Kaybolan Değerlerimiz

Yazar: Elif Kavalcı 5 January 2009

Ne zaman yöresel bir belgeselimizde Keçecilik, Karagözcülük veya benzeri konulardan bahsedilse, işin sonu hep geleneksel el sanatlarımızın makus kaderine ve kaybolan zavallı değerlerimize bağlanır. Geçen gün okuduğum bu Punch & Judy yazısı da bu makus kaderi paylaşması gerekirken tam tersi, zaman içinde kaybolmaktan kurtarılmış bir gelenekle ilgili.

Punch & Judy İngilizliği ile ünlü, içerdiği yüksek dozda domestik şiddet ve bayağı esprileriyle Simpsons’ın 18. yy kukla şovu versiyonu. BBC’deki yazı da özetle Playstation çağına karşı bir kukla geleneği olarak Punch & Judy’nin nasıl hayatta kaldığı ve “profesör” denen kuklacıların değişen zaman ve şartlarla birlikte örneğin cellat gibi tedavülden kalkmış ögeleri temsil eden kuklaların artık oynatılmaması gibi değişimlerle oyunu temel niteliklerini kaybettirmeden nasıl güncel kıldıklarıyla ilgili.

Siyasi ve sosyal yaşamda olduğu gibi geleneksel değerlerimize karşı da bu kadar aşırı korumacı bir tutum içinde olmasaydık belki bizde de aynı evrimleşme yaşanabilirdi. İnsandan ve yaşanırlıktan kopan geleneklerin dökme suyla hayatta kalmalarını beklemekle, koruduğumuzu düşündüğümüz geleneklere büsbütün haksızlık ettiğimizi düşünüyorum.

Yazının tümü burada.

Haberin kategorisi: 01 ETRAFTA

Etiketler: , , , ,

7 Yorum Add your own

  • 1. Boran GÜNEY  |  January 5th, 2009 at 1:49 pm

    Esasında Karagöz’e biraz haksızlık ettiğini düşünüyorum, çünkü geçen sene ramazanda feshane etkinlikleri filan gibi bir organizasyon dahilinde izlediğim güncel olaylarla bezenmiş, modern jargon kullanan bir karagöz gösterisine binlerce çocuk yerlerde yatarak gülüyordu. Bana öyle geliyor ki bu cins olaylar artık büyümüş ve tam anlamıyla dünyaya entegre olmuş(?) urban türklerin radarlarının altında kalıyor, bulsak ve buradan etrafa kazandırsak fena olmaz sanırım

  • 2. Elif Kavalcı  |  January 5th, 2009 at 3:06 pm

    Haklısın Karagöz iyi bir örnek olmadı, bu tarz tartışmalarda adının geçmesine çok alıştığımız popüler bir örnek olarak kullandım, pek yerinde bir kullanım olmasa da. Yazıyı iki kukla şovu arasında bir kıyaslama yapma niyetinde yazmadığımı, genel bir saptama olduğunu da tekrar belirteyim.

    Karagöz evet güç bela da olsa yukarıdaki durumdan yırttı ve bunda popüler kültürün (reklamların vb.) bile ciddi etkisi var.
    Karagöz bazı açılardan diğer örneklerden daha avantajlı çünkü özdeşleştiği Ramazan gibi güçlü dayanaklar var ve mesela keçecilik veya deri işlemeciligi vs. için bunu söyleyemeyiz. Zaten nostaljik bir ramazan eğlencesi olarak hatırlanıyordu ama günümüze uyarlanması açısından yazdıklarımın aksine iyi bir örnek.

    “Radar altında kalmak” olayında ise tam anlamıyla dünyaya entegre olmuş(?) bir genç olarak kendimde suç bulamayacağım. Büyüklerimiz tarafından bize kazandırılmamaları yüzünden olduğunu tekrarlayacağım. Belki biz çocuklarımıza kazandırmak için daha iyisini yapmayı deneyebiliriz.

