
Amerika’nın dört bir köşesinden eskiler toplanır, Brooklyn’deki depolara gönderilir. Gerekli ayrımlar ve ilaçlamalar yapılır; balyalar halinde paketlenir. Konteynerlere koyulur. Gemilere yüklenir. Sonra da ver elini Londra, Stokholm, Berlin…

Amerika’nın dört bir köşesinden eskiler toplanır, Brooklyn’deki depolara gönderilir. Gerekli ayrımlar ve ilaçlamalar yapılır; balyalar halinde paketlenir. Konteynerlere koyulur. Gemilere yüklenir. Sonra da ver elini Londra, Stokholm, Berlin…



David Maisel’ın Oregon Eyaletı akıl hastanesinde bulduğu ve bizlere sunduğu bir proje. Cesetleri yakılarak kül haline getirilen ve bakır kaplarda korunan sahipsiz (aileleri tarafından teşhis edilmemiş) hastaların saklanan küllerinin zaman içerisinde bakır kapların yüzeyinde oluşturdukları farklı deformasyonları ve ilginç formları fotoraflamış/belgelemiş.
Toz kütüphanesi projesine ve Maisel’in diğer işlerine buradan bakabilirsiniz.
Günlerdir bakıp bakıp duruyorum bu fotoğrafa…
alainf1‘in flickr sayfasından aldım.

Ben de bir zamanlar küçüktüm, bu büstiyerini düzelte düzelte şarkı söyleyen kızın müziği eşliğinde Gümüldür Apocalypse yazlık diskoda aşık olmuş, sonra mutsuz olmuştum. Zaman, mekan ve olayların fraktal bir yapısı var sanırım, herşey değişiyor, hiçbirşey değişmiyor. Belki de bir zamandır 80′ler geri geldiği için olabilir mi diyorum kendime? Parça C.C. Catch’den Cause you are young.

Richard Hutten‘ın “Playing With Tradition” isimli el dokuması halısındaki “yarım kalmış download efekti” olarak adlandırabileceğim espiriyi çok seviyorum. Eminim “doğu ile batıyı sentezlemek”, “gelenekselle moderni harmanlamak” gibi cümleleri çok tüketen insanların da hoşuna gidiyordur.

Sebastian Brajkovic‘in sandalye ve koltuk tasarımları ise çıkış noktası olarak farklı olsa da aynı dijital bozulma hissini uyandırdığı için halıdaki espiriye yakın buluyorum.
The Crisis of Credit Visualized from Jonathan Jarvis on Vimeo.
Today and Tomorrow’da gördüm. Anneye anlatır gibi anlatmak böyle sanırım.
KURAK BUT – AYSEL GÜREL MÜZESİ from Kurak But on Vimeo.
Gönül Aysel Gürel
7 Şubat 1929, Denizli - 17 Şubat 2008, İstanbul
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümü mezunu olup, şarkı sözü yazarlığının yanı sıra, Türkolog, edebiyat öğretmeni, tiyatro oyuncusu ve şairdi.
Kalbimizdesin…


Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Bu da bizim cacık.

Etrafta dostu, kardeşim Analog Master, bir rework çalışmasıyla gelmiş. Barış Manço’nun ‘Cacık’ına çok acaip bir yeni bakış getirmiş. Fikri haklar sorunları nedeniyle bu güzide eseri indiremiyosunuz, ama mutlaka dinleyin.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Baris K @ Denis Simachev / Moscow 2009 from xxxtravaganza on Vimeo.
Barış K, Anapop’u Moskova’ya götürdü, Ruslar da ciddi anlamda koptu sanırım. Böylece, bize altkültürü ‘Türkü Bar’a çevirdiğimizi söyleyen kimi dostlarımızın, bu müziğin evrensel bir algıya da hitap ettiği yolundaki kanımıza artık katılacaklarını umuyorum.

