
Var mı bunun ilacı, milacı?

Var mı bunun ilacı, milacı?
Bas-çek fotoğrafçısı New York’lu arkadaşım Devin Yalkın’ın sokakta, orda-burda yakaladığı kareleri gerçekten çok etkileyici.
Bknz.

Tabikide hepsi kopya. Arkadaki ‘AFRICELL’ reklamı ise beni benden almakta, bana memleketimi anımsatmakta.
The Gambia, 2008
Türkiye’de Türkçe ezan yok ama Amerika’da İngilizce Kur’an okunuyormuş sanırım. Çok da ilginç, bana bir dönem Almanya’dan çıkma R’n'Besk akımını hatırlattı.

Sanatçı Robert Sherer‘in ilginç çalışmalarını buldum. Kendisi pirogravür tekniği (pyrography) ile çok hoş çalışmalar yapmış. İşlerin geneli çocukluğumda okuduğum genellikle bir adada geçen ve bir takım çocukların esrarlı bir olayı çözmeleriyle sonuçlanan hikayeleri hatırlattı. Sherer ise bu çalışmalarını 50′li ve 60′lı yıllardan bulduğu İzcilik (Boy scout) kılavuzlarından yararlanmış. Özünde karakter gelişimi, yuttaşlık aşılama ve bedensel gelişim gibi unsurları bulundursa da Amerikalı bir arkadaşım kilise bağlantıları olduğunu da söylemişti. Bunların yanında izciliğin eşcinsellik ile de bağlantıları olduğunu yine amerikan kültüründen biliyorum.
Sherer’in kendi kanı (HIV+) ile yaptığı işlerine dönecek olursak; işler, botanik ile seksüaliteyi içi içe geçen bir noktada. Çiçeklerin hem ‘güzel’ olması hem de bitkilerin ’seks organı’ olmasından yola çıkan sanatçı güzelliğin soyutluğu ile seks organlarının somutluğu arasında ilginç bir ilişki kurmuş. HIV çağındaki romantik yaşamın zorlukları/kompleksitesi ile seksüel cazibenin ilişkisini ortaya koymuş. Aklınızda bulunsun…

Türkiye’nin yoğurt ve ayrandan sonra tüm dünyaya yaydığı en önemli lezzetlerden olan dönerin Avrupa ile ’imtihanı’ bitmek bilmiyor.
Almanya’nın Viersen Belediyesi’nin “döner” yerine Almanca “Drehspiess” adını şart koşmasının ardından italya’da Lucca Belediyesi, döner ve kuskus dahil etnik fastfoodların kent merkezinde satışını yasaklama kararı aldı. Dönere yönelik yasak rahatsızlık yaratırken, İngiltere’deki araştırmayla dönerin sağlıksız bir beslenme türü olduğu ilan edildi.
Text: Reha Erus, Roma
Kombinezon 5 nedir?
Bilgisayarımda bulduğum anlamsız imajlarımın internette bulduğum anlamlı tekstler ile birleşmesinin beşinci örneği.

“İyi çocuklar her zaman elleri yorganın üstünde uyur.”

Arkadaşımız sanatçı Devrim Kadirbeyoğlu‘nun web adresinin yazılı olduğu kart iki aydır masamda duruyor ama bir türlü girip bakmıyordum. Bazen insanın basireti bağlanıyor, baksa en çok hoşuna gidecek şeyler sürekli dikkatinden kaçıp duruyor. (Burada “dikkat” kavramı çok önemli, geçen gün yaptığımız bir sohbette birisi 21. yüzyıldaki medya bombardımanı neticesinde günümüzde en geçerli metanın “attention” olduğunu söyleyip bunun neredeyse başlı başına bir disiplin olduğundan dem vurdu ve konu üzerine yazılan çeşitli makalelerden bahsetti.)
Devrim’in birçok dikkat çekici ve zeka dolu işinin arasında, ana sayfasına koyduğu ve hemen göze batan “EU” adlı işi çok hoşuma gitti. Türk bayrağı renginde bir bavulun içinde birsürü bez bebek, her biri geçmişte ya da bugün yaşadığı siyasi ya da toplumsal sorunlardan dolayı Avrupa Topluluğu ile entegrasyona kucak açan figürleri temsil ediyor. Aralarında Eşber Yağmurdereli’den Bülent Ersoy’a, Halil Berktay’dan Cemil İpekçi’ye kamuya mal olmuş isimlerden, sanatçının kendi büyükannesine onlarca isim var. İşin anlatıldığı PDF dosyasında bu karakterler hakkında kısa bilgilere ulaşabiliyoruz.

Allahtan TL yok, yoksa yanardık, bakınız Paragami. Tintaimpresa yapmış.

