Her ne kadar ölümünden sonra ortaya çıkan Kemalizm/Atatürkçülük adlı katı modernist ideolojiyi anakronik bulsam, toplumdaki Atatürk histerisi ve “personality cult” durumundan rahatsız olsam da kişisel olarak kendisine pek çok şey borçlu olduğumuz insan Mustafa Kemal’e huzur içinde yat demek geldi içimden. Atatürkçülerin söylemeyi çok sevdiği gibi “bugün hayatta olsaydı”, onların umduğunun tam aksine dünyanın 70 yılda ne kadar değiştiğini görür ve heyecanlanır, o zamanki fikirlerinin kifayetsiz bürokratlar ve politikacılar tarafından dogmalaştırıldığını gördüğünde onlara kızar ve kurduğu ülkenin özgürlükler, insan hakları, bilim, eğitim, spor, kültürde 85 70 yılda bir arpa boyu yol katedemediğini farkettiğinde de çok üzülürdü diye düşünüyorum. Teşekkürler, huzur içinde yat.






Madem 85 yıldır bir arpa boyu yol alamadığımızı düşünüyorsanız neden bu cumhuriyetin kurucusuna teşekkür ediyorsunuz. Yol alamadıysak; ilkelerinden saptığımız, gericilik yaptığımız ya da gericilere demokrasi yanılgısıyla prim verdiğimiz, hatta belki de yazılarımızda “anakronik”, “personalitiy cult” gibi çoğunluğun anlayamadığı bir dil kullandığımız içindir. Lütfen gerçekten inanmadan teşekkür etmeyin…..
Sana da teşekkürler, Elit Milli. Bir süredir “Mustafa” filmi ve onun ıvır-zıvır polemiklerinden daralmış durumdayken senin yazdığın bu bir paragrafı okuyunca bütün o tartışmaların ne kadar boş olduğunu gördüm.
İçimde hissettiklerimi bu kadar kısa ve sade bir biçimde dile getirdiğin için ben de sana teşekkürlerimi sunuyorum…
“personality cult” ve daha birçok anlaşılamayan bilgiye wikipedia’dan ulaşılabilir.
http://en.wikipedia.org/wiki/Cult_of_personality
Doruk bey neden bu gerginlik anlamıyorum? söylediğim alanlarda siz bana Türkiye’nin başarılarını yazın desem? nüfus olarak dünyanın sayılı büyük ülkelerinden olmamıza rağmen kaç tane bilim adamı, sporcu yetiştirmişiz, azınlıklara nasıl davranıyoruz, kaç tane darbe geçirmişiz, kaçının sınırında yaşıyoruz? Çok mu iyi durumdayız?
Belli ki zıpkın gibi bir Atatürkçüsünüz, “ilkelerinden saptığımız gercilik yaptığımız” için diyorsunuz, ben altında başka nedenler de görebiliyorum, bence bu konuyu tartışmadan evvel biraz yakın tarih, sosyal bilimler vs kitabı alın okuyun, bu tip karmaşık konuları ezberden cümlelerle çözmek çok kolaydır, ancak sosyoloji ya da tarih okumuş birisi bunların ne kadar girift ve zor çözülür olduğunu görür.
Beni yabancı özentiliğiyle/elitizm ile eleştirdiğiniz bölüme gelince, malesef anakronik kavramı Türkçe’ye girmiş durumda, bu kavramı Türkçe daha iyi açıklamanın yolunu bilmiyorum, lütfederseniz öğrenmiş oluruz. Aynı şekilde tırnak içinde kullandığım “personality cult”‘u da kişilik tarikatı diye çevirmek istemedim, malum ülkemizde, aslında saygı ve sevgi ile yazdığım paragrafları sizin gibi tersten anlayıp, “inanmadan teşekkür etme” diyen insanlar olabildiği için, birisi gelip sen Atatürk’e “tarikatçı mı diyorsun şimdi” diyebilirdi.
“Anakronik” kelimesinin Türkçe anlamı da Türk Dil Kurumu’nun web sitesinden (www.tdk.gov.tr) bulunabilir. Ben de bilmiyordum. Sözlüğe baktım. Öğrendim. Aşağıda linkini veriyorum. Canınız isterse tıklayınız, bakınız; istemezse tıklamayınız, bakmayınız.
http://www.tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE&Kelime=anakronik
bu arada ikinci 85′in yanlışlıkla yazılmış olduğunu belirtir ve düzeltmek isterim, aslında birkaç satır önce yazdığım gibi 70 yılda demek istemiştim, 1938 den bugüne, zira argümanım Atatürk’ün ölümünden sonrayı kapsıyor. Karışıklıktan dolayı özür dilerim.
Çağlar, ilginç, Yakup Kadri bile anakronik olarak kullanmış yanlış anlamadıysam. Ama görüyorsunuz ki anakronik içinde iki farklı anlam barındıran güçlü bir kelime, aslında eskimiş değil “yanlış zamanda” anlamı için kullandım. Koşulları içerisinde doğru olduğunu ama günümüzün global ve postmodernist toplumunda sorunlara çözüm bulamadığı için anakronik olduğunu söyledim. Onu da ters anlayıp şimdi sen Atatürkçülüğe “eskimiş” mi diyorsun derler. Gerçekten anlamıyorum, eleştirsek vatan hainiyiz, sevgi göstersek yeterince sevmiyoruz, bu ülke bizi hiç bir türlü istemiyor sanırım
To be great is to be misunderstood. – R. W. Emerson.
Yillarin anakronik’i de gavurca oldu ya, sirf o kelimeyi kullanabilmek icin ingilizce yazmaya baslamak zorunda kalacagiz yakinda. turkcenin sahipleri bize hangi kelimeleri kullanabilecegimizi, hangilerini kullanamayacagimizi (ellerinden gelse kanunlarla) emrediyorlar, biz de sahibi olmayan bir dil bulalim.
sahiden, koku disaridan her kelimeye turkce bir karsilik bulup kullanmayana cemkirmenin ne kadar arkaik (amanin! fransizca kelime! dil polislerini cagirin!) bir dil ve kultur anlayisina denk geldigini gormek bu kadar mi zor?
neyse yav, siz isinize bakin, guzel guzel blogunuz yazin :)
Allah rahmet eylesin, Atatürk gerçekten trajik bir figür; daha yaşamında böyleydi, öldükten sonra adına yapılanlarla beraberse bu trajiklik yüz kat artıyor. “O olmasaydı şu an hayatta bile olmayacaktık” vb saçmalıkları günde 10 öğün tekrarlayan Kemalistler de, ülkenin başındaki her belânın onun yüzünden çıktığını, her yaptığının yanlış olduğunu iddia edecek kadar saçmalayan tam-karşıtları da onu öyle bir karton karakter haline getirdi ki, üzülmemek elde değil. Söylediklerinin, yaptıklarının oraya buraya çekiştirilmesi, hayatta tanışsa yüzüne tüküreceği adamların onun en büyük takipçisi olduklarını iddia etmesi gibi şeyler belki her kalburüstü tarihî figürün kaderi, ama Atatürk’te bu, eşine rastlanmamış boyutlara ulaştı sanırım. Atatürk’ü ve yaptıklarını eleştirmek (ki çok elzem), onu bir insan olarak tanımaya başlayabilmenin de önkoşulu aynı zamanda. Bize nasip olmadı, umarım sonraki nesiller bu adamın yaptığı korkunç büyüklükteki hataları da, çağdaşı liderlerin çoğundan ne kadar daha karizmatik, zeki ve başarılı olduğunu da aynı anda, gocunmadan, onu Tanrı ya da Şeytan haline getirmeden konuşabilirler.
“Çoğunluğun anlamadığı dille konuşmak” meselesine gelirsek… Doruk bey Atatürk’ün 1934′te yaptığı şu konuşma hakkında ne düşünür merak ediyorum:
“Altes Ruvayal! [...] Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır. Ancak, daha başka alanda da onlar erdemlerini o denlü yaltırıklı yöndemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özençe değer değildir. Avrupa’nın iki ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak, baysak, önürme, uygunuk kıldacıları bulunuyorlar. Onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar: baysal utkusu” -Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, s.277-8
şimdi sen 2008′de adamın 1881-1938 yılları arasında yaptığı hataları farketmiş ya da öğrenmiş olduğun için sen akıllı türk genci oluyosun, o zeki ama hata yapabilen kalburüstü zeki bi devlet büyüğü oluyo değil mi?
sevmicem diyorum diyorum ama işte bunu seviyorum.
Aslında ‘dil’ konusuna girince söylenecek çok şey var ama bence ilk önce ‘dil’ ‘organik’ bir yapı olarak görülmelidir. Siz (?) istediğiniz kadar emirle veya kanunla zorlasanız bile bu ‘organik’ yapı değişecektir. Birileri (bizler/sizler) üzerinde oynayacaktır ve sürekli bir biçimde değişecektir. Bu değişimin de iyisi/kötüsü olması/olmaması konuları hakkında üzülmek//kızmak/vs. bence gülünç olur. Zira, dil zaten kendi kendini yenileme sürecinde kullanılmayan, eskiyen, anlamını yitiren veya devre/döneme göre kaybolan kelimeleri ya yapısından atacaktır ya da yerlerine başkalarını getirecektir. Kimse üzülmesin dilimiz bozulmuyor/kırılmıyor/yokolmuyor sadece her gün biraz daha yenileniyor/büyüyor/olgunlaşıyor.
