik sonucu nefrete dönüşeni de vardır, bir umut oy vereni de vardır eminim.

    Tabi göç eden insanın hali gerçekten zor. Bakınız almanyadaki gurbetçi vatandaşlarımıza. Askerde daha yakından tanıma fırsatını bulduğum gurbetçilerimiz hala köy hayatı hasreti çekiyorlar. llk kuşak, İkinci kuşak ve üçüncü kuşak arasında dev uuçurumlar oluşmuş. Hatta kendi aralarında dindar-dindar olmayan olarak bölünmüşler vs. bilemedim ortada bu tip çok yönlü konular varken tutup magazin programlarının toplumu kutuplaştırmasını söylemek biraz eski geldi.

    Bir de bu reyting vs. sadece bizde değil tüm dünyada da böyle. BBC dışında yerel reyting basan kanallar bizimkilere çok benzer. bakınız italyan televizyonu, güney amerika kanalları, saçma sapan yarışma programları, slum dog vs. komple yalan/dolan üzerine kurulmuş hayal pencereleri değil de nedir? tüm ingiltere tabloid gazetelerle yıkılıyor. bunların yanında bakınız OK dergisi, Hello bilmemnesi… veya bakmayınız…

    bölücü sorosçu liboş akpci fethullahcı algılanmamızın temel sebebi ne ben de merak ediyorum. acaba biz neciyiz sayın Boran Güney’cim?

  3. hiçişleri says:

    Açıkçası şaşırdım. Ben de Portecho’yu eleştiriyorum ama çektikleri klibin arkasında duracak cesaret sahip olmadıkları ve azcık tepki görünce hemen yayından çektikleri için. Ha, tabi bunun tepki çekmeyeceğini öngörmek için fezanın bağrından çıkıp gelmek gerek; o yüzden bile bile yapılmış bir pr hareketi de olabilmesi muhtemel.

    Konuya dönersek, o yazıda anlatılanla ‘Studio Plastico’ klibinin anca zıt örnekler olabileceğini düşünüyorum ben. Bu yorum yazısının örneği olarak gösterilebilecek en son işlerden biri heralde.

    Yazıya katılıyorum, verdiği örnekten dolayı Boran’a katılamıyorum. Ya onun ya benim klibi algılayışımızda bir terslik var.

Leave a Reply