Şüphesiz Yılmaz Güney Türk Sinema tarihinin en çarpıcı kişiliklerinden bir tanesi. Okul zamanında bir filminde yılan marifetiyle yalancı bir kadına yaptıklarını duymuş ve epeyce meraklanmıştım. Her ne kadar bu haberin “Türk Sinemasında Şiddet” gibi daha kapsamlı bir başlığı hakettiğini düşünsem, Yılmaz Güney’i bu denli sansayonel bir video ile geçistirmekten rahatsız olsam da, yıllar yılı bu sahneyle ilgili içinde taşıdığım merakı en sonunda giderebilmiş olmanın verdiği coşku, sevinç ve rahatlamayla utanmıyor ve Etrafta’nın sığ magazin içeriğine bir tuğla da ben koyarken, konunun bir kez daha yorumlarda kendini toplamasını ümit ediyorum.
YouTube’a giremeyenler videoyu buradan izleyebilirler
İngiltere’de, ilk kez 2 domuz gribi vakası belirlendiği bildirildi. Domuz gribi Amerika kıtasının ardından Avrupa’da da yayılmaya başladı. Ama bize gelemez kiii :) Ne demişler? Her işte bir hayır vardır. Biz severiz domuzları, yemeyiz onları. Ben yine düm-düz bir mantık çizersem: Biz domuz yemediğimiz için Yunanistanda takılır kalır bu iş. İçiniz rahat olsun…
Hep cep telefonum aynı zamanda traşşş makinem olsun istemişimdir. Yıllar önce yakın dostlar ile bol küfürlü bir rakı sofrasında çıkmış olan bu çokomilk ve mantıksal fikrimiz en sonunda Çinli kardeşlerimiz tarafından hayata geçirilmiş. İlk duyduğumda kulaklarıma inanamadım, görünce içim rahat etti. Sipariş ettim bi tane, şimdi yolda büyük ihtimalle…
Benim gibi gözlerine inanmayan ve okuduğunu anlamayan tıklasın…
Her ne kadar soyut/abstrakt resme bir ilgim olmasa da geçen sene tanıştığım genç sanatçı Ahmet Civelek’in işlerindeki derinlik beni içine çekiyor. Daha kariyerinin başında olmasına rağmen Ahmet işlerinde form ile de-form arasında, yarı düzenli/kontrollü, yarı düzensiz/seçkisiz ilginç bir denge kurmuş.
Hazır bu JFK ve terminalleri konusu gündeme gelmişken bu postu koymak istedim. 2004 Senesinde JFK 5 numaralı terminalde ‘Terminal 5: Now Closed’ isimli bir grup sergisi açılmıştı. Rachel K. Ward tarafından küratörlüğü yapılan sergide Vanessa Beecroft, Douglas Coupland, Dan Graham, Jenny Holzer, Ryoji Ikeda, Tom Sachs ve birkaç sanatçının daha işleri sergilenmişti. Web sitesi budur. İçinde Ward ile güzel bir röportaj da mevcuttur.
Bu aralar ‘İstanbul’ gugıllarsanız bu üstteki imaj ilk karşınıza çıkan imajlardan biri. Benim bildiğim İstanbul aşşağıdaki gibi valla. İllaki var bir ‘Dubailileşme’ ama bu kadarı da pes doğrusu. Kapatın şu ışıkları!
Walter Robinson tükettiğimiz ürünler üzerinden kimlikler yaratmamızla ilgili işler yapan bir sanatçı. Bunlardan çok yapıldı diyebilirsiniz, evet, ama ben hala Douglas Coupland‘ı da seve seve okuyanlardanım.
İngiliz bilimkurgu romancısı, sosyal yorumcu ve filozof James Graham Ballard‘ı ötedünyaya uğurlarken, kaç kişiye kendi isminden türetilmiş sıfat nasip olur acaba diye düşündüm. Distopik modernite, kasvetli ve barınmaya uygun olmayan insan yapısı ortamlar, teknolojik ve sosyal değişimlerin psikolojik etkileri gibi kavramlar yüklü bu sıfat, Ballard’ın tüketim, kitlesel eğlence ve güvenlik toplumuna karşı duyduğu iğrenme hissinin bir tezahürüydü. Empire of the Sun ve Crash gibi romanları ve daha ziyade ülkemizde bunların filmleriyle (sırasıyla Spielberg ve Cronenberg) ile ünlüydü ama asıl önemi tekil olarak yaptığı işlerle değil, kültürel jargonumuzun içine soktuğu fütüristik distopyalar ve proto siberpunk dünyalar ve müzik, sanat ve kültür alanında tetiklediği düşünsel birikimle ölçülebilir.
1982′de yaptığı bir röportajda : “Gelecekle ilgili kaygımı tek bir kelimeyle açıklayabilirim : sıkılmak. En büyük korkum: olabilecek herşeyin olduğu, heyecan verici, yeni ve enteresan hiçbirşeyin bir daha olmayacağı.. geleceğin engin ve itaatkar bir ruh banliyösü olacağıdır.” diyen sanatçı 2003′de de Britanya Monarşisinin verdiği şövalyelik ödülünü de “Tepesi ağır monarşimizi yaşatmaya yarayan sahte bir Ruritanya oyunu” diyerek reddetmişti.
Baudrillard‘dan sonra Ballard’ın da gidişiyle yaşadığımız dünyanın ticari ve baskıcı yönlerini göz önüne koyacak kanaat önderlerinden geride pek kimse kalmadı. Artık tek güvencemiz Somali’li ve İsveç’li korsanlar.
Daha fazla bilgi için Ballardian, Ballard’ın onuruna yaptığım müzikal seçki için undomondo.
Dönemdaşı Brigitte Bardot, yılların yıpratıcı etkisiyle bulldoglara benzediği halde ,hala taşlığını kaybetmeyen Jane Birkin; kırılgan güzelliği, naif tavırları ve ağlatan sesiyle bu akşam İstanbul’da sahne alacak. Biletler biraz tuzlu olsa da gidip görmek gerekiyor zannımca.
Yeryüzünde köftenin üzerine bu kadar gidilen başka bir yer daha yoktur diye tahmin ediyorum. Her köşede, her caddede, mümkün olan her boşlukta birileri daha iyisini yaptığını iddia ederek bir köfteci açıyor. Keşke sırf köftecilerden oluşan bir sokak olsa da er meydanı kafasında birbilerine meydan okusalar, kapışsalar, köfeteler havalarda uçuşsa… sevgi, kardeşlik, barış, mutluluk, huzur içinde köfte yesek hep beraber mesela.