“Amsterdam Deneysel Tasarım Haftası” (?) dahilinde Stefan Sagmeister’in 250.000 adet demir parayı müridleri olduğunu tahmin ettiğim bir gurup gence yapıştırtarak oluşturduğu deneysel tasarım polis tarafından 20 saat sonra kaldırıldı. Olayın gelişimi ise çok komik. Yerleştirmenin yapıldığı bölgedeki apartman sakinlerinden biri yoldan geçenler tarafından küçük küçük parçaların kopartılıp cebe atıldığını görünce polisi aramış ve bir sanat eseri hırsızlığı bildirmek isiyorum demiş. Olay yerine gelen polis sanat eserini korumak için kaldırmış. Haaaaa hahahahahahah… Sanat dostu bile olsa polis yine polis.
Gelelim söz konusu işe… Bunun neresi deneysel anlamadık bir kere. Bir adam 20 senedir ot la bokla dandik cümleler yazarak nasıl güncel kalıyor onu hiç anlamadık. Bozuk paralarla aynı şekilde yapılmış dış mecra reklamları bile gördük. E hadi biraz yenilik. Sıkıldık artık.
Tags: şehir, grafik tasarım, polis, sokak sanatı








@onur
Sagmeister, Avusturyanın dağlarından çıkıp, akla hayale gelmeyecek işleri hayata geçirmiş bir üstad. Rolling Stones tan tut Lou Reed e kadar bir çok ‘aaa ne güzel yapmışlar ya, bizde yapamazsın abi böyle tasarımlar’ dedirten durumlara imzasını atmış. Grafik tasarımı bir sanat dalı olarak özgünce kullanarak kopya edilmesi güç işleri var bu adamın.
‘ot la bokla dandik cümleler’ dediğimiz cümleleri, kariyerinin en üst noktasında iken. Benim kafayı toparlamam lazim deyip dükkanı kapatıp birikimi ile dünyayı gezmiş ve 3 sene süren bu seyahati sırasında bir çok tipografik, kendi tadında deney yapmıştır. Bu dükkan kapatıp hadi bana eywallah deme olayını her baba yiğit yapamaz. En azından ben tanımıyorum.
Ben Amsterdamda ikamet ettiğimden biliyorum ‘Muridler’ durumu doğrudur, Sagmeister burada yaşayan genç tasarımcılara e-mail ile bir davette bulunmuştur ve ‘Ulan Sagmeister geliyomuş, bir işinde çalışma fırsatı diyerek, birçok Sagmeister Hayranı oraya gitmiştir ve Sagmeister o textin yazıldığı yere gelmemiştir bile. Çünkü kendisi artık bir POP STAR dı®. Onur un ‘ot ve bok’ problemi de bu konu yüzündendir bence.
Bir detay: Paralar yapışık değildir. Her paranın altı maviye boyanmıştır ki insanlar bu paraları toparlayıp harcamaya başladığı zaman, aradan yıllar geçsede o paraların Sagmeister a ait olduğu belli olacakmıştır.
iki detay: Bundan haberi olmayan polis paraları toplamaya başlayan bir evsizi görüp ‘Ulan Sanatı Çalıyolar deyip, korumak istemiştir. Bu Sagmeisterın hatasıdır, polisi bu konuda bilgilendirmesi lazımdı. Olay pazar günü oluyor ve hiç bir yetkili kimse yokmuş orada.
üçüncü detay: Bende Murid lerden biri idim. Etrafta için minik bir proje yaptım orada. Pek yakında burada.
Bu arada yere yazilan text sudur.
‘Obsessions make my life worse and my work better’
‘Tutkular hayatımı beter ve işlerimi güzel yapıyor’
diye cevirmeyi tercih ettim
Yine Onur a (pardon post senin sana diomuşuz gibi oluyo tüm bunları ama kızım sana gelinim sen anla hesabı)
‘E hadi biraz yenilik. Sıkıldık artık.’ demişiz ya.
Abisi, Sagmeister gelmiş zaten kaç yaşına. Herşeyi büyük babalardan beklememek lazım. E bizim büyüklerimizde yapamamışlar bu tip hareketler memlekette, açamamışlar gençlerin kafalarını, başka dertleri varmış heralde. Diyeceğim şudurki: Sıkılmışız ya artık! Kendi sıkıntımızı, kendimiz gidersek, genç Türk kreatifler olarak? Olmamı?
Tabi ki sözüm doğrudan Sagmeister’e degil. İkonlardan birini çimdikleyerek formülü çözülmüş grafik tasarım alanını tartışmaya açmak niyetim. Haftalardır çıkmış en büyük haberin bu olmasından konuşabiliriz mesela. En azından altındaki fikir diyordum yeni bir şey olsa. Bu iş söylemiyle bana Ali Nur Velidedeoğlu sanatını çağrıştırıyor. Tek farkı galeride değil de sokakta yer alması. -ki Ali Nur’un da bir sonraki sergisini sokakta yapması kuvvetli bir olasılık şu zamanda… Bu açıdan bakınca düzenin birilerini bir dönem pop yildizi edip tasarımcı olmaya özendirdiği kitleleri uyandırmak boynumun borcu.
Ey millet, kanmayın bu yalanlara “tasarım, tasarımcı // design, designer” son elli senede şiştikçe şişmiş içi boş bir kavramdır. Gerçek dünyada bir marangozun daha çok değeri vardır. Tasarımcı ünvanı maragozun yaptığı masayı on misli, yüz misli fiyata satabilmek için türetilmiştir. Grafik tasarımcılar yan yana duran iki çuval undan bir tanesini daha pahalıya sattırabildikleri için varolmuşlardır. Yalanı yutturmak için bazı tasırmcılar popüler edilmiştir, bazıları eleştirilmiştir. Yüz binlerce gencin beyni tasarlanmış bir dünya ütopyası ile yıkanmıştır.
Tasarımcı sanatçı değildir. Tasarım yeni değildir. Dünyayı tasarım değiştiremez, dünyayı fikirler değiştirir. Tasarımcılar fikirlerini başkalarına sattıkları için dünyayı değiştirme ihtimali en zayıf olan kimselerdir. Tasarımcılar tasarıma o kadar önem verirler ki hayatlarını diğer tasarımcların ürettiklerini alabilecek parayı kazanmak için harcarlar. Oysa ortada böylesine önemli bir durum yoktur.
Bugün iyi tasarımcı olmak için gereken şey temel olarak iyi bir kendini pazarlama metodudur. Üretkenlikle doğrudan alakalı değildir. İyi tasarımcı her şeyden önce kurumlar içerisinde ve kurumlar arasında kendini kabul ettirir. Güya sisteme karşı duruşuyla siteme dahil olur. Röportaj verir, fotoğraf çektirir (hatta çıplak fotoğraf çektirir), partilere gider, cemiyet hayatında başarılı olur. Sanatçının tersine her zaman “Aferin” arayışındadır, aksi de olamaz zaten. Takdir görmeden tasarımcı olunmaz. Takdir uzlaşma gerektirir. Uzlaştıktan sonra dükkanı kapatıp dünya turuna çıkman yine tasarımcı biyografine şık bir nakış olacaktır. Motorsikletle Latin Amerikayı turlamaya benzetilemez. Yöresel tipografinin peşinde yüksel ideal kovalanamaz. Ama yine de tasarımcı her şeyi geride bırakıp gidebilme gücüne sahip olmalıdr. En azından öyleymiş gibi durmalıdır.
Yukarıdaki işin biçimini beğenmekle birlikte, bence gerçekten pek de bir bok degil. Çok uzun zaman önce böyle demeçvari pek çok iş yapıldı. 250.000 tane parayı hevesli gençleri yerlerde süründürerek süslü bir biçimde bir araya getirince daha ilgi çekici, daha özgün olmuyor.
Bu haberin yorumlarında madem ki karşı duran pozisyonunda ben varım; şunu da sormadan geçemeyeceğim: Deneysel tasarım ne demek? Allahaşkına olur mu böyle bir şey, tasarım düşünülmüş, işlevi düzenlenmiş, finalize edilmiş bir şey değil midir? Tasarım kelimesi artık kendi başına pek bir şey ifade etmediği için başına böyle bir sıfat ekleniyor bence. Zaten hayatımızda varolan “deneysel” kelimelerinin %99′u da bu amaca hizmet ediyor. Deneme aşamasında olan tasarıma eskiz denir. Müsvette denir. Bu nasıl etkinlik ismi şimdi?
