Archive for August, 2008

Tak You!

Rus gazetesi ‘Tvoi Den’ batı ile yaşanan krizi dünkü manşetine “TAK YOU!” kelimeleri ve bir ‘el hareketi’ ile taşıdı. ‘Tak’ kelimesi rusça olarak ‘hak etmek’ anlamında, ‘You’ ise ingilizce ’sen/siz’ anlamında kullanılmış. İmaj olarak kullanılan el hareketi ise Antik Roma zamanından gelen, batıda halen yaygın olarak kullanılan ve günmüzde artık evrenselleşmiş olan ‘S*ktir Git’ anlamına geliyor.

Haberde budan böyle ‘tek kutuplu’ dünya düzeninin artık sonuna gelindiği ve yeni bir döneme geçildiğinden bahsediliyor. Kosova ve KKTC’yi (dolaylı olarak da Türkiye’yi) de güncel duruma örnek gösteren metnin ingilizcesini ‘Google Translate’ kullanarak okuyabilirsiniz.

1 comment August 28th, 2008

Sandık

Arkadaşım Can Evrenol’un ‘Sandık’ adlı filmi 25 Ağustos’da Londra FILM4 FRIGHTFEST‘de gösterilen 10 kısa filmden biriydi. Biraz kan görmek isteyenler Sandık’ı www.canevrenol.com‘da seyredilebilirler.

Add comment August 28th, 2008

Obama ve kültürel tüketim

Başkanlık seçim yarışının startı verildi, Obama’nın kazanmasını umuyoruz, “kazansa da birşey değişmezcilerden” değiliz, ufak nüansların bile çok önemli sonuçları olan birbirine bağlı bir dünyada McCain gibi Vietnam gazisi bir silah fetişisti yerine, gülmesini ve adam gibi konuşmasını bilen sakin bir Obama’yı tabiki tercih ediyoruz.

Bununla birlikte Obama’nın anketlerde gerilemesi söz konusu, bununla ilgili geçen gün (friendfeedde bir çözümleme yazdım. Malesef Amerikan medya punditleri (bizim köşe yazarları işte) Obamayla cicim ayını bitirdi. Obama popkültür ve magazin arasına sıkıştı, tişörtleri Che tişörtleri gibi satılıyor, “Yes, we can” ve “Change” gerçek anlamından koparıldı ve varolan sistem tarafından içi boş sloganlara dönüştürüldü ve sonuç olarak gerçek politik gücünün yerine ona ikonik bir güç verildi. O artık değişimin, umudun, güzel günlerin, barışın ikonu, ama tişörtlerde, posterlerde, pop ve rock sanatçılarının konserlerinde. Kısacası o da MTV jenerasyonuna satılan bir pop idolü haline geldi.

Sistemin alternatif olanı içine alma süresi bir hayli kısaldı, kısa bir süre önce Banksy’ye de olduğu gibi, Obama’da 1-2 sene içinde sisteme meze edildi, zamanında aynı şey Baskın Oran’ın ezberbozma muhabbeti ile olmuş ve insanlara gına getirilmişti. Şimdi bütün akbaba Hollywood yıldızları ve popçuların heryerde Obama propagandası yapması da eminim Orta-Batı Amerika’da adamdan nefret edilmesini sağlıyordur. Umarım Amerikalılar gerçekten değişimi, değişme pahasına getirmeyi başarır, çünkü genelde değişim isteyenler kendilerinin de değişmeleri gerektiğini görünce vazgeçebiliyor..

Add comment August 27th, 2008

Fleshmap

Fleshmap, 1000 şarkılık örneklem setinden, farklı tarzlarında şarkıların sözlerinde vücudun hangi organlarından bahsedildiğine dair bir istatistik çalışması. Çalışma kendi kendini anlatıyor ve hiphopun ilk sırada kıç çıkarması normal ama ikinci sırada kafa çıkması?

1 comment August 27th, 2008

Metro Adabı (TR)

Japon metro adabı ile ilgili yazıyı okuyunca aklıma bir süredir İstanbul metrosunda gördüğüm posterler geldi. Fatih Aksular adlı kişinin hazırladığı posterlerin bazılarının anlamsız/anlaşılmaz bazılarının ise özellikle çocuklar için oldukça korkunç olduğunu düşünüyorum.

