Metro Adabı (TR)

Çağlar Kanzık : 26 / 08 / 2008

Japon metro adabı ile ilgili yazıyı okuyunca aklıma bir süredir İstanbul metrosunda gördüğüm posterler geldi. Fatih Aksular adlı kişinin hazırladığı posterlerin bazılarının anlamsız/anlaşılmaz bazılarının ise özellikle çocuklar için oldukça korkunç olduğunu düşünüyorum.

Tags: , , , , ,
ileri:

Yorumlar

11 Yorum var

  1. papageno says:

    Bence kibarlık etmişsin. İstanbul’a yakışmayacak banallikte, anlaşılmaz, geçici estetiği bile yansıtamayan posterler bence. Neden halka 1-2 ay içinde sıkıcı gelecek şeylerle vakit ve para harcanır bilmem.

  2. [...] Takip edilmesi farz olan blog’lardan Etrafta‘da, “Türk işi metro adabı”yla ilgili bu yazı ve fotoğraflara rastladım. [...]

  3. Harika yakalamissin. Bunlarin onunden gecip gidiliyor genelde. Bİr sey dikkatimi cekti, japon posterler bir japonun diğerini rahatsız etmemek için ne yapması gerektiğini anlatyor. Türk posterleri ise bir Türk’ün kendine zarar vermemesi için nelere dikkat etmesi gerektiğini. Aslında içerikler arasındaki fark neredeyse bir evrim basamağı kadar. Bu durumda biçimsizliği sanıyorum doğaldır.

    Öte yandan bize ait posterlerde özenle yasak kelimesi kullanılmamış gibi geldi bana. Eğer öyleyse aslında konuştuğu kimseleri çok iyi tanıyan bir tavır söz konusu. Bizim ülkemizde yasaklar en az umursanan şeylerin başında geliyor. Hatta yasak çiğnemeye karşı özel bir eğilimimiz var. Hazine bulan adam posterini bir süre anlamak için uğraştım, ama anlayınca komiğime gitti.

  4. pinarslan says:

    çizimlerdeki tiplerin hebsi de turist olsa gerenk.

  5. okay k says:

    japon posterlerindeki tepeden inmeci, “kendi ahlakimla herkesi ahlaklandirmak hakli mesgalemdir” zihniyetinden ziyade istanbul posterleri bir demokrat olarak bana daha olumlu geldi. “kadin, telefonda zirlama, git evinde yap naapcaksan” demek biraz ayip degil mi?

    deginmek istedigim onemli bir ayrinti da sonuncu posterde (kapi kapanma sesi) sagda duran homer simpson cakmasi adamin kafasinin nasil da ayrintili bir penis basi olmasi. bir cesit easter egg ise yapanin ellerinden opuyorum.

  6. Çağlar Kanzık says:

    @okay k

    TDK’da Ahlak ve Görgü kelimelerine baktım.

    Ahlak: Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları

    Görgü: Bir toplum içinde var olan ve uyulması gereken saygı ve incelik davranışları, terbiye

    Japonlar hazırladıkları posterlerde birbirlerine saygılı olmalarını hatırlatıyorlar. Bahsettiğin “kadın” ise herhangi bir vatandaşdır; kadınlara özel bir sesleniş yoktur. O karede ‘ayıp’ olan da sayıgısıca telefonda bağırıp çağırmak, tartışmak veya kavga etmektir.

    Elbette görgü kurallarının ne olduğunu tanımlamak zordur. Kültürden kültüre, hatta aileden aileye değişir ancak bazı temellerin öğretilmesi, hatırlatılması ve uygulanması toplum huzuru için önemlidir.

  7. Boran GÜNEY says:

    bu konuda onur’un yorumundaki her cümlenin altina imzami atarim, ayrica baska bazi dusuncelerim var, ekleyeyim:

    turk posterleri ile japon karsiliklari arasindaki temel ayrisma bana da pozitivizm ile hurafeclik arasindaki farki cagristirdi. Dikkat ederseniz, yerli uyarilarimizda cesitli gercekustu olaylar -oklari takip edenin hazine bulmasi, girilmesi yasak yerden azrail, ya da orman, kaplan filan cikmasi gibi- vukuu bulurken, japon tasarimlari son derece sosyal gercekci durumlarla derdini anlatiyor.

    bizdeki uyari formati, sanki cocugunu yemegini yemezsen uzun kiz gelir seni alir, yok bilmemnerden cin cikar diye korkutarak kontrol altinda tutan, köyden gelmis cahil bir uzak akraba psikolojisinde gibi.

    bu da zaten devletimizin yurttasa her alanda genel yaklasimi sanirsam.

  8. okay k says:

    beni asil gorgu kurallarinin hayati uyarilarla ayni statude emredilmesi rahatsiz etti. eminim japonlar da “ellemeyin carpilirsiniz” minvalinde posterler yapmistir ama zaten japon gorgu ornekleri turk hayati uyarilarindan daha mekanik, birer emir gibi duruyorlar.

