Archive for September, 2008

Kombinezon #1

tunctunctunc : 29 / 09 / 2008

Özal’ in sahip olduğu liderlik özellikleri tamamen eşsiz bir doğaya sahipti ve uzun zamandır süregelen monotonluğun kalkmasını bekleyen Türk toplumu üzerinde bir çok açıdan etkili oldu. Kendisinin sahip olduğu iyimserlik Türkiye’nin kapalı bir toplum özelliği gösteren yapısının, gelişime açık ve ileriye dönük bir toplum yapısı haline gelmesine mümkün kıldı. Bu bile kendi başına bir milat oluşturmaya yeterliydi. Özal, hem ülke çoğunluğunu oluşturan orta tabaka ile hem de bürokrasiyi elinde tutan elit tabaka ile mücadele etti. Sahibi olduğu söylev yeteneği ve bunu uygulama becerisi onun reformlarını hem geniş kitlelerin onayı ve hem de daha çok modernizasyon yanlısı olan elit kısmın onayı ile reformlarını “tepeden inme” tabir edilen bir yolla hayata geçirdi. Dışarı da ise Özal’ın müzakere yetenekleri sayesinde Türkiye, uluslararası finansal çevrelerde kredisini arttırdı ve prestij kazandı. Diğer bir yönden onun liberal yapısı ülke içi ve dışındaki başarılarının anahtarıydı. Özetle, kendisinin sahip olduğu liderlik özellikleri, kendi reformlarını uygulayabilmesinde baş etmen olmuştur. Bu özellikler ılımlı, muhafazakar Türk toplumunun yolunu açmaya ve yıllardır iç piyasayı tekelinde bulunduran bazı çıkarcı iş çevrelerin önüne geçmesinde etkili olmuştur. Monoton hayatından memnun olan çoğunluk önceleri Özal’ın reformlarına tepki göstermişler dolayısıyla bu reformların hayata geçirilmesini daha da zorlaştırmışlardı. Her şeye rağmen Özal’ın kişilik özellikleriyle birleşen etkili liderliği yapacağı reformları yeterince kolaylaştırmıştı. Yapmış olduğumuz bu projenin sonunda görülecek olan Özal’ın başardıkları ile sahip olduğu liderlik özelliklerinin uyuşması ve Özal’ın Türk toplumu üzerine yarattığı etkidir. Buna ek olarak Özal’ın gençlerin, dünya politikasına cezp edilmesini sağlayacak bir lider modeli ortaya koyduğu gerçeği görülecektir.

tekst: cagdasozal.net

Kombinezon#1 nedir?
Bilgisayarımda bulduğum anlamsız imajların internette bulduğum anlamlı tekstler ile birleşmesinin birinci örneği. İsim anası Pınarslan bakınız yorumlar.

Sanat-sever

Boran GÜNEY : 28 / 09 / 2008

Sanat dostu N.Y, geçtiğimiz haftalarda yayınladığımız BluBlu‘ya Berlin’de rastlayıp hasret gidermiş.  


 
Çok da haklı, birbirinin tekrarı onlarca sokak sanatı işi arasında, insana gerçekten birşeyler hissettirebilme gücüne sahip, eşine az rastlanır detayla işlenmiş çalışmalar.  Hieronymus Bosch ile Goya arası bir lezzet sanki.

ATHENA

tunctunctunc : 26 / 09 / 2008

Evvel zaman içinde, alternatif, ska, punk, pop müzik grubu ATHENA’nın Kurt Cobain’in ‘BLEED’ adlı parçasına yapılmış ‘Köpek’ coverını kapsayan ‘İT’ albümünün kapak tasarımını yapmak bana kısmet olmuştu. Single, Cobain’in bu meşhur parçasının coverı olduğundan ve bu parça çok bilindiğinden ve sevildiğinden, Athena kardeşler ve plak şirketi ile süren uzun tartışmalar sonucu, kapağın aşağıdaki şekilde: Imajsız, ‘ATHENA’ grubunun adı bile olmadan, siyah ve beyaz renkler ile ifade edilmesi kararı alındı.

Bu karar alındı alınmasına ama, etrafta daha başka şekilde alınanlar da vardı. Grubun ‘Fenerbahçe’ taraftarı olması halk tarafından bilinen birşey idi. Sonuç olarak ismini şu anda hatırlamadığım ‘Beşiktaş’lı olduğu bilinen meşhur bir yazar ‘Vay Athena Beşiktaş’a ‘İT’ mi demek istiyor’ diye gazı vermesi ile ortam karıştı. Daha önceki postlarda da ifade ettiğimiz gibi ‘Futbol’ en sorunlu hastalık bizim memlekette. E nooldu bunu duyan BJK taraftarları resimsiz bir CD kapağı yüzünden, Athena kardeşlere tehditlerde bulunmaya başladıl ve grubun inönü stadında olması planlanan konseri yine resimsiz bir CD kapağı yüzünden iptal edilmek zorunda kaldı.