  • 3. emre özbay  |  January 5th, 2009 at 9:24 pm

    Karagöz oyunları, teknik olarak değil ama içerik bakımından günümüz popüler sahne, sinema sanatlarıyla boy ölçüşebilecek güncelliğe sahip zaten. Cevdet Kudret’in derlediği Karagöz metinleri 3 cilt halinde tekrar basıldı (YKY). Orjinal metinler, ‘bıy bıy bıy’ yüzeyselliğinden öteye gidemeyen reklam veya trt versiyonlarının çok ötesinde uyuşturucu, eşcinsellik, gerilim, pornografi ve hatta ırkçılık gibi konuları işliyor. Okudum, South Park’a on basar. Zorla bir iki sayfa başlattığım insanlar, üç cildi de afiyetle bitirdiler. Bu da Karagöz’ün orjinal metinlerinin hala akıcılığını koruduğunu gösteriyor. Yani sorun orjinal, öz içeriğin eski kafalı olmasında değil. Geçen zamanla ters orantılı olarak içerik köreltilmiş. Entegre (?) konusunun, (?) kısmında Boran’a katılıyorum. Türkçemizde artık ‘geyik’ diye bi kavram var. Ve bu ‘geyik’ olan bir daha iflah olmuyor. Biz ‘entegre’ olurken bir çok şeyi ‘geyik’ ilan etmeye devam ediyoruz. Ve zahmet edip hiç olmazsa orjinal metinlerini okumadan, süper ilginç proje dosyalarımızın dışında bıraktığımız Karagöz de bu ‘geyik’lerden biri oldu. Reklamlar vs. konusuna gelince tam aksine bu işler af buyrun tamamen oto sanayi stilinde yapılan işler. Her Ramazan akıllarına Karagöz düşüveren bir takım acil iş yetiştirme memuru (biliyorum ben de çalıştım), internetten 15 dakka karagöz resmi bakıp gayet fason biçimde bu köreltmeye katkıda bulunuyorlar. Ondan sonra bizden sonraki bebeler de ‘büyüklerimiz bizi Karagöz’den tiksindirtti biz naapalım’ diyecekler. İçerik köşebaşındaki kitapçıda. E buyuralım o zaman, geyik demeyelim özü geyik olmayanını yapalım. Elimizin altında yeni teknolojiler var, after effects var, dijital oyuncaklarımız var. Bak mesela Karagöz oyununda ‘göstermelik’ diye bir şey var. Her oyundan önce oyunun konusuna dair ipucu vererk seyircinin merakını ve ilgisini oyuna odaklayan bir görsel. Bir müzik eşliğinde insanlar oyunu beklerken sahnede durur. Bu da günümüzde ‘teaser’ dediğimiz şeye tekabül eder. Deve derisi, tef, zil değil ki esas olay. Ama içerik tırtsa her şey tırt demektir.

  • 4. farukahmet  |  January 6th, 2009 at 2:35 pm

    Aslında kötü durum yalnızca ananevî yaratımların güncellenerek yaşamasını sağlamak noktasında değil, o yaratımların nasıllarsa öyle korunmasını sağlamak noktasında da var. Meselâ, Karagöz ve Hacivat’a uygulanan Cumhuriyet terbiyesi (”sansürü” de diyebiliriz) büyük oranda Nasreddin Hoca’ya da uygulandı. Şimdi buraya örneğini bile yazmaktan utanacağım ölçüde müstehcen fıkralara sahip olan Hoca, bize müstehzîliğini büyük oranda kaybetmiş, tonton dede kıvamında bir hikaye kahramanı olarak anlatılır hep. Sanırım zaten bunları güncellemeye dair isteksizlik (ya da daha doğrusu bunun hiç akla bile gelmemesi) de bu içeriksizleştirilmişlikten, gerçek hayata olan bağlarının koparılmış olmasından… kaynaklanıyor. Bunu ‘terbiyeli’ ve sıkıcı Cumhuriyet eğitimine ve çeviri çalışmalarına bağlaması işin kolay kısmı ama, başka ülkelerde bu tür halk hikayelerinin kahramanları da aynı akıbete uğramış mıdır bilmeden daha fazlasını söylemek de ifrat olur herhalde: Sonuçta ilkokul çocuğuna da o fıkralar anlatılmaz hani. Sorun herhalde, bunların orada, ilkokulda kalıyor olması.

