Archive for April, 2008

Müzik Beslemesi: Edit Akbayram sunar: Memleketten Funk Volüm 1

memleketten funk volume 1

Etrafta olarak, Türk pop kültürünün darbeler, muhtıralar ve krizlerle fasılalı tarihini, biz hafızasız Özal kuşağına tanıtmak gibi bir vazifeyi sırtladık gidiyoruz. Bunu bizden önce yapan, ya da bizim bu mevzulara uyanmamıza önayak olan çok güzel abilerimizi de unutmadan (sevgili Deniz Pınar, sevgili Naim Dilmener, pek değerli Serhat Köksal ve diğerleri) elimizden arşivimizden geldiğince kıyıda köşede kalmış, bir anda parlayıp sönmüş, darbe sonrasında gözden düşmüş, dış mihrak olarak etiketlenip memleket sınırlarından dışarı sürülmüş, ya da zaten misak-ı milli içinde kendine hiç bir zaman doğru dürüst yer bulamamış müzik, tasarım, edebiyat ve sanat işlerini buradan paylaşmaya çalışıyoruz.

Az sonra dinleyeceğiniz “mixtape” de bu gayretin şahikalarından biri. Etrafta kankicanlarından Edit Akbayram (aka Grup Ses ve Küratör’ün %50’si) ile yaklaşık 3-4 aydır üzerine konuştuğumuz ve heveslendiğimiz bir derleme. Edit’in yıllardır büyük bir emek harcayarak, iz sürüp, araştırıp pazarlıklar ederek toplamayı başardığı inanılmaz derecede nadir 45liklerden kamuya açtığı ilk seçki (yani bir parmak bal, devamı umarım yolda).
GüncellemeBu derlemenin tam listesi aşağıda:

Tayfun & Stardust International (Stardust International/İsveç) - Rock me to the music
Figen Han – Pisi pisi
Ümit Aksu Orkestrası - Bermuda Şeytan Üçgeni
Mustafa Özkent - Pipeline
Altan Erbulak - Keklik
Kim bunlar - Popcorn
Burhan Tonguç - Dubibiba
Arda Kardeş & Dün Bugün Yarın - Pis Sinek
Gökçen Kaynatan - Evren
Erol Pekcan - Baretta

Buradan (Edit Akbayram - Memleketten Funk 34:33) indirebilir ya da aşağıdaki oynatıcıyı kullanarak direkman dinleyebilirsiniz.

Etrafta’da daha önce buna benzer ne vardı?

-Baris K’s Eurasiamix / An Introduction to Turkish Cosmicspace
-Baris K’s Eurasiamix Part II / Advances in Turk Kozmik Space

1 comment April 25th, 2008

Doğu-Batı her bakımdan farklı

anatomical_scroll.jpg
anatomical_scroll_1.jpg
anatomical_scroll_2.jpg

Severek takip ettiğim bloglardan bir tanesi Pink Tentacle‘da bugün gördüğüm anatomik çizimler 1819′da Yasukazu Minagaki (1784 - 1825) tarafından yapılmış. Modern tıbbın gelişimi süresince ortaya çıkmış tüm anatomik resimlerde vücut işler durumdadır. Oysa burada gördüğümüz örneklerde kan ve diğer sıvıları, hatta yüzdeki ölü ifadeyi görebiliyoruz.

Pink Tentacle’in da altını çizdiği bu nokta ilgilimi çekti, Paylaşıyorum.
Kaynak: Ektaplasmosis, Morbid Anatomy, Kaibo Zonshinzu,

Add comment April 25th, 2008

Milli Mutabakat

inonu ve demirel

ZİRVENİN BURCU: TERAZİ

Devletin zirvesinde görev yapan 48 kişiden doğum gün ve ayları saptanabilen 22’sinin 4′ü Akrep, 3′ü Terazi, 3′ü de Başak burcundan. Boğa, Kova ve İkizler burçlarına 2′şer, Yay, Yengeç, Oğlak, Koç ve Aslan burçlarına ise 1′er kişi mensup. Zirvedeki her 5 kişiden birinin Akrep, Terazi ve Başak burçlarından birisine mensup olması dikkat çekiyor.
Askerlerin ağırlığını koyduğu ve haki rengin hakim olduğu Çankaya Köşkü’nde Terazi burcu belirleyici. Terazi burcunda doğan cumhurbaşkanları İnönü, Gürsel ve Özal, Çankaya Köşkü’nde yaklaşık 19 yıl devleti yönetti. Bu üç devlet adamının cumhurbaşkanı ve başbakan olarak devletin kaderine hakim olduğu toplam süre ise 43 yıl 6 ay 27 gün. 84 yıllık Cumhuriyet döneminin yarısından fazla bir süreye Terazi burcu hükmetti.