Bir detayda benden: Tibet tapınaklarında taze rahipler farklı renklerdeki kum tanelerini tek tek bir sunağın üzerine dizerek manzara resmi yapıyorlar. Bİttiği zaman baş rahip gelip elinin tersiyle resmi dağıtıyor. Bu bağlamda yerlerde sürünen gençler bu etkinlikten manen en büyük kazancı sağlamış olanlar diyebiliriz.
Onur, grafik tasarımın günümüzde içinin boşaltılmış olması ile ilgili dediklerine katiliyorum ama enformasyon grafikleri gibi işlevsel va hayati önemi olan grafik tasarım alanları da var ve birileri de bunları yapıyor.
Bunun dışında, zamanında grafik tasarımın sosyal değişim için bir yararı olup olmadigi konusunda düşünürken karsima cikan konuyla ucundan da olsa ilgili bir yaziyi ilgilenenlerle paylasiyorum burda: http://www.designobserver.com/archives/entry.html?id=31066
” All men are designers. All that we do, almost all the time, is design, for design is basic to all human activity. the planning and patterning of any act toward a desired, foreseeable end constitutes the design process. Any attempt to separate design, to make it a thing-by-itself, works counter to the fact that design is the primary underlying matrix of life. Design is composing an epic poem, executing a mural, painting a masterpiece, writing a concerto. But design is also cleaning and reorganizing a desk drawer, pulling an impacted tooth, baking an apple pie, choosing sides for a backlot baseball game, end educating a child.”
Design for the Real World, Human Ecology and Social Change -Victor Papanek
Kitabın ancak ilk paragrafını yazabildim, gerisini de şiddetle tavsiye ederim. :)
Bu iş kayıt dışı ekonomi yaratabilme gücü açısından ilginç. Görsel / tipografik / yerleştirme / icra özellikleri açısından yavan.
[...] dünkü postunda bahsettiği Sagmeister’ın paralar ile yaptığı enstalasyonun etrafında ufaktan bir proje yapma [...]
Onur güzel söylemiş ama malesef bir yerde anlaşamıyoruz.
Söyleki;
Kandırmamak lazım kendimizi… çalım atmamak lazım boş yere. Herşeyin evrim geçirdiği gibi, açık ve net bir şekilde tasarım dediğin olayda bir evrim içinde, Ben kendimi şahsen bu jenerasyonun içinde olduğumdan dolayı şanslı hissediyorum.
Bence, eğerki bir tasarımcı bir birey olarak kendi bakış açısını ve yorumunu ‘ona’, ‘buna’ para karşılığı işler yaparak (eğiterek) oturtmuş ise ve onun zanati farkedilebilinir bi duruma gelmis ise ve bu tasarımcı bu farkedilebilinir işleri ile kendi demecini kendi istediği bir şekilde binlerce insana verebiliyor ise, bu tasarımcının yaptığı iş kendi özgün sanatıdır (bilmiyosak ‘deneysel tasarım’ nedir, bu durumu yaratanlara ‘deneysel tasarımcı’ diyebiliriz bence) Tasarım Sanattır, yada değildir tartışması bin yıl öncede kalmıştı®. Bu iki kavram günümüzde populer yada degil bir takım ortamlarda beraber yürümektedir. Beraber yürüdüğü zamanda ortaya ses getirecek, yada mesaj verecek, bir noktaya parmak basan işler çıkmaktadır.
Grafik tasarımcının (söz meclisten dışarı) reklam ajanslarından kurtulup kendi işimi kendi istediğim gibi yapıcam dediği az görülmüştür. ‘Design Office’ dediğin kavram stand ve pano tasarımı yapan firmalar tarafından calinmistir. Tasarımın ‘T’ sini bilmeyen tasarimcilar ‘cihangir kafelerinde hangi kampanyayı yaptiklarini ve hangi creatifin ne kadar manyak oldugunu anlatir durular. Genc nufusun %80 inin Art Director oldugu memleketimde malesef bu iki işin adam gibi birleştiği pek görülmemiştir. Ne yazikki bir takım ön yargılarımız yüzünden, hiç bir zamanda olamayacak ve uzun süre daha dışarıya bakarak ağzımızın suyu akacakmış gibi görünmektedir.