Bu aralar ortada dolaşan, benim de bigumigu‘dan gördüğüm bir pdf dosyası “İşte satışın gücü” dedirtiyor. Söz konusu döküman, eğer söylenenler doğruysa, Pepsi’nin kısa bir süre önce yenilediği kurumsal kimliğinin bir freelance çalışan tarafından dışarı sızdırılmış “Breathtaking” kod adlı müşteri sunumu. Çevresinde milyon dolarların döndüğü son derece gizli dökümanı alıp Rapidshare’e koyma cesaretini ne kadar takdir etsem de dökümanın içeriği yayılış öyküsünden daha ilginç, çünkü bırakın başka meslekleri, reklam dünyasında çalışan bir insan bile bu kadar palavrayı bir arada görmemiş olabilir.
Bir kalem kağıtla bile ortaya çıkmış olabilecek basit bir görsel renovasyon nasıl bir ilüzyon ağıyla sarmalanır, nasıl bir kurguya oturtulur görmek için buyrun.
Son derece profesyonelce hazırlanmış, çeşitli formüller, sofistike diyagramlar ve bilimsel “mumbo-jumbo” ile süslenmiş sunumda “Pepsi dinamiği” çeşitli matematik, geometri, fizik kanunlarına, altın oranlara temellendiriliyormuş gibi yapılmakla kalmıyor, Pepsi bir “marka” olarak DaVinci gibi isimlerle beraber anılıyor. Dünyanın kütlesel çekim kuvvetleriyle oluşan manyetik alan göstergeleri üzerinden yapılan esinlenme ve “Pepsi duygusal çekim gücü” tarafından şekillendirilen logo kıvrımları bölümünü ise ayrı bir hayranlıkla okudum.
Pepsi’ninki kadar köklü bir kurumsal imgenin yerine yenisini koymanın kolay bir iş olmadığına katılıyorum ama bu kadar zevksizce ileri gidilmeli miydi, ya da bu kadar ileri gitmeden bu iş satılabilir miydi tartışılır.
Bu olayın söz konusu ajans tarafından sızmış süsü verilen bir viral marketing örneği olduğunu savunanlar da var ama benim buna inanasım pek gelmiyor. Sunumun, daha geçen ay kendi hazırladığı bir 3D Superbowl reklamını Edison’un filmi icadı ile kıyaslayan Peter Arnell başkanlığındaki bir ajanstan çıktığını göz önüne alarak, bu olayın sonunda “ee şakaydı bu viraldi” gibi bir sonuç çıkmaması durumunda pek şaşırmam.

Lars Amhoff‘un tasarladığı, daha prototip aşamasında olan dijital gramafon; orjinal adı ile Neo Gramophone. Form olarak minimal/beyaz/hoş olabilir ancak içine koyulan hoperlorlerden alınacak ses kalitesi tartışılır. Milyonlarca dolarlık yatırımın yapıldığı ve yılların ar-ge birikiminin olduğu hi-end müzik endüstrisinin bu tip bir sisteme ancak basit bir orta-sınıf-tüketici-ürünü olarak bakacağı kesin. Kısacası yalan-dolan-kanmayın sevgili etrafta okuyucularımız-bilinçli tüketiniz.

Bilimde son yüzyıllardaki en önemli çığırı açan Charles Darwin’in 200. doğumgünü bugün. Binlerce yıllık teleolojik ve teolojik bakış açısının hegemonyasını sallayacak fikirleri dile getiren bu adam heralde dünya üzerinde en yanlış anlaşılan, tanınan adamlardan da biri olma sıfatını koruyor.
Günümüzde evrim konusundan zerre anlamayanların “ehe ehe maymundan gelenler düşünsün”, ya da “Allah’a şirk koşuyollar” tadındaki naif yorumlarının yanısıra kendi döneminde de bilimadamlarından ilk etapta fazla destek görmediği bilinmekte. Kendisi gibi evrimin önemli fikir babalarından olan A. R. Wallace yazdığı bir mektupta kendisine, “birçok zeki insanın kendi kendine işleyen ve yaşam için gerekli olan “Doğal Seleksiyon”‘u tam hatta hiç anlayamamalarına o denli tekrar tekrar şaşırıyorum ki, sanırım terimin kendisi ve sizin onu anlatışınız ne kadar açık ve güzel olsa da doğa tarihçilerinin genelini etkilemeye yeterli olmadığına kanaat getiriyorum.” demiş.
Bugün evrim sürecinin bireysel organizmalardan, ekosistemlere kadar evrenin işleyişindeki asli ilkelerinden biri olduğu ve canlıların hayatı ile ilgili insanların bulduğu en güçlü açıklama olduğu kabul edilmekte, ne kadar yol katedilmiş. Gerçi Amerika’da ve İngiltere’de buna inanmayanlar hala çok büyük bir kesim ama olacak o kadar daha önümüzde nice 200 seneler var.
Kendisini tekrar saygıyla selamlarken, belki bugün bu konuda birşeyler okumak isteyen olur diye, Scientific American’ın hala yanlış anlaşılan şeylerle ilgili bu yazısını, kendisiyle yapılan bu sahte-röportajı (çeşitli kaynaklardan yararlanarak tabiki), Evrimsel düşünce tarihini ve bu Wired makalesini Londra’da Royal Academy’de yeralan ve Wallace ve Darwin’in bulgularını ilk kez açıkladıkları odada çektiğimiz fotoğraf ile beraber paylaşıyorum.