E tabi bu durum ‘Fenerbahçe’ cephesinde de yankı yaptı. Fenerliler altta kalır mı, Athena’yı yanlız bırakır mı? Yaklaşık 2000 fenerli, hemen o hafta oynanacak olan Fenerbahçe- Beşiktaş derbisinin öncesinde bu altta gördüğünüz pankartı açtı. Renkler ATHENA’yı zor durumda bırakmamak adına negatif kullanılmıştı ama mesaj ortada idi.

Bir daha ‘Çarşı’dan geçemeyeceksiniz diyenler mi istersin, İnönü’ye bir gelin de görüşelim diye numara gözükmeyen sms’lermi istersin, savaş sebebi olmuştu bizim ‘minimal’ CD kapağı. İşler iyice karıştı, tehdit sayıları arttı. Athena kardeşlerin bir şey yapmaları lazım idi. Şirketleri ve menejerleri ile yapılan toplantıdan sonra grup çareyi siyah-beyazlı camiadan özür dilemekte buldu.

Uğursuzluk mudur, kabiliyetsizlik midir, sevimsizlik midir bilinmez. Olan bizim single’a oldu. Klip döndü bir kaç ay, piyasanın da çöküşlerde olmasından CD satmadı. Bu albüm grubun ‘Fenerbahçe 100.yıl’ marşını yapmasından bir önceki albüm idi. Fenerin 100.yılı Athena nın 10. yılına denk geldi. Grup popülerliğe müzik beslenmesi adına ara verdi. Şu anda ikiz kardeşler Londra’da yaşamakta ve hedefte olan yabancı bir şirket ile çıkacak ingilizce albümün çalışmalarına devam etmekte… Merak ile bekliyoruz.

Galeri baskını

Onur AYNAGÖZ : 26 / 09 / 2008




Sao Paolo’da 30 kadar “pixadora” Choque Sanat Galerisi‘ni basarak ortalığı mundar etti. “Pixadora” diye Sao Paolo’nun kenarlarında yaşayan,spery boyalı, alt sınıf ve doğal olarak protest gençlere deniliyor.

Okuduğum haberlerden anladığım kadarıyla sokak sanatının galeriler ve medya tarafından ticarileştirilmesine, enstitüleştirilmesine ve metalaştırılmasına tepki olarak Choque Sanat Galerisini basarak Gerald Laing, Speto, Titi Freak’in resimlerini “tag”lemişler.

Bu tip yıkıcı bir tavrın “Galeriler kötüdür, sokak sanatını galerilere koymayalım” gibi bir mesajı dünyaya iletmede başarılı olacağına elbette inanmıyorum. Yine de Soa Paolo’nun çehresini değiştiren kendi referans ve sembolleriyle tüm şehri bezemiş olan bir sınıf, bir sanat galerisini basınca bunun bir haber değeri oluyor. Sagmeister’in Amsterdam Deneysel Tasarım Festivalinde sokağa yaptırdığı son iş ve benzerlerinde, aslında galerici bir yaklaşımın sokağa yerleştirilerek nasıl kamufule edildiğini anlatmaya çalışırken, Brezilya’da geceleri binaların tepelerinde gezen bu tiplerin öfkesini biraz da olsa anlayabiliyorum ama bu tip eylemler için artık çok geç.

Sıfırdan başlasak

Boran GÜNEY : 25 / 09 / 2008

“Bütün ulusal ve uluslar arası mali yetkililerin temel görevi hem tek tek yurttaşları hem de şirketleri ve genel olarak toplumu ihmalkarlık ve yolsuzluklardan korumak için piyasaları ve iş hayatını düzenlemektir. Oysa 1979′dan bu yana bütün hükümetler, bütün uluslararası kuruluşlar, bütün ulusal bankalar, ve yeryüzündeki bütün uluslararası bankalarla mali kuruluşlar görevlerini yaparak bu gangster kapitalizmini düzene sokmak yerine Thatcherci ve Reagancı açgözlülüğün peşine takılıp çıldırdılar. Onlara Friedmancı monetarizm teorisine (bu teoriyi şimdi günahkar Milton Friedman’ın kendisi bile sahiplenmiyor) besledikleri delicesine inançtan başka bir şey yol göstermiyordu. Bu kuruluşlar kendi hesaplarındaki devasa gerçek borç bataklığını hayali paralarla denkleştirip –dünyanın bütün önde gelen özel mali kuruluşlarının da hesaplarını aynı şeklide denkleştirmesine onay vererek- şimdiki krize yol açtılar.