    “bu yaptiginiz sizi oldurur” ile “bu yaptiginiz baskalarini rahatsiz eder” ayni kefeye konunca, ustun bir gorgu kurallari butununun hegamonyasi kabul edilmis oluyor ki, benim gorgu ve daha dogrusu ahlak (birini pratik birini teori olarak dusunebiliriz) anlayisima ters oluyor, bu baglamda da onlara aferin denmesini yadirgiyorum. demek istedigim bu.

    gorgu egitimi konusunda biraz romantik dusunuyorum. “yazili” ve baskici olmak yerine neden/sonucla, deneyimle ogrenilmesini, kulaktan kulaga yayilmasini tasvip ediyorum. toplum huzurundan yanayim fakat diretmenin getirdigi sahte huzur ortaminin sagliksizligindan hosnutsuzum.

    boran’in da dedigi gibi, bu turkiye metropollerinin (urban) bir kultur uretip uygulayamamasi, dolayisiyla metropolde hakim olan bir ara tasrali kulturun “iyi islememesi”, turkiye’nin en buyuk dertlerinden.

    ama ben bu kadar kotumser degilim ve modernist ornegi aynen adapte etmek yerine kendiliginden olusmus anlayisin daha kalici olacagina inaniyorum. istanbul daha gorece genc bir metropol (metro on yasina girdi mi?) ve zaten cok kullanmama ragmen metroda japonlarin yaptigi iddia edilen gorgusuzlukleri kimsenin yaptigini gormedim.

  9. elfedante says:

    mizaha merkezler (yoneticiler) tarafindan hic itibar edilmeyen bir ulkede (ve ozellikle de kendisiyle dalga gecen mizah) komik oldugu dusunulen imajlarin metroya ve kabatastan eminonu tarafina giden tramvaylara asilmasi iyi birşey.

    ayrica kullanılan hayvanat bahcesindeki aslan, azrail ve hazine imgelerinin aslinda türke gayet yabanci olduguna da isaret etmek isterim.

    boran’in hurafe yorumu mantıklı gozukse de azrail gibi yabancı bir imgeyi ufurukculerin gulyabanileriyle aynı kefeye koymak ne kadar dogru bilemiyorum. yasaktir demek yerine kotu bir mizaha basvurulmasi ileride daha iyi mizahın gelmesi icin umut tasiyor.

    (BTW onlooker’larin temsil ediliş biçimi de cok fena değil, they seem to mind their own business…)

    baska bir tartismayi anektod tadinda aktariyorum malesef: bir gun oglen yemekte konu kotu bir romanda dugumlendi. ben de “kotu romanların hic yayınlanmaması gerektigini” iddia ettim. bir baskasi da “kotu romanlarin yayınlanmasının yayınlanmamalarından daha iyi oldugunu; roman turunun gelismesi icin iyisiyle kotusuyle bol bol roman yazilip yayınlamasi gerektigini” iddia etti.

    sonra bu konuyu uzun uzun dusundum: temsille, mizahla bu kadar arasi kotu bir milletin basarisiz denemeler yapacak cesaret gostermesinin o kadar da kotu birsey olmadigi gibi teşvik bile edilebilecegine karar verdim.

    etrafta gibi tam da bu tip imajlarin dekonstruct edilip elestirilmesine imkan veren bir ortamda bunu soylemek anlamsiz kacabilir.

    yine de

    kotu de olsa üretilenlerin sunumunun edebiyatın/sanatın/grafigin, vs gelismesi ve toplum genelinde alımlanmasinin mumkun olmasi icin onemli oldugunu dusunuyorum. (istisnasi ev kadınlarının yaptigi ve nedense anlamsiz galerilerde sergilenen vazoda çiçek tablolari.)

    bu yuzden de istanbul metrosunun yoneticilerinin (kimse onlar?) dikkat cekebilmek icin kendilerince “komik” ve “renkli” uyarilar yapma egilimlerini bana cok da karamsar gelmiyor.

    bir sey daha dikkatimi cekti, bazen elestirirken çok/az/orta gelismislik gibi aslinda hepimizin ister istemez yuzlesmek zorunda oldugumuz mevzulara takilip, yuzeysel kıyaslamalara gidiyoruz. (benim de yukarida bahsettigim roman tartismasindaki tutumum tam da böyleydi). japonya’daki metro imajlarini istanbul’dakilerden once yayınlandilar diye, kafamizda juxtapose edip yuzeysel bir kıyaslama yapmanin anlamli sonuc dogurmasi mumkun degil bence. zaten yapilan yorumlar da aradaki sosyal, ekonomik, siyasi ve kulturel farklara isaret ediyor.

  10. gokhantumel says:

    re japonlarinki birbirlerini rahatsiz etmemek/turklerinki kendilerine zarar vermemek icin:

    http://www.ihaphulusi.gen.tr/sergi/sergi07.jpg

  11. [...] Gemilerde talim var Obama ve kültürel tüketim Pazar Sohbeti : Beyrut’lu kitapçı Metro adabı Metro Adabı (TR) Kader ağlarını örerse biz de örelim ağlarımızıGünün mana ve önemi 68 hareketi ve [...]

Leave a Reply