Archive for August, 2008

“…Portakal’ın doğum yeri muhtemelen Malezya’dır; buradan komşu bölgelere, bu arada Hindistan’a yayılmıştır. Eski bir Malay efsanesine göre filler çok obur hayvanlar oldukları için çok büyümüşler. Filin biri bir gün bir portakal ağacına rastlamış, meyvayı çok beğenmiş ve o kadar fazla yemiş ki çatlayıp ölmüş. Aradan yıllar ya da yüzyıllar geçtikten sonra bir insanın yolu düşmüş buraya. Bir fil iskeletinin çevresinde bir yığın portakal ağacı görünce, “naga ranga” demiş . Sanskritçe’de bu ‘fil için ölümcül hazımsızlık’ anlamına geliyormuş (demek ki Sanskritçe az heceyle cok anlam ileten bir dil). Batı dillerindeki ‘orange’ın da, bizim ‘narenciye’nin de kökeni bu ‘naga ranga’. Farsça üstünden geliyor ve yayılıyor…”
-Murat Belge, Tarih Boyunca Yemek Kültürü, 2001
August 20th, 2008

“Yabancının, siyasal yapılanma tarafından nasıl kavrandığı, bizlere üretilmesi arzulanan yapının sınırlarının niteliğine dair ipuçları veriyor. Kimlik merkezli ya da biz merkezli siyasi modellerin ötesine geçebiliriz?”
Mimar Umut Şumnu, 11 Haziran 2008 tarihli Radikal Gazetesi’ndeki yazısında kimlik merkezli siyasal yapılanmaların ötesine nasıl geçilebileceğine dair fikirlerini sunuyor. Yazıda geçen “evin yabancılaşması”, “yabancının evcilleşmesi”, “kaşılıklı-göç”, “karşılıklı-tercüme” gibi kavramlardan bahsederek ‘dışarıdan’ gelen yabancının (misafirin) bizlere sunduğu ötekileşme ve başkalaşma “armağanı” üzerinde duruyor.
Şumnu, sınırları herseferinde yeniden çizilen, inşası hiç bitmeyen, hiçbir zaman kendi içine tam anlamıyla kapan(a)mayan, sürekli devinen ve dönüşen bir ‘olay’ durumuna, bir harekete karşılık gelen bir siyasal yapılanmadan söz ediyor.
Metnin tamamı buradan okunabilir.
August 18th, 2008







1962-1972 seneleri arasında Esquire dergisine toplam 92 adet kapak hazırlayan George Lois’in bu kapaklardan oluşan sergisi 30 Mart 2009′a kadar MOMA‘da görülebilir.
“MOMA çok uzak” diyenler için ufak bir derleme yaptım.
August 15th, 2008

Sevgili Andy Votel‘in bir rivayete göre Ankara’daki efsane müzik dükkanı Shades’den “Mustafa Özkent ve Orkestrası - Gençlik ile Elele” adlı plağın orjinal kopyasını alması ve Finders Keepers plak şirketinden 2006 senesinde tekrar basması ile başlayan ve hemen ardından “SELDA- Selda” ile devam eden Türk (Arabesk/Psychedelic) Funk Rock serisinin son plağı ERSEN’in “Ersen”i.
Tüm Müzik Marketlerde (değil).
August 12th, 2008

Üstad Kanuni Bestekar Bertan Üsküdarlı’nın web sitesinden “Bilgisayar Destanı…” adlı şiiri.
AYNI EVDE AYRI YAŞA,
BU NE HASRET, BU NE SEVDA…
Nerde benim gülbaharım
Yazda bitti sonbaharım
Derdim bitmez ömür yetmez
Sevsen de bu derdim bitmez
Ayrılığın yetti cana
Bu mu sevgin söyle bana
İki yabancıyız artık
Başka gönül başka oda
Yârim beden bende kaldı
Gönlünde bilgisayarda
Garip gönlüm yalnız kaldı
Bu ne acı kara sevda
Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…
Dizlerimde tutmaz oldu
Geldim artık belli yaşa
Akar yaşım seller gibi
Görmez oldun eller gibi
Dizlerimde dermanım yok
Başka yarda gözümde yok
Kalbim kırık senden yana
Gönlüm yanık aşktan yana
Yüzen güleç bir meleksin
Sevdim seni gönlümdesin
Rabbim seni mutlu etsin
Acı yüzü göstermesin
Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…
Giderim artık bu yerden
Kalanlarda mutlu olsun
Yalnız kalmak kaderimmiş
Acı tatlı her şey boşmuş
Yaşım artık yetmiştedir
Sana hasret özümdedir
Yetiş tanrım bu günüme
Her şey sende gerçekleşir
Sende bulsam huzurumu
Cennet kapın aç gireyim
Derviş dede deryasında
Bende yolun gözleyeyim
Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…
Bilgisayar adı bunun
Derdi gamı uyuşturur
Oda oda dolaşırken
Kocasını unutturur
Hele gel bir sende dinle
Bir baksana cam içine
Gez dünyayı gözlerinle
Koca neymiş boş versene
Çoluk, çocuk, ana, baba
Her kes kaldı bir kenarda
Bilgisayar sevdasına
İşte daldı dünyalara
Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…
Amca, dayı, yeğen, hala
Saygı bitti sevgi gitti
Gelenekler görenekler
Bilgisayara yenildi
Hani sofra, nerde yemek
Gece başlar sabah olur
Ben kalkıp ta o yatınca
Öğlen olur akşam olur
Çözen var mı bu halimi
Soran var mı ahvalimi
Karı koca kavgaları
Özledim ben o anları
Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…
Söz kalmadı söylenmedik
Dinlenmedik dinlenmedik
Bilgisayar sevdasına
Yenik düştü Bertan dedik
Bulamadım buna çare
Döndüm mecnun gibi hale
Oldu sinem pare pare
Anladım ki yokmuş çare
Aldım saz-ı koltuğuma
Düştüm Mevla’nın yoluna
Hakikati buldu gönül
Erdi Bertan muradına
Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…
Bertan ÜSKÜDARLI
Nisan 2005
August 12th, 2008
Bunlarla beraber hipster mevzusunu paketleyelim isterim. Bu coğrafyada gittiğimiz her yerde alttaki mevzularla karşılaşmamak için oldukça düdük bir gözlem gücüne sahip olmak gerekiyor. Hipsterlar emoları, punkları ve tüm diğer gençlik alt kültürlerini yemiş bitirmiş gibi sanki. Tek sağ kalanlar metalciler rockçular. Birisi artık dur desin mi demesin mi bilemiyorum.



August 7th, 2008

Şu anda Aktınmaz’la Stockholm gibi hipster yuvası, hatta beşiği gerçek bir batı şehrinde olduğumuz ve bugün saçma sapan hipster tarzında giysi alışverişi yaptığımız için bu mevzu beni biraz açtı. Üstteki bingo Momus‘tan.
August 6th, 2008


İran sınırlarında gerçekleştirilen bir tatbikatta ateşlenen dort füzeden bir tanesi kalkmayınca, ateşleme anına ait fotoğraflar küçük bir düzeltme yapılarak basına dağıtıldı. Photoshop marifetiyle göz dağı vermek isteyen İran Silahlı Kuvvetleri en sonunda dünyanın maskarası oldu. azetelerde çıkan haberleri takip eden kısa sürede internetin ani refleksleriyle ünlü aylak fakat yaratıcı komünitesi konuyla ilgili bir çok görüntü üretti.


Daha fazlasını iste…
August 5th, 2008

Neredeyse bir aydır buraya bir şey koymamışken, üstelik güzel insan Morgan Freeman’ın da yaşam mücadelesi verdiğini öğrenmişken, bir lezzetsizlik yapmadan olmaz gibi geldi.
August 5th, 2008

Adbusters’ın son kapak konusu “Hipster: The Dead End of Western Civilization”. Yazı günümüz “hipster”ının tanımını ve kritiğini yapıyor. (Günümüz hipster’ı diyorum, çünkü hipster çok daha farklı bir altkültürü tanımlamak için 1940larda kullanılmaya başlanmış.) Üretmeden tüketen gençlik olarak tanımlanan, poşu, kemik çerçeveli gözlükler, skinny jeanler vs. giyen bu gençleri batı kültürünün sonu olarak görmek bana fazla acımasızca geldi.
Nedense her dönemde gençlerin boş şeylerle uğraştığına dair bir inanç var. Giyim kuşamlarıyla ilgili de mutlaka bir eleştiri… Sanırım “gençlik” hep genç olmayanlar için kompleks kaynağı oluyor.
August 4th, 2008



Bu Amerikalılar da alem doğrusu. Kötü işler görmek için müzeye gitmeye gerek mi var. Köşebaşındaki çerçevecide de bunlardan bol bol görebilir insan. MOBA’yı yine de merak edenler için buyrun link
Bir de geçen gün televizyonda rastladığım Arizona Dream filminden replikler:
“Paul Leger: I’m an artist.
Axel Blackmar: You’re a bullshit artist.
Paul Leger: Bullshit artist, artist, whatever. Art is art.”
August 4th, 2008

Fransız Daniel Firman‘in bu imkansiz hareketi yapan fil enstelasyonu Palais de Tokyo‘da sergileniyor. Fiziksel olarak bunu ancak dünyadan 18bin km uzakta ya da 2,484,0031.1 m çevresi olan bir gezegende yapabilirmiş, bu açıdan bir nesne olmanın ötesinde kavramsal olarak da ilgi çekici bir çalışma. Çağdaş sanatın sürekli böyle tanımını genişlettiği bir ortamda bu tip çalışmaları nasıl buluyorsunuz?.

August 2nd, 2008

Olimpiyat manyağı değilim ama geçenlerde NY Times’da gördüğüm bu harika infographics/interaktif görselleştirmesini (visualization başka çevirisi var mı?) paylaşmalıyım. New Architecture bölümünde Pekin’deki tüm yeni mimari unsurlar harita üzerinde gösterilmiş ve fotoğraflanmış, hikayesi ve yapımı anlatılmış ve Nicolai Ouroussoff tarafından kritik edilmiş. İçeriğin de ötesinde sunum on numara. Şunun bir ergenekon versiyonunu yapmak istesek yapabilir miyiz acaba?
August 1st, 2008
Next Posts