  • 5. Boran GÜNEY  |  January 6th, 2009 at 5:14 pm

    Nasreddin Hoca aslında bildiğim kadarıyla sadece bu coğrafyanın değil, Hindistan’dan İtalya’ya uzanan farklı farklı onlarca kültürün kendi mitolojisine mal ettiği bir kahraman, yani Kemalist disipliner ideolojilerle kurutulamayacak kadar büyük bir derya.

    Kemalist disipliner ideoloji ise bence başka bir evrimsel dönüşümün aslında tarihsel bağlamda hoşgörülebilecek bir tezahürü -tabi bugün onu özgün haliyle aynen yaşatmak isteyenlerden bahsetmiyorum- ama bu başka bir tartışmanın konusu olabilir.

  • 6. farukahmet  |  January 6th, 2009 at 7:51 pm

    İtalya”dan emin değilim ama, yaygınlığı konusunda haklısın. Tabi isminin biraz değiştiği oluyor; “Hoca” yerine “Molla” deniyor vs… Pertev Naili Boratav ” Türkistan’dan Macaristan’a, Güney Sibirya’dan Kuzey Afrika’ya, Türk dilinin konuşulduğu yerler kadar, uzun ya da kısa bir süre Osmanlı egemenliğinde kalmış bölgelerde…” demiş (Nasreddin Hoca s.23, Kırmızı Özel Kitaplar Serisi. Bu kitabı da, ilgilenenlere tavsiye ederim). Kısaca, “Kemalizmin kurutamayacağı kadar büyük bir derya” olduğu doğru ama, sonuçta Macaristan’da güncellenerek yaşıyorsa da bizim haberimiz olmuyor. O bakımdan eleştiri geçerliliğini koruyor sanırım.

    Enis Batur’un, Boratav’ın kitabına yazdığı ön sözden bir paragraf alayım:

    “Nasreddin Hoca’yı böyle bilmezdik”. Bu cümle, ufkumuzda, “biz Hoca’yı böyle istemiyoruz”un bir çevirisi olarak belirdi aslında. Karagöz metinlerinde olduğu gibi ayıklanmış, aklanıp paklanmış, bu yoldan yükü atılmış bir “corpus”ta uzlaşılmasıydı amaç; aşırılık fazlalıktı, halk kaynaklı bir bilgeliğin halkı korumak, ola ki kendinden korumak için törpülenmesiydi hedeflenen. Boratav’ın ulaştığı elyazmalarına şüpheyle bakanlar gördüm, duydum.
    Tersine, kök kültürün açığa çıkarılmış bu boyutundan gönenç duymak gerekmez miydi? Yakası açılmadık Carmina Burana şarkılarının, Villon’un ağzıbozuk şiirlerinin, Gargantua’da patlayan şen bilim dilinin bir karşılığının bu topraklarda da duyulmuş, yayılmış olduğunu öğrenmiş olmaktan bir gurur payı çıkaramaz mıydık?… s.10-11

  • 7. farukahmet  |  January 7th, 2009 at 7:01 pm

    Bu arada bu ayki Toplumsal Tarih dergisinin kapak konusu “Balkanlar’da ve Türkiye bağlamında Karagöz’ün Adaptasyonu ve Değişimi”. 40 küsur sayfalık bir dosya hazırlamışlar, 5-6 yazıdan oluşan… henüz okuyamadım ama not düşeyim dedim.

Yorum yaz

Required

Required, hidden

Mümkün olan HTML:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Haberi izlemeye al  |  Yorumları RSS ile takip et


Takvim

January 2009
M T W T F S S
« Dec   Feb »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Son eklenenler