5 comments August 26th, 2008

Metro adabı

Tokyo Metrosu yönetimi, metroda uyulması gereken adab-ı muaşeret kurallarını edepli bir biçimde, kimseyi incitmeden bildirmek için her ay güncellenen posterler yaptırıyormuş. Poster serisi sanırım şu anda 5. posterde. 

Her posterde aynı adamın saygızlığa kurban gitmesi ise ilginç.  Acaba bu adam Tokyo’luların öz-tasvir ortalamasının bir tezahürü müdür? O kadar nötr gözüküyor ki, sanki Amerikan filminde sonradan seri katil çıkacağı belli, Kevin Spaceyvari bir münzevi antikahraman.  Gözlerini gizlediği camların ardından sessizce etrafını izliyor.  

5 comments August 23rd, 2008

Dünyanın en büyük müzik koleksiyonu


The Archive from Sean Dunne on Vimeo.

Tahmini değeri 50 milyon dolar, dünyanın en büyük müzik koleksiyonunu yapan Paul Mawhinney’in hikayesi, diabet hastası olan ve gözleri neredeyse görmez olan 69 yaşındaki koleksiyoncu, koleksiyonu senelerdir elinden çıkarmaya çalışıyor, biraz tv duygusallığıyla yapılmış bir kısa röportaj olmuş ama hikaye etkileyici. via todayandtomorrow

1 comment August 22nd, 2008

Arabayla fotoğraf çektirmek

Arabanın üzerine oturup fotoğraf çektirmek diye bir şey var hayatta. Yine de bu kareyi görünce bir gariplik sezdim. Galiba oturuşu bir garip.

Evet evet, kesin bir gariplik var. Normal koşullarda arabanın üzerine oturup poz vermek diyince aklıma gelen şey kesinlikle bu değil.

İDireksiyon başında oturan delikanlının ayağını anladık. Peki en sağdaki arkadaş ne yapıyor, bacağını neden pencereden geçirmiş? Neden Allahım neden?!

3 comments August 22nd, 2008

İlişkiler nasıl oluyor da o şekilde gelişiyor ki?

Bu videoyu az önce Cihan gönderdi. Son günlerde yaşadığım mistik uzaysal galaktik deneyimler beni yumuşatıp adeta duygusal gibi, bir romantik gibi yaptığı için hislenip yayınlıyorum.

Bazen bu gibi saçma sapan Amerikan müzik videolarının (sanırım Gnarls Barkley’in kurucusu DangerMouse Britanyalı ama) duygularıma tercüman olmasını da içime sindiremediğimi belirtmeden geçmeyeyim.

Add comment August 21st, 2008

Portakal


“…Portakal’ın doğum yeri muhtemelen Malezya’dır; buradan komşu bölgelere, bu arada Hindistan’a yayılmıştır. Eski bir Malay efsanesine göre filler çok obur hayvanlar oldukları için çok büyümüşler. Filin biri bir gün bir portakal ağacına rastlamış, meyvayı çok beğenmiş ve o kadar fazla yemiş ki çatlayıp ölmüş. Aradan yıllar ya da yüzyıllar geçtikten sonra bir insanın yolu düşmüş buraya. Bir fil iskeletinin çevresinde bir yığın portakal ağacı görünce, “naga ranga” demiş . Sanskritçe’de bu ‘fil için ölümcül hazımsızlık’ anlamına geliyormuş (demek ki Sanskritçe az heceyle cok anlam ileten bir dil). Batı dillerindeki ‘orange’ın da, bizim ‘narenciye’nin de kökeni bu ‘naga ranga’. Farsça üstünden geliyor ve yayılıyor…”

-Murat Belge, Tarih Boyunca Yemek Kültürü, 2001

5 comments August 20th, 2008

“armağan”

“Yabancının, siyasal yapılanma tarafından nasıl kavrandığı, bizlere üretilmesi arzulanan yapının sınırlarının niteliğine dair ipuçları veriyor. Kimlik merkezli ya da biz merkezli siyasi modellerin ötesine geçebiliriz?”