TERAZİ BURCUNUN ÖZELLİKLERİ

Terazi burcunda olanların kimliklerine yansıyan özellikleri özetle şöyle:
-Öncelikle hükmetmeyi severler.
-Güçlü bir adalet duygusuna sahiptirler.
-Nazik ve diplomatik davranışlıdırlar.
-Hayatın her safhasında huzur, uyum ve denge ararlar.
-Genelde çalışkan olup ortaklık kurmak ya da ekip çalışmasında yer alma konusunda başarılıdırlar.

Fotoğraf: Berat Çokal‘ın Etrafta için seçkisinden: Ismet Inönü ve Süleyman Demirel el ele Anıtkabir merdiveninden inerken.

1 comment April 25th, 2008

Sarmal konular

Qix1.jpg
Qix

Tempest 1.jpg
Tempest

Quantum.jpg
Quantum

Gyruss.jpg
Gyruss

Rosemarie Fiore 80′lerin meşhur oyunlarını uzun uzun pozlayarak fotoğraflamış.

Add comment April 22nd, 2008

Get Down with the Emekli Sandığı Boogie

bomba fonda

Bomba Fonda bulmuş, ben de buraya koymakta beis görmedim. “Emekli Sandığı Inferno” tarzı da bir yorum yapılmış. Kültürel kodlarımızın en az Japonlar kadar kayık olduğunun bir nişanesi gibi parlıyor ssk’nın disko ateşi.

4 comments April 22nd, 2008

On Non-Coherence / Karmaşıklıkla Yüzleşmek

john law

On Non-Coherence / Karmaşıklıkla Yüzleşmek
John Law (Lancaster University)

30 Nisan 17:30
santralistanbul
E1 301

Konuşma 17:30′da,

Saat 14:00′de öğrencilerle buluşma toplantısı yapılıyor.

Actor-Network Theory’nin (ANT) mimarlarından John Law, 30 Nisan’da İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde “Karmaşıklıkla Yüzleşmek” başlıklı bir konuşma yapıyor.

John Law, uzun yıllar Staffordshire’daki Keele Üniversitesi’nde sosyoloji, teknoloji ve bilim (STS) çalışmalarını sürdürdükten sonra 1998′te Lancaster Üniversitesi’ne geçti. Lancaster Üniversitesi’nin geneline hakim olan disiplinlerarası atmosferi yansıtan Centre for Science Studies’de çalışmalarını sürdürüyor.

John Law’un ilgi alanı STS, ANT ve karmaşıklığı açıklayan teoriler. ANT teorisini kurduktan sonra, ANT’ın sosyal ve idari disiplinler arasında gördüğü geniş kabul üzerine teorinin açıklayamadığı şeyler ve karmaşık konular üzerinde çalışmaya başladı. Geçmişte toplum bilimin pek az ele aldığı endüstriyel hayvancılık, besicilik ve yeryüzünü paylaştığımız diğer hayvanlar, felaketler, nesneler, sistemler ve öznellikler gibi karmaşık konularda yeni bir görgül araştırma programı yürütüyor.

Bilim sosyolojisi, teknoloji tarihi, tıp antropolojisi, kültürel incelemeler, feminizm ve siyaset felsefesi alanında son yıllardaki çalışmaların birçoğu basite indirgemeye karşı bir başkaldırı: Dünyanın karmaşık bir yer olduğu ve basite indirgenerek ehlileştirilmesinin sakıncaları ortaya konuluyor. Ancak “Karmaşıklık nedir? Karmaşıklıkla nasıl baş edilir?” gibi sorular yanıtsız kaldı. John Law ele alacağı bu gibi metodolojik sorularla bilgi pratikleri içerisinde karmaşıklığı basite indirgemeden (ve bu sırada daha fazla karmaşa da yaratmadan) karmaşıklıkla yüzleