

Heykeltraş Marc Quinn “Bu bir insan portresi değildir. Bu portre, kollektif arzularımızın çarpık/sapkın/burulmuş bir görüntüsüdür. Kate çağımızın düğümlenmiş Venüs’üdür” diyor ve “ideal güzelliği” oymaya/yontmaya çalıştım” diye ekliyor.
Quinn 1.5 miyon Sterlin değerinde olan “Siren” adındaki heykeli 50kg som altından yapmış. Heykel, Eski Mısır döneminden bu yana yapılmış en büyük altın heykel olarak değerlendiriliyor. Peki Quinn’in dediği gibi Kate Moss acaba ideal güzelliği ne kadar yansıtıyor? Süpermodelimiz, yaşıtlarının çoktan emekliye ayrıldığı bir dönemde hala söhretin zirvesinde kokain kullanırken kameralara yakalanıyor, festivallerde çamurarda yuvarlanıyor, partilerden partilere koşuyor ve hala dimdik ayakta (mı?). Kimdir Kate Moss? ve neyi temsil eder?
Bu sorularıma yanıt bulamasam bile biliyorum ki Kate’in sesi fena değildir. Primal Scream’e vokallik yapmışlığı vardır. Daha önce dinlememiş olanlarınız “Some Velvet Morning” adlı parçayı istediğiniz bir korsan kaynaktan indirip, dinleyebilrsiniz. (CD veya 12″ formatında da buradan bulunabilir.
Ayrıca: Sadece Quinn değil, Banksy, Lucian Freud vb. sanatçılar da Kate Moss ile ilgli işler yapmışlar. aşağıda bazılarını sizler için derledim.

Alex Katz

Banksy

Gary Hume

Gerald Laing

Julian Opie

Katherine Bernhardt

Lucian Freud

Stella Vine

Marc Quinn
İmajlar: google

Fotoğraftaki adamın kamerayı kullanırken aldığı hal ve tavır, girdiği şekil aradan geçen yüz seneye rağmen hiç değişmedi. İlginç buluyorum.




Hayatı boyunca ticari ve akademik başarısızlığı defalarca tadan vatansız Yahudi-Macar tasarımcı, ressam, heykeltraş, Bauhaus muhibi László Moholy-Nagy‘nin, fotoğraf ve resim tekniklerini birleştirdiği (fotogram) zamanının çok çok önünde post konstrüktivist işleri. Kaybedenler kulübümüzün fahri asbaşkanı da diyebiliriz.



[ ]…”ABD’nin üstünlüğünün boyutları dikkate alındığında, bugünün ABD’sini Roma İmparatorluğu ile karşılaştırmak epey basmakalıp bir düşünce haline gelmiştir. Böylesi bir karşılaştırma tahmin edilemeyecek birçok açıdan epey çarpıcı olabilir. Her şeyden önce Roma İmparatorluğu’nu yıkan başka bir imparatorluk olmamıştır; çöktüğünde tüm “denk rakipleri” çoktan alt edilmişti. Artık tarihçiler İmparatorluğun, ister kültürel ve manevi isterse ekonomik nedenlerle olsun içten de çökmediği sonucuna varmışlardır. İmparatorluk, kendisini önce uçlardan kemiren barbar kabilelerin, nihayetinde merkezi devirmesi sonucunda yıkılmıştır. Göz kamaştırıcı ihtişamı onu, Roma’nın zenginliklerine el sürmelerine izin verilmeyen sınır boylarındaki küçük krallıklardan ayrı tutuyordu. Fakat zamanla kırgın, kıskanç ve sonunda dizginlenemez bir hale gelen bu krallıklar son darbeyi binlerce ölümle indirmişlerdi.
Bugün de ABD İmparatorluğu’nun geleceği hakkında yazan uzmanlar, kendilerinden önceki Roma İmparatorluğu tarihçilerininkine benzer biçimde içe-bakan bir yaklaşım benimseme eğilimindedirler. Örneğin akademisyenler tarafından tartışılan bir konu ABD ekonomisinin, bunca deniz aşırı askeri ve diplomatik harekâtı sürdürmenin maliyetini kaldırıp kaldıramayacağıdır. Fakat imparatorluk sınırlarının ötesinde, ücra köşelerde tutulan insanlığın büyük bir kısmının imparatorluğa, bir zamanlar barbarların Ebedi Şehre baktığı hayranlık, imrenme ve gücenme karışımı bir duygunun aynıyla baktıkları genellikle göz ardı edilmektedir.
Devletler geriledikçe ve yeni Orta Çağ ilerledikçe, dış dünya yeni Roma’nın kontrolünden -ve hatta anlayış gücünden- her gün daha çok uzaklaşacağa benzer görünüyor. Yerkürenin artık çeşitlenmiş gayri-resmi ve yarı-resmi devlet benzeri faaliyetleri arttıkça, yaşamını bunlarla sürdürenlerin gücü ve nüfuzu da aynı şekilde artmaya devam edecektir. Bunun sonuçlarını yeni Romalılar da, aynen eskiler gibi, kaldıramayabilirler.
Foreign Affairs, Mayıs/Haziran 2006
[Foreign Affairs’teki İngilizce orijinalinden Başak Ekmen tarafından Sendika.Org için kısaltılarak çevrilmiştir] …[ ]
Yazı SolFaSol‘dan, imajlar Sad Guys On Trading Floors‘dan