Avusturalyalı Hip Hop topluluğu Curse Ov Dialect 2006 tarihli “Wooden Tounges” albümünde Selda Bağcan‘dan “Gitme”yi kesmiş kullanmış.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Curse Ov Dialect – Take me to the Arab world
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Selda – Gitme
Bu kesmeceden beni haber eden Kerim‘e saygılarımı sunuyorum.


Miro “L’oro dell’azzurro”


Van Gogh “Bedroom in Arles”
Asıl işi komedyenlik olan Ursus Wehrli’nin “Tidying up art” adlı kitabını gördüğüm an büyülendim. Picasso, Pollock, Oppenheim gibi birçok farklı sanatçının işlerini kendi yorumuyla yeniden düzenleyen Wehrli’nin daha fazla işini görmek için videoyu izleyebilirsiniz.



Bu sabah sevgili Gökçe Yalçınkaya’nın gönderdiği bir maille Türkiye’mizde güzel şeyler olduğunu da gördük ve içimiz ısındı. Çeşme’den AKP Belediye Başkan Adayı, Harita ve Kadastro Mühendisi Mehmet Ali Gökçeoğlu’nun 2009′u değil 2015′i hedefleyen projeleri bize yöneticiliğin nasıl hep ileri bakmayı gerektirdiğini bir kez daha hatırlattı. Hep yöneticilerin çağı yakalayamadığından dem vururduk ya, işte bu UFO projesi ile çağı yakalamak ne kelime geride bırakmış bir yönetici sonunda bizleri yönetmeye talip oldu, hem de dünyanın en önemli estetik akımlarından Arap mimarisinin incisi Dubai seviyesinde bir anlayışa, varım diyoorrr!.
Vallahi Marduk’a, Maya takvimine ve 2012′ye inanasım geldi..
Not: En alttaki Lilypads projesi birkaç ay evvel internete düşmüş mimar Vincent Calabaut tarafından çevre problemlerine karşı geliştirilmiş bir mimari fantazya. Diğerleri özgün proje olduğu için detayını bulamadım.





Engin Gerçek, -adı üstünde- beni yarattığı gerçeklik tasviri ile en çok vuran Türk fotoğrafçı sanırım. En son “iki arada bir derede” isimli mütevazi serisi, fotoğrafların tek tek biçimsel değerine parmak basmaktan ziyade bir bütün olarak İstanbul’un içinde yaşadığımız döneminin sosyo-kültürel ve estetik haritasını çıkarıyor. Bunu da öyle usturuplu yapıyor ki, şahitliğinin yalancı mı hakiki mi olduğunu anlayamıyoruz.
Bazı fotoğraflar tamamen mizah amaçlı gibi, kimileri de tamamen ‘form’a yönelik çekilmiş görünse de, aslında serinin ruhu ne mizahi ne de estetik kaygılar barındırıyor. Daha doğrusu, biraz naif, biraz tuhaf ve belki de biraz yarım akıllı bir İstanbul’la hoşbeş olmak, anlamak için imajların hepsini birlikte sindirmek gerekiyor.

1968 olimpiyatlarında yaptıkları sessiz gösteri sonunda hayatı kararan atletler.

Kabil’de restoranda töreni izleyen Afganlar

74 yaşındaki siyahı vatandaş Vertie Hodge ağlıyor

Kırsal Amerika’nın bağrı Montana’nın en eski barında Vietnam gazisi Keith Hart bile heyecanlı

İslamabad Pakistan’da barış yürüyüşündeki çocuklar..
Bir senede netin en önemli fotohaber blogu olan Big Picture doğal olarak Obama’nın Başkanlık seromonisini de atlamamış. İllaki birçok kişi bugün yarın görücek bunları ama Türkiye’nin genelinde ve zaman zaman Etrafta’da bile varolan cynicism (zargan çeviri: insanların iyi olduğuna inanmama.) haline ve özellikle de aslen Amerikan Pop Kültürüne ve yaratılan Obamaniaya duyulan tepkilerin Obama cynicismine kanalize edilmesine dayanamadığım için bazılarını koymadan edemedim.
Söz meclisten dışarı, dünyaya sorun çözmeye değil sanki sorunların çözülmeyeceğini tespite gelmiş bu insan tipinin kendilerine ve diğer insanlara inanmamaları bir derece de, hayatta yanyana gelseler ne kadar yüzölçümü kaplayacağını bir kere olsun düşünmedikleri dünya çapında birbirine benzemez YÜZMİLYONLARCA insana kendileri ve problemleriyle yüzleşme, varolan dogmaları aşabilme, diyalog vs gibi konularda umut ve ilham vermiş, yeni çağın ilk prototip liderinin Amerikan Başkanı olmasının sembolik değerini dahi kavrayamamaları nasıl patolojik bir durumdur anlayamıyorum. Heralde Türk entelektüelinin “bu halk adam olmaz abi”, halkının da “bu ülke bitmiş abi” retoriği gibi bir kronik bir ümitsizlik vakası.