Bunun dolaysız, gözle görülebilir, ve büyük ölçüde öngörülebilir sonucu küresel borçlar toplamının şimdi yeryüzündeki tüm gerçek varlıkların toplamının üç katına çıkmış olmasıdır. Yeryüzündeki her kiralayıcı/satıcı artık varlığını sürdürebilmek için başkasının parasının peşinden koşuyor. Elde kalan tek çözüm her şeyi ama her şeyi bedelsiz millileştirmek, bütün borçları silmek ve her şeye sıfırdan başlamak. Başka her önlem yararsız ve yarım kalmaya mahkum olacak ve durmaksızın derinleşen ölüm sancısını uzatmaktan başka bir işe yaramayacak.”  Britanya’da yayımlanan The Daily Telegraph gazetesinin internet versiyonuna yollanmış bir okur mektubundan.  


Ertuğrul Kürkçü’nün global krizle ilgili, SolFaSol’de yayınlanan yazının başından aparttık.  Devamı burada. 
(Foto: Ryan McGinley

SAGMEISTER, My Master

tunctunctunc : 24 / 09 / 2008

5 kuruş etmezmiş şu bizim Sagmeister! Biliyorum ki bir çoğumuz biliriz bu ismi. Adını bilmeyen işlerini bilir bu adamin illa ki. Hiç bilmeyenlere de duyurulur, grafik tasarımın haşarı popüler çocuğu diyor bir dizayn dergisi onun icin. İşleri öylesine kendine has ve çarpıcı ki kimse kopyalayamıyor yada tahtına yaklaşamıyor bu adamın. Grafik dünyasının ‘Michel Gondry’si diyorum ben ona. Seviyor kendine has efektleri ile iletişim kurmayı Stephan Sagmeister.

Her güzelin bir kusuru var demişler, her ne kadar halen başarılı ve etkili olsa da popüler bir kimse kendisi. Kalkmıyor yerinden artık eskisi gibi. Yani kalkıyor kalkmasına ama genelde uçak ile, o konferanstan bu sergi açılışına… Popülerlik zor iş vallahi, düşman başına.

Onur’un dünkü postunda bahsettiği Sagmeister’ın paralar ile yaptığı enstalasyonun etrafında ufaktan bir proje yapma olasılığım oldu geçenlerde. Genç bir tasarımcı olarak Amsterdam’da yaşadığımdan yakınım doğal olarak tasarım ortamlarına. Bir e-mail aldım bir kaç ay önce, şöyle diyordu Sagmeister’ın PR’cıları, Sagmeisterin sesinden:

‘Efenim, üstadın hayalindeki işlerden biri olan 250,000 euro cent in biraraya gelmesinden oluşan bir text enstalasyonu yapılacakmış. Bu enstalasyonun yapılması için çok saygıdeğer Sagmeister’in benim gibi Amsterdam’da yaşayan genç ve enternasyonal tasarımcıların desteğine ihtiyacı varmış. Eğer ki vaktimiz var ise onun bu yeni işine gönüllü yardım etmemiz mümkün müymüş?’

Dedim ki; Allah! yıllardır beklediğim o an geldi!!! Sagmeister buraya geliyor, burnumun dibine ve onun bir işinde öyle ya da böyle bir çalışma fırsatı. İnanamadım gözlerime. Hemen cevap yazdim e-mail ile.

‘Ne demek müsait misiniz sayın Sagmeister? İlla ki var vaktimiz, yer ve zaman belirtirseniz.’

Günlerden o gün geldi çattı. Hazırlandım kafamda güzel bir şekilde. Gittim enstalasyonun olacağı yere. Üstad büyük organizasyon kurmuş. 250.000 tane euro cent renk tonlarına göre ayrılmış. Yazılmak istenen text dizayn edilmiş ve karelere bölünmüş. Biz toy tasarımcılara şemalar hazırlanmış. Şema söylüyor sana nereye hangi ton euro cent i yerlestireceğini. Yapıştırma yok. Bırakıyorsun parayı durması gerektiği yere. Kolay iş yani, pek yaratıcılık gerektirmiyor. Örgü örmek gibi birsey, kendisi yaratmış deseni.

Yere yazılacak olan tekst şöyle.

‘OBSESSIONS MAKE MY LIFE WORSE AND MY WORK BETTER’

‘TUTKULAR HAYATIMI BETER VE İŞLERİMİ GÜZEL YAPIYOR’

diye tercüme etmeyi tercih ettim.

Bana da verdiler bir kare taş ve farklı tonlarda dört kap euro cent, başladım gorevimi yapmaya. En güzel şekilde yapıyorum ki Sagmeister gelip kontrol edicek bakacak diye. Şurda tek ‘Türk’ tasarımcıyız üstadın işine yardım eden, memleketi adam gibi temsil edelim hesabı. Ben ve diğerleri çalışıyoruz haldır haldır, koyuyoruz paraları ard arda. Ama ben kesiyorum üstad geliyor mu diye arada. 1 kare bitirdim, ikincisine gectim üstad hala yok. 3ncüye geçmeden o bana ilk başta kapları veren, herkese ne yapacağını söyleyen, üstadın asistanı olduğunu tahmin ettiğim ‘JOE’ yu gördüm yeni gelen kızlara ne yapılacağını tekrarlarken. Dayanamadım,
joe dedim: Where is sagmeister?
Joe dedi: He is in Japan.
Tunç: ???


Sagmeister Inc. from tunctunctunc on Vimeo

Ne Japonyası ya? Ne alaka ya? Hayallerimin suda yıkandığı andı o an.
O sırada ‘JOE’ bağırdı:

‘OK guys LUNCH time!’

Ben dedim: Siz gidin kardeşim ben çalışacağım. Herkes yemeğe gitti. Ben kaldım koca meydanda Sagmeisterın son şaheseri ile başbaşa. Gösteremeyecektim Türk’ün gücünü üstada, o yoksa benim ne işim vardı burada? Aslında kırılmıştı kalbim ucundan acık. Yani üstadsan üstadlığını bil kardeşim, gel dur işinin başında. Hadi CD kapağını yaptır yanındaki asistanlarına ama gel şuraya en azından 5 dakika. E be üstad koskoca enstalasyon, bilmiyorsun ki manyağın teki çıkıp yanlış bir şey yapar mı?


Sagmeister Teaser from tunctunctunc on Vimeo.

Böyle bir güzel hainlik yaptım kendimce ve uzaklaştım bu samimiyetsiz tasarım ortamından gizlice. Tasarım Anarşizmi mi dersiniz? Milliyetçilik mi dersiniz? Egoistlik mi dersiniz? Adını siz koyun, bizim 5 yeni kuruşu ben koydum bile Sagmeister’ın 300.000 euro centten yapılmış deseninin göbeğine. Bu kimi için küçük bir adımdır ama Türk tasarımı için mübareke.

Sagmeister imajları hariç,
yukarıdaki tüm imajlar, videolar ve montaj:Cep telefonum
Soundtrack: Marina Taldic
Cep telefonum: Sony Ericsson w810i

Meraklısına: Sagmeister’ın en son işlerinin bulunduğu kitabi (üstten 3ncu imaj)
‘Things I have learned in my life so far’ piyasada.
İlk baskısını bitmeden internetten sipariş edin derim. Baya keyifli yapmış yine üstad. Birşey değil 30 dolarcık…

Meraksızına: Yukarıda izlediğiniz çalışma etrafta.com için özel olarak yapılmıştır. Her hakkı saklı falan değildir. Herhangi bir yerde bunun bahsi geçebilir ve geçmelidir. Bu tip hareketler burada devam edecektir.

tunctunctunc, 2008, Sagmeister Attack!, etrafta.com

not: Aşağıdaki, o tüm yukarıdaki hikayeyi anlattığım 1 dakikalık video Sagmeister Inc. e yollanmak üzere yapılmış ve yollanmıştır.


SAGMEISTER, MY MASTER from tunctunctunc on Vimeo.

Sagmeister, My Master
Güfte ve Beste tunctunctunc
Müzik Marina Taldic

Sagmeister Projesinin Detayları için tıkla

Sanat dostu Amsterdam polisi

Onur AYNAGÖZ : 24 / 09 / 2008




Amsterdam Deneysel Tasarım Haftası” (?) dahilinde Stefan Sagmeister’in 250.000 adet demir parayı müridleri olduğunu tahmin ettiğim bir gurup gence yapıştırtarak oluşturduğu deneysel tasarım polis tarafından 20 saat sonra kaldırıldı. Olayın gelişimi ise çok komik. Yerleştirmenin yapıldığı bölgedeki apartman sakinlerinden biri yoldan geçenler tarafından küçük küçük parçaların kopartılıp cebe atıldığını görünce polisi aramış ve bir sanat eseri hırsızlığı bildirmek isiyorum demiş. Olay yerine gelen polis sanat eserini korumak için kaldırmış. Haaaaa hahahahahahah… Sanat dostu bile olsa polis yine polis.

Gelelim söz konusu işe… Bunun neresi deneysel anlamadık bir kere. Bir adam 20 senedir ot la bokla dandik cümleler yazarak nasıl güncel kalıyor onu hiç anlamadık. Bozuk paralarla aynı şekilde yapılmış dış mecra reklamları bile gördük. E hadi biraz yenilik. Sıkıldık artık.

Bülent Hoca

tunctunctunc : 23 / 09 / 2008

Hocaların hocası, Türk grafik tasarım tarihinin altın adamı ‘Bülent Erkmen’ için şöyle diyorlar Ekşi Sözlük‘te.

“Öğrencilerine yaptıkları işlerin felsefi altyapısından formuna kadar bütün detayları üzerinde tam kontrol sahibi olmalarını öğretme çabalarıyla ve kendi işlerinde de bunu uygulamasıyla türk grafik tasarımının stanley kubrick’i ünvanını fazlasıyla hakeden şahıs. (ventolin)

Arredemanto mimarlik dergisinin kapaklarini tasarlayan,odul ustune odul almaya doymayan,kendi tarzinda tek,yogun dusunsel altyapi sahibi,medari iftaar,nezih insan..(bkz: konsept) (blind)

Finansbank’ın yıldızı, atatürkçü düşünce derneğinin atatürk’ü gibi aşinası olduğumuz işlere de imza atmıştır. (ibrahim tatliseks)

Bülent hoca da denir kendisine (coldplay)”

Boran’ın dünkü logolar ile alakalı postunun yorumlarında adı geçti hocanın tekrar. O yüzden paylaşmadan geçemedim bu bilgiyi. Bildiğiniz gibi bundan 3-4 yıl önce Galatasaray Spor Klübü’nün 100.yılı kutlamaları sebebi ile her türlü basılı işte kullanılacak bir logoya ihtiyaçları vardı. Klüp yönetimi ne kadar saçma bir yol olduğunun farkına geç varsa da, bu logonun tasarımını halka açtı ve dedi ki: Galatasaraylılar seçecek logoyu. Futbol yurdumda çok önemli olduğundan, tasarlayan, tasarlayamayan, Fatma Teyze, Memed Amca bir logo yaptı gönderdi klübe. Babam bile diyordu ‘Ben de yapıcam ulan bi logo’ diye. Klübün kafa oldu ‘çorba’ bir anda, oluştu elde 1000′lerce logo. Sonunda klüp olayın altından kalkamayıp çareyi üstad Bülent Erkmen’in ofisinin kapısını çalmakta buldu. Bülent hoca tamam dedi, yaparım en güzel şekilde ve yaptı da. Klüp sonunda Türkiye’nin en baba ‘Design Office’ine giderek, kendisinden beklenen modern hareketi yaptı, Bülent Hoca da logoyu yaptı. Herkes yaptı birşeyler yapmasına ama, her ne kadar keyifli gibi görünse de bu logoyu tasarlamak, hassas işlerdi bu futbol işleri. Sorumluluk vardı milyonlarca taraftara. Yani benzemiyor devlet tiyatrosunun posterlerini yapmaya, kim bakar tiyatro posterine be ya? Buyrun Bülent hocamın logosuna bakın.

Logonun yayınlanmasının ardından Galatasaray cephesinde bomba gibi patlayan tartışma şuydu: Komplo teorisi mi dersiniz bilmiyorum ama; Fenerbahçe taraftarı olduğu bilinen hoca, Galatasaray logosunun içine ‘FB’ harflerini saklamıştı. Hoca bu yoruma bir röportajında dedi ki:

“Eleştiriler, böylesine popüler bir alanda iş yapmış olmanın doğal bedeli. Taraftarlık böyle bir şey, maço bir erkeğin aşk sandığı tutkusu gibi.”

Güzel laf etmişti hoca herzamanki gibi. Bunu bilerek mi yaptı? Şansa mı böyle birşey denk geldi? Millet mi paranoyak? Ben mi manyağım anlamadım. Ama şunu biliyorum ki ‘Hocanın vurduğu yerde gül biter’.

Hoca imaj: Dexigner.com

 

 

Barış K’s Eurasia Mix Part III – Türk Kozmik Space Masters

Boran GÜNEY : 23 / 09 / 2008

Uzun zamandır bu sayfalarda yerini bulan dostumuz Barış K’nın Eurasia serisi artık Atlantik hudutlarını aştı ve New York’un hem en popüler, hem en havalı DJ / Producer’larından, DFA Records‘cu Tim Sweeney’in haftalık radyo programı ‘Beats in Space’in başköşesine oturdu. Tim’in “Bu senenin en iyi programı oldu” dediği Avrasya’nın son halkasını buradan paylaşıyoruz.

Amerika’da WNYU‘da yayınlanan bu radyo programının parça sıralaması şöyle:

Mahzuni Şerif – Yuh Yuh
Özdemir Erdoğan – Bir Adım Öte
Edip Akbayram & Dostlar – Mehmet Emmi (Barış K Edit)
Derdiyoklar – Yaz Gazeteci (Barış K Edit)
Gülden Karaböcek – Şu Sazıma Bir Düzen Ver
Kamuran Akkor – İkimiz Bir Fidanız (Barış K Edit)
Arif Sağ – Osman Pehlivan (Barış K Editt)
Timur Selçuk – Panayır Günü (Barış K Edit)
Şenay – Dalkavuk (Barış K Edit)
Modern Folk Üçlüsü & Ayşegül Aldinç – Dönme Dolap (Barış K Edit)
Şenay – Honki Ponki (Barış K Edit)
Neco – Hayaller ve Rüyalar (Barış K Edit)
Osman İşmen – T.R.T. (Barış K Edit)
Zerrin Özer – Umut (Barış K Edit)
Nazan Şoray – Teselliye Sen Gerek (Barış K Edit)
Zerrin – Son Defa (Barış K Edit)
Osman İşmen – Süt İçtim (Barış K Edit)
Ajda Pekkan – Bir Dost Bulamadım (Barış K instrumental edit)
Ajda Pekkan – Petrol (Barış K Edit)
Cem Karaca – Nem Alacak Felek Benim (Barış K Edit)
Selda – Meydan Sizindir (Barış K Edit)
Edip Akbayram – Ayrılık (Barış K Edit)
Derdiyoklar – Dom Dom Kurşunu (Barış K Edit)
Ersen – Derman Bulunmaz (Barış K Edit)
Barış Karademir feat. Candaş Baş – 200 (Demo Miks)
Edip Akbayram – Yaralarım (Barış K Edit)

Buradan dinleyin

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Buradan da indirin

Bir saatte yapılamayacak işler

Boran GÜNEY : 23 / 09 / 2008

 

Dün bana, Türkiye’nin önde gelen markalarından bir müşteri için, 1 saat içerisinde logo tasarlamam istendi. Ben de bunun mümkün olamayacağını, bir saat içerisinde düşüncelerimi bile toplamamın imkansız olduğunu söyledim.  Çok inandırıcı olamadığımı, hatta biraz hayal kırıklığına sebep olduğumu düşünüyorum.

Bu sabah ISO50‘de Paul Rand’in 40 küsur yıl önce tasarladığı ve bugün bile sapasağlam duran bazı logolarla karşılaştım.  Üstad bir demecinde günümüzde kurumsal tasarımın berbat halde olduğunu, bunun ise iyi tasarımcıları kullanacak iyi kurumsal idareci eksikliğinden ileri geldiğini söylemiş. Sanırım Türkiye’de bütün tasarımcıların her gün saç baş yolmasının temel sebebi de bunun iyice şirazeden çıkmış bir versiyonunun bir drama gibi sürekli yaşanıyor oluşu.

Kim Vatan Haini?

tunctunctunc : 23 / 09 / 2008

Resime bakıp aldanmayın, yakın bir zamanda geçiyor bu anlatacağım olay. Duymuşsunuzdur bir çoğunuz belki. Mekan Kayseri. Belgeselciler film çekmeye gitmişler eski Anadolu Uygarlıkları hakkında. Film icabı Bizans bayrağı asmışlar Kayseri kalesinin surlarına. Halk galeyana gelmiş nerede ise Madımak vakası bir daha cereyan ediyormuş ki polisler müdahele etmiş falan. Sonunda film ekibi tası tarağı toplamış ve uzaklaşmış bu garipsedikleri ortamdan.
Olur böyle vakalar, Türk polisi gagalar. Polonyalılar uzaya bile gitse olacak böyle şeyler ülkemde. Yukarıdaki gözlüklü arkadaşın dediği gibi: Belgesel, melgesel farketmez, burası Türkiye. Ben burada aslında film ekibine kızıyorum. E be kardeşim tası tarağı toplayıp kaçacağına, çeksene etrafında dönen olayı belgesel niyetine, boşver harca filmini. Budur asıl belgesel, İlla ki artar bir gün değeri. Bundan daha güzel senaryo mu var ya? Yıl 2008 hala Türkler Bizanslılara saldırıyor.

İmajlar: Kanal D’den youtube a, youtube’dan etraftaya.

Güneş Rekorlar Kitabı

tunctunctunc : 20 / 09 / 2008

Küçüktüm, amcam Londra’dan bir kitap getirdi bir gün. Dedi ki: Al bu senin. Açtım içini, inanamadım gözlerime. En uzun bıyıklı adam, en büyük pasta, en küçük bisiklet ve daha niceleri bu kitabın içinde. Dedim: Adı ne bu kitabın? Dedi: Güneş Rekorlar Kitabı.

Bizden de çıkar arada dünyanın en uzun urfa kebabını yaptım uğruna başvuran ve başvurusu reddedilen bu rekorlar aleminde. Benim asıl ilgimi çeken ‘Karakterler’ bu yarışın içinde. Bir kaç ay önce tekrar çıktı bunlar karşıma. Bu seferki dünyanın en büyük ve dünyanın en küçük adamı idi yanyana. Giydirmişler, kuşandırmışlar adam ile adamcığı, poz verdirmişler basına, yapmışlar 2009′un reklamını.

Yine aynı adamcığı bir hafta sonra dünyanın en uzun bacaklı kadını ile çekmişler altalta, üstüste, al sana en baba kampanya. Bu işler hep şu en başta bahsettiğim kitapsız kitabın işi. Aslında adamın, kadının kim olduğunun bir önemi yok bu kitapçılar için. Küçük ya da büyük olmaları yeterli, onun dışında ‘tısss’ bu garip insanlar, ölürler giderler haberin bile olmaz. Alan, satan ve buna bakan memnun diyeceksiniz. Ama öyle değil bu işler işte. En azından eskiden öyle değilmiş, bir ağırlığı bir adabı varmış garip insan olmanın.

Dedik ya alan memnun satan memnun. Gavur dedelerimiz ‘Freak SHOW’ dedikleri durumlar yaratmışlar 1900′lerde. Toplamışlar ‘Doğanın Hataları’ dedikleri bu insanları. Çıkartmışlar sahneye, kendilerini ifade şansı vermişler kurdukları ortamlar ile. Çıkmak istemeyen de çıkmamış şova, oturmuş evde. Yani kandırmamışlar 3 kuruşa çık dur orda diye. Gerçi yeri gelmiş halk bunları ‘şeytan’ demiş taşlamış ama yinede ‘Freak Show’ lar iş imkanı sunmuşlar sokağa çıkamayan bu insanlara. Diyeceksiniz ki ne farkı var bizim kitaptan bu şovun. Şöyle ki; Çıkıp yorum yapınca, bir türkü patlatınca, ya da bir anı anlatınca, ya da bir rol kapınca, önemi ve enteresanlığı artıyor bizden farklı olmanın. Kıskanıyorsun onu, ‘Yazııık’ diye bakmıyorsun adama, adamcığa, uzun bacağa. Uzun lafın kısası eskiden doğanın hatalarını mucizeye çeviriyorlarmış, şimdi ise maymun ediyorlar gibi geliyorlar bana.

tüm imajlar: google sağolsun

Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir

Onur AYNAGÖZ : 20 / 09 / 2008

Koray’dan gelen postayla NTV-MSNBC’nin sitesinde yer alan ürkütücü haberi okudum. Evrim teorisyeni, Oxford Üniversitesi’nde zooloji profesörü olan Prof. Richard Dawkins’in sitesine “ERİŞİM MAHKEME KARARIYLA ENGELLENDİ”

Aslında okuduğum günlük haberlerin kaynağını kontrol etmek gibi bir alışkanlığım yok. Nedense bir bakayım dedim. Gerçek. O anda inanmak istemedim muhtemelen. Böyle Zerrin Özer duygusallığında bir yazı yazıyorum ama aslında bu olay epeyce ürküttü beni. Birilerinin çıkıp çoktan bu duruma dur demiş olmasını isterdim. Ne yazık ki kimsenin elinden bir şey gelmiyor. Haberin devamından öğrendim: Zamanında Richard Dawkin’sin “Tanrı’nın yanılgısı adlı kitabını basan yayınevinin sahibi “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçunu işlediği iddiasıyla yargılanmış ve beraat etmiş.

Sansür’ün “Mahkeme kararıyla engellenmiştir” ekranını nerede görsem irkiliyorum. Midem bulanıyor. Utanmazca ekranımın ortasında kırmızı kalın Arial ile çıkan bu yazı bu sefer altında hiç bir açıklama olmaksızın çıkıyor karşımıza. Bakkalın “pirinç”, “detarjan” yazıp camına yapıştırdığı gibi birileri benim camıma “sansür” yapıştırıyor. Hangi mahkeme, hangi karar belli değil. Öyle bir karar olup olmadığından bile şüphe duyuyorum aslında. Ortadaki gerçek, okuma, öğrenme ve haber alma hakkımız engelleniyor.

Konuyla ilgili haberleri okurken Atatürk’ün gençliğe hitabesi çıktı karşıma.
“…memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.” diye bir bölümü var. Düşünüyorum da belki bu ülke sandığımızdan daha uzun süredir yaşıyor bu illeti.

500 sene önce matbaa yasaktı. Şimdi internet yasak. 30 yıl önce kitaplar yakılıyordu. Şimdi yakılmıyorsa yakacak kitap kalmadığındandır. Hep durumlar iyiye gidecek diye bekledik ama, 15 sene önce kitapları bıraktılar Sivas’ta aydınları yaktılar. Darbelerden fikrini idealini kurtarmis bir avuç adam kalmıştı onları da Madımak’ta temizlediler. Sahnedekiler bol bol değişti ama bu topraklarda iktidar her zaman aynı şeyi istedi. Kontrol. Aklı olan bir toplumu kontrol etmek güç bir meseleydi. Kısaca aklı ortadan kaldırmak gerekti.

Milletimiz ancak YouTube kapanınca huzursuzlanmaya başladı. Halk günlük kötü türk mizahı, laga luga ve boktan klip dozundan kesilince ilk kez “N’oldu ya?” diye sordu. Geçen hafta okuduğumuz ve bu yazının sebebi olan haberde ateist olduğu için bir bilim adamının sitesi kesildi. Daha neler olaacak kim bilir?

Bir şeyden eminim kimsenin umurunda değil. Birileri yasak koyarken okuduğum haberlerde konuyla ilgili tepkiler ekşi sözlük ve bir köşe yazısı çerçevesinde sunuluyor. Yani sokaklarda pankart açan, evlerde neler olup bittiğini anlamaya çalışan kimse yok. Oturduğumuz yerden yarıya kadar inmiş gözlerle izliyoruz her şeyi. Ne yapmak gerekir o da belli değil.

Bize huzur ancak mezarda

Onur AYNAGÖZ : 19 / 09 / 2008

Ramazan Ayında, Kaybettiğiniz Yakınlarınıza Anılarına Yakışır Mezarlar Yaptırmak İster misiniz?
Bayi Ağına Sahip, Türkiye’nin Tek Profesyonel Mezar Firması : HUZUR MEZAR
Türkiye’nin Her Yerine Montaj, Kredi Kartına Taksit Seçenekleri
Başka Hiçbir Yerde Bulunmayan Mezar Modelleri…
Ankara İçin Mermer ve Traverten mezarlar 400 YTL’den, Granit Mezarlar 900 YTL’den başlayan fiyatlarla…

Posta kutuma düşen bu reklam metninin altında çeşitli mezarlara ait küçük fotoğraflar vardı. Özellikle başlığı beni benden aldı. Tüketim kültürünün bolluk geleneğine uygun olarak çoğul özneler ve yüklemler kullanmış metnin yazarı: “Yakınlarınıza mezarlar yaptırmak ister misiniz?” Aranızda anasına babasına, kardeşine, halasına, karısına, komşusuna külliyen mezar yaptırmak isteyen varsa, işte fırsat. Tam kapınızda.

Hiç vakit kaybetmeden bu postadaki bağcığı takip ederek Huzur Mezar‘ın sitesine girdim. Ana sayfa, ürünlerimiz ve iletişim şeklindeki menü çubuğuna, altta yer alan “Foto galeri” butonuna iştahla bastım. Tasarımlar sanıyorum şu masaların üzerine konulan kağıt mendil kutularından esinlenilmiş. Üzerlerine sayısız desen işlenmiş. Müşteri memnuniyetinden, bayilik sistemine, üstün teknik özelliklerden, uygun ödeme koşullarına kadar pazarlama jargonuna dair ne varsa hepsini bu sitede gördüm.

Buradan kültür, sanat ve sermaye ilişkileri üzerine eleştiriler yaparken aslında ölümün bile kapitalizmin bağrına bastığı bir alan olduğunu görünce irkildim.

Minareler süngüüüü

Boran GÜNEY : 18 / 09 / 2008

Extramücadele 1997′de başlamış büyük bir projedir. Hayali siparişler üzerine çalışır. Aynen bir grafikerin müşterisi için bir işaret tasarlaması gibi toplumsal baskı altındaki bütün topluluklar için işaretler tasarlar. Onların hayali isteklerine uygun resimler yapar. Üniversiteye alınmayan türbanlı kız da, kürtçe konuşması hoş karşılanmayan adam da, Avrupalılaşma hareketine karşı çıkan islamcı da, islamcının karşıdevrim arzusundan rahatsız olan ordu ve sol aydın da Extramücadele’nin hayali müşterileridir. Extramücadele’nin hiç bir politik düşüncesi yoktur. Taraf değildir. Olamaz.
- – - – - – - – - – - – - – - – - – - 
Extramücadele sürekli ödünç alarak, rüyayurdunu arar.
Bu arayış kavramsal bir temel oluşturmak isteğinden çok, düşüncenin rüyasıdır. Aynen bir elma resmi ile bir elma yazısının ancak rüyada aynı şey oldukları gibi. Ya da İstanbul’a gelen bir yabancının karşılaştığı İstanbul tabelası ile gerçek İstanbul’un birbirlerinden çok farklı şeyler olmalarına rağmen, aynı şey de oldukları gibi. Extramücadele, birbiri ile ilgisi olmayan şeylerin ilişkisidir. “Düşünüyorum” durumundan, “düşünülüyor” durumuna geçme isteğidir. Extramücadele, fotoğraf, şekil, işaret ve yazının bitmeyen kavgasıdır. Farklı dünyalardan koparılmış bu dörtlü arasında sürekli bir geçiş, birbirlerine kaçış vardır. Her biri, diğerinin hayaletidir. Dünya ve öbür dünya ve öbür öbür dünya gibi… Extramücadele, farklılardan bir vücut yapar. Birbirlerinin hayaleti olan parçalardan bir bütün, bir Frankenştayn yapar.