Mimar Umut Şumnu, 11 Haziran 2008 tarihli Radikal Gazetesi’ndeki yazısında kimlik merkezli siyasal yapılanmaların ötesine nasıl geçilebileceğine dair fikirlerini sunuyor. Yazıda geçen “evin yabancılaşması”, “yabancının evcilleşmesi”, “kaşılıklı-göç”, “karşılıklı-tercüme” gibi kavramlardan bahsederek ‘dışarıdan’ gelen yabancının (misafirin) bizlere sunduğu ötekileşme ve başkalaşma “armağanı” üzerinde duruyor.

Şumnu, sınırları herseferinde yeniden çizilen, inşası hiç bitmeyen, hiçbir zaman kendi içine tam anlamıyla kapan(a)mayan, sürekli devinen ve dönüşen bir ‘olay’ durumuna, bir harekete karşılık gelen bir siyasal yapılanmadan söz ediyor.

Metnin tamamı buradan okunabilir.

Add comment August 18th, 2008

George Lois

1962-1972 seneleri arasında Esquire dergisine toplam 92 adet kapak hazırlayan George Lois’in bu kapaklardan oluşan sergisi 30 Mart 2009′a kadar MOMA‘da görülebilir.
“MOMA çok uzak” diyenler için ufak bir derleme yaptım.

Add comment August 15th, 2008

ERSEN

Sevgili Andy Votel‘in bir rivayete göre Ankara’daki efsane müzik dükkanı Shades’den “Mustafa Özkent ve Orkestrası - Gençlik ile Elele” adlı plağın orjinal kopyasını alması ve Finders Keepers plak şirketinden 2006 senesinde tekrar basması ile başlayan ve hemen ardından “SELDA- Selda” ile devam eden Türk (Arabesk/Psychedelic) Funk Rock serisinin son plağı ERSEN’in “Ersen”i.
Tüm Müzik Marketlerde (değil).

Add comment August 12th, 2008

Bilgisayar Destanı…

Üstad Kanuni Bestekar Bertan Üsküdarlı’nın web sitesinden “Bilgisayar Destanı…” adlı şiiri.

AYNI EVDE AYRI YAŞA,
BU NE HASRET, BU NE SEVDA…

Nerde benim gülbaharım
Yazda bitti sonbaharım
Derdim bitmez ömür yetmez
Sevsen de bu derdim bitmez

Ayrılığın yetti cana
Bu mu sevgin söyle bana
İki yabancıyız artık
Başka gönül başka oda

Yârim beden bende kaldı
Gönlünde bilgisayarda
Garip gönlüm yalnız kaldı
Bu ne acı kara sevda

Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…

Dizlerimde tutmaz oldu
Geldim artık belli yaşa
Akar yaşım seller gibi
Görmez oldun eller gibi

Dizlerimde dermanım yok
Başka yarda gözümde yok
Kalbim kırık senden yana
Gönlüm yanık aşktan yana

Yüzen güleç bir meleksin
Sevdim seni gönlümdesin
Rabbim seni mutlu etsin
Acı yüzü göstermesin

Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…

Giderim artık bu yerden
Kalanlarda mutlu olsun
Yalnız kalmak kaderimmiş
Acı tatlı her şey boşmuş

Yaşım artık yetmiştedir
Sana hasret özümdedir
Yetiş tanrım bu günüme
Her şey sende gerçekleşir

Sende bulsam huzurumu
Cennet kapın aç gireyim
Derviş dede deryasında
Bende yolun gözleyeyim

Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…

Bilgisayar adı bunun
Derdi gamı uyuşturur
Oda oda dolaşırken
Kocasını unutturur

Hele gel bir sende dinle
Bir baksana cam içine
Gez dünyayı gözlerinle
Koca neymiş boş versene

Çoluk, çocuk, ana, baba
Her kes kaldı bir kenarda
Bilgisayar sevdasına
İşte daldı dünyalara

Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…

Amca, dayı, yeğen, hala
Saygı bitti sevgi gitti
Gelenekler görenekler
Bilgisayara yenildi

Hani sofra, nerde yemek
Gece başlar sabah olur
Ben kalkıp ta o yatınca
Öğlen olur akşam olur

Çözen var mı bu halimi
Soran var mı ahvalimi
Karı koca kavgaları
Özledim ben o anları

Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…

Söz kalmadı söylenmedik
Dinlenmedik dinlenmedik
Bilgisayar sevdasına
Yenik düştü Bertan dedik

Bulamadım buna çare
Döndüm mecnun gibi hale
Oldu sinem pare pare
Anladım ki yokmuş çare

Aldım saz-ı koltuğuma
Düştüm Mevla’nın yoluna
Hakikati buldu gönül
Erdi Bertan muradına

Aynı evde ayrı yaşa
Bu ne hasret bu ne sevda…

Bertan ÜSKÜDARLI

Nisan 2005

Add comment August 12th, 2008

“Bu da hipsterlar ile ilgili son post olsun.” dedirten post

Bunlarla beraber hipster mevzusunu paketleyelim isterim.  Bu coğrafyada gittiğimiz her yerde alttaki mevzularla karşılaşmamak için oldukça düdük bir gözlem gücüne sahip olmak gerekiyor.  Hipsterlar emoları, punkları ve tüm diğer gençlik alt kültürlerini yemiş bitirmiş gibi sanki.  Tek sağ kalanlar metalciler rockçular.  Birisi artık dur desin mi demesin mi bilemiyorum.

Add comment August 7th, 2008

Hipster bingo

hipster bingo

 

Şu anda Aktınmaz’la Stockholm gibi hipster yuvası, hatta beşiği gerçek bir batı şehrinde olduğumuz ve bugün saçma sapan hipster tarzında giysi alışverişi yaptığımız için bu mevzu beni biraz açtı.  Üstteki bingo Momus‘tan.

10 comments August 6th, 2008

Dünya ilişkileri ve Photoshop (fotoşop)


İran sınırlarında gerçekleştirilen bir tatbikatta ateşlenen dort füzeden bir tanesi kalkmayınca, ateşleme anına ait fotoğraflar küçük bir düzeltme yapılarak basına dağıtıldı. Photoshop marifetiyle göz dağı vermek isteyen İran Silahlı Kuvvetleri en sonunda dünyanın maskarası oldu. azetelerde çıkan haberleri takip eden kısa sürede internetin ani refleksleriyle ünlü aylak fakat yaratıcı komünitesi konuyla ilgili bir çok görüntü üretti.


Daha fazlasını iste…

Add comment August 5th, 2008

Batman, nüfus: 756.000 rakım: 550 m

betmen

Neredeyse bir aydır buraya bir şey koymamışken, üstelik güzel insan Morgan Freeman’ın da yaşam mücadelesi verdiğini öğrenmişken, bir lezzetsizlik yapmadan olmaz gibi geldi.

2 comments August 5th, 2008

“Hipster” “Cool”u geçti

Adbusters’ın son kapak konusu “Hipster: The Dead End of Western Civilization”. Yazı günümüz “hipster”ının tanımını ve kritiğini yapıyor. (Günümüz hipster’ı diyorum, çünkü hipster çok daha farklı bir altkültürü tanımlamak için 1940larda kullanılmaya başlanmış.) Üretmeden tüketen gençlik olarak tanımlanan, poşu, kemik çerçeveli gözlükler, skinny jeanler vs. giyen bu gençleri batı kültürünün sonu olarak görmek bana fazla acımasızca geldi.
Nedense her dönemde gençlerin boş şeylerle uğraştığına dair bir inanç var. Giyim kuşamlarıyla ilgili de mutlaka bir eleştiri… Sanırım “gençlik” hep genç olmayanlar için kompleks kaynağı oluyor. 

4 comments August 4th, 2008

Museum of Bad Art - MOBA

Bu Amerikalılar da alem doğrusu. Kötü işler görmek için müzeye gitmeye gerek mi var. Köşebaşındaki çerçevecide de bunlardan bol bol görebilir insan. MOBA’yı yine de merak edenler için buyrun link

Bir de geçen gün televizyonda rastladığım Arizona Dream filminden replikler:
“Paul Leger: I’m an artist.
Axel Blackmar: You’re a bullshit artist.
Paul Leger: Bullshit artist, artist, whatever. Art is art.”

5 comments August 4th, 2008

Previous Posts


Takvim

August 2008
M T W T F S S
« Jul    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler