Geçen gün sevgili Tümel‘in gönderdiği ATO’dan unutulan manşetler bağcığında gerçekten çok çarpıcı bazı pdfler gördük. İlk olarak şaşırdık ama sonra bunun canlandırma olduğunu anladık. Bu konuda Tümel’in fikirleri:
Tarih yazıcılığı ve ezberci eğitim sistemimiz bir kez daha kendini belli ediyor. Gazetenin tarihi 15 Mayis 1919; Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasından 4 gün önce. Kurtuluş Savaşı’nın 19 Mayis 1919′da “Samsun’a ayak basmasıyla” başladığını yıllar boyunca senede 50 kez falan öğrendik herhalde. Lakin gazetenin adı bile Istiklal Harbi Gazetesi. 3 gün önce 5 gün sonra mühim değil tabi ki ama bu ortada bir direniş olduğunun, isminin de Istiklal Harbi konulmuş olduğunun gayet açık bir ispatı. Yine ayni tarihli gazetede “Mustafa Kemal kimdir? ” başlıklı bir yazının çıkması Mustafa Kemal’in halen daha halka tanıtılması icap eden bir bilinirlik seviyesinde olduğuna işaret ediyor.
Şerif Mardin’in Türk Modernleşmesi kitabını okuyanlar, Osmanlı’nın son yüzyılında modernleşme konusunda bize tarih derslerinde anlatılmayan ne gibi hareketler yapmış olduğunu görmüştür. Türk modernleşmesi ve yakın tarihi, kukla tarihçiler tarafından “resmi/gayrıresmi tarih diye birşey yoktur” diye inatla tekrarlanmasına rağmen, pek çok mit üzerine kuruludur. Konuyu aslında başka bir noktadan ele almak istiyorum, çağdaş devletler ve kültür kurumlarının çoğu senelerdir elindeki bilgiyi dijital ortama aktardı ve arşivlerini tarama ve tarihini birincil kaynaklardan okuma fırsatı verdi. En son flickr’daki The Commons adlı projeden bahsetmiştim sanırım. Yakın tarihimize ışık tutmak için devlet kurumlarının acil bir şekilde elinde bulunan arşivlerin dijital ortama aktarılması gerekmekte. Bu dosyalara isteyenler, kütüphanelerin kısıtlı erişim hakkından yararlanarak ulaşabiliyor tabi ama yeterli değil (oysaki ICOM ve onun kütüphanecilik muadilinin etiğinde en önemli maddelerinden biri içeriğin olabildiğince fazla kişiye ve kesintisiz olarak ulaştırılmasıdır.) Malesef özel sektörde bile büyük gazetelerin, arşivlerini tarayıp internete ulaşılabilir aranabilir bir formatta koymadığını görüyoruz.
ATO sağolsun bunu yapmış hiç yoktan iyidir demeyi biliyoruz tabi ki, ama gönül isterdi ki sadece 30 tane, 10mb’ı aşkın kötü taranmış pdf’le değil, içinden text aranabilir halde ve tüm yakın tarihimizi gözler önüne seren bir kapsamlılıkta yapılmış olsaydı (tabiki ATO tarafından değil). Bunu yapabilecek teknoloji ve iş gücü olmasına rağmen bunu yapmaya yönelim olmamasını yöneticilerin böyle bir vizyonda olmamasıyla beraber bizlerin de bu konuda tepki vermememize bağlıyorum.