bizim dil, bizim görüş açımızdan daha dar açılısıını görüyo ya da daha sonradan görüyo her zaman o yüzden bunu yaşıyoruz. ne kadar kelime bilirsen o kadar düşünürsün derler ya işte “tdk” kendi “t”sine bu kadar takılmasa da daha ufku geniş bi kurum olabilse belki de şurda “bilgisayar”dan daha başka örnek verilebilirdi.
ama 80 kelimelik bir hazneyle konuşan bir vatanın evlatları olarak eh canım kullanılmayan kelimeler de doğal elemeye -seleksiyon dememek için baya kastım- uğruyor demek de dile haksızlık.
osmanlıcayı hiçe saydığımızdan da olabilir, o dili kimse okuyamadığından tarihin o kısmından koptuğumuzdan da olabilir, bu türkçe bu kadar yeni görünümlü olduğundan da olabilir; kelimeler yetmiyor yetmiyor yetmiyordu.
şimdi sen 2008′de adamın 1881-1938 yılları arasında yaptığı hataları farketmiş ya da öğrenmiş olduğun için sen akıllı türk genci oluyosun, o zeki ama hata yapabilen kalburüstü zeki bi devlet büyüğü oluyo değil mi?
Yani? Nedir karşı çıktığın? Atatürk’ün “zeki” ve “kalburüstü” olduğuna itiraz ettiğini sanmıyorum. Öyleyse “Atatürk hata yapmadı” mı diyorsun? “Onu eleştirebilmen için onun yaşadığı çağda yaşaman gerekirdi” mi diyorsun? Başka bir şey mi?
Atatürk’ün devrimlerinden birinin (dil devrimi) yıllarca soruna sebep olması ilgi çekici zira genelde en çok dem vurulan yani osmanlı zamanında yazılan birçok eserin günümüzde türkçeye çevrilmemesi nedeniyle ondan mahrum kaldığımız söylemi. Ama Osmanlı’nın yükselme devri yayılar -ki üretici olduğu yıllardır, bir çok yabancı dile çevrilmiştir, çöküş ve yıkılma döneminde de ürettiği birşey olmadığı için çok fazla eser yoktur (celallenmeden söyleyeyim; yıkılış ve cumhuriyete geçiş arasında kalan bir çok ünlü yazar,çizerlerin eserleri zaten çevrilmiştir.). Zaten Türk Dil ve Tarih fakülteleri bu amaçla kurulmuştur ama bizim o “erişemediiğimiz” eserler dil devriminden değil eğitim sisteminin eksikliğinden üniversiteler tarafından çevrilememiştir.
“anakronik”, “personality cult”, “seleksiyon” gibi kelimelerin türkçesinin olmaması sorunu da tdk’nu da içinde barındırann bir sorunlar bütününün eseridir, ama denildiği gibi dilin yaşayan bir organizma vs oluşu ise tamamen basite indirgemedir ki dilin – sadece türkçe de deği, çok kesin kuralları vardır ve öyle gelişme göstermezler, gösterirlerse başka bir dil olurlar zaten
“Yillarin anakronik’i de gavurca oldu ya, sirf o kelimeyi kullanabilmek icin ingilizce yazmaya baslamak zorunda kalacagiz yakinda. turkcenin sahipleri bize hangi kelimeleri kullanabilecegimizi, hangilerini kullanamayacagimizi (ellerinden gelse kanunlarla) emrediyorlar, biz de sahibi olmayan bir dil bulalim.”
Bu nedenle temelde Mustafa Kemal ATATÜRK üzerine bir başlık altında yazıyor olsam da, dil dediğimiz olgunun da O’nun devrimlerinin bir parçası olduğunu unutmamalı ve buna özen göstermeliyiz.
İyi Günler.
Daha yeni Nobel’imiz oldu. En az bir arpa eder.
Niye şimdiye kadar kimsenin Atatürk filmi yapmadığı anlaşıldı. Uçuşan İnternet iletilerinden biri “Can Dündar bir Ermeni olarak…” diye başlıyor, bir diğeri “Lütfen özellikle çocuklarınızı bu filme götürmeyin. Sizde gitmeyin” (-de eki bitişik, tabii) diye uyarıyor, bir tanesi de artık olayın adını koyuyor: “Benim de bir Mustafa Kemal Atatürk’üm var ve bunu değil Can Dündar, Allahı gelse benden kimse alamaz”.
(…)
Baskin Oran – Aramiza hos geldin Ataturk
http://baskinoran.oran.name/