Kritik Çoğunluk = Sürü psikolojisinin arsız tatmini

Onur AYNAGÖZ : 28 / 05 / 2009

“Critical Mass” Çin sınırlarındaki bir kavşakta bisikletlerin yeterli çoğunluğa ulaştıklarında kaçınılmaz olarak yola fırlamaları durumuna verilen isimmiş. Tabii ki tartışılır bir nicelik. Yurdumda bir kişi, tek başına da bu mertebeye yükselebilmekte. Ama yine de sürü mekaniğiyle ilgili bir terim olarak algılıyorum ben bunu. Futbol maçlarında, mitinglerde, ilk öğretim törenlerinde, yağmalarda, linçlerde bu mekaniğin işleyiş biçimleriyle ilgili örnekleri yakından biliyoruz. Herkes “Critical Mass” içerisinde yer almştır. Temelde buna “Bir densizliği yapan yeterince insan varsa sen de yap, bir şey olmaz” persibi denebilir.

-Haydi arkadaşlar hepimiz bisikletlerimizi alalım ve bir araya geldiğimizde nelere kadir olduğumuzu gösterelim! Havalı bir manifesto yazalım kendimize. Şöyle Tyler Durden’ın kaleminden çıkmış gibi olsun. Eğer gerçekten istersen sen de bir fark yaratabilirsin, muhtac olduğun kudret pedallara basan bacaklarında saklı! Bu yollarda bizim de hakkımız var. Trafikte bizi görmezden geliyorlar. Bu gidişe bir son vermek lazım. Lay lay lom.

Greenpeace’in petrol şirketlerinden destek gördüğüne dair iddialara benzer bir tanesini de be yerleştireyim buraya. Bence bu eylem “Trek” tarafından daha çok bisiklet satmak üzere başlatılmış olabilir. Ya da devlet tarafından gerilimleri devrim eşiğine yaklaşan toplumların gazlarını almak üzere tertip edilen eylemlerden bir tanesi de olması muhtemel. Eğer bu teoriler biraz ağır geldiyse size, ne diyeyim… İstanbul gerçeğinden kopuk (Nedense Londra ya da Paris’te uzun yıllar eğitim görmüş bir tip canlanıyor aklımda) birilerinin girişimi olabilir ancak: İstanbul’da “Critical Mass”!!! Buyur buradan yak.

Büyük bir şaka gibi geliyor bana. İstanbul’da araba kullanma biçimleri böylesine adiceyken, bisikletim ve ben diye eylem yapacak insanları memleket gerçeklerine davet ediyorum. “Trafikte bisiklet haklari” olsun derdimiz. Daha ne isteriz. Ancak uyandırayım: İstanbul 7 tepe üzerine kurulu. Yüksek emlak değerine sahip boğaz kıyısından ayrılmak, bu şehirde bisikletle yol almak, eğer Tour De France kapasitesinde ciğerlere sahip değilseniz pek de keyifli değil. Bırakın keyfi, basbayağı eziyet.

Burası New York değil, Londra, Amsterdam hiç değil. Onlar işleyen sistemi tıkayarak bir durumun altını çizmeye çalışıyorlar. İstanbul trafiği zaten bir kördüğüm. Dolayısıyla cadde trafiğinin içine ederek bir şeyin altını çizmek bu şehirde mümkün değil. Ne olacaksa o gün arabalarında oturan zavallı insancıklara olacak.

Bütün bunlar bir yana caddede sıkışan trafik yüzünden İstanbul’da ayrıca bisiklet düşmanlığı gelişmesi bence muhtemel. Takip eden günlerde 11 tanığa rağmen bir dolmuşçunun sağda gördüğü bir bisikleti kasten ezmesi mümkün. Güzel şey tabi aynı derde sahip 30.000 kişi olduğunu bilmek, bunun huzuruyla yaşama devam etmek. Yakın geçmişten kollar kopana kadar bayrak sallamalı büyük buluşmaları hatırlıyoruz elbet. Tatlı su aktivizmi diyebileceğimiz bu etkinliğe katılanlari hoş bir gezinti, bir sürüye ait olmak gibi bir takim rahatlatici duygular, katılmayanları da trafikte sıkıntılı saatler beklemekte.

Devrimi kalabalıklar gerçekleştirir şüphesiz, ancak mücadelede acı çekecek, fedakarlık edecek başı çeken birilerinin mutlaka olması gerektiğine inanıyorum. Böyle başı boş bisiklet gezileri ancak trend dergilerine haber olur, ötesi değil.

Tags: , , , ,

Yorumlar

3 Yorum var

  1. Boran GÜNEY says:

    o gün orada elinde odunla bekleyeceğini varsayıyorum

  2. dramarama says:

    Bu kadar kafa patlatacagına dışarda biraz yürüyüşe ne dersin?

  3. Aaaa evet güzel tavsiye.

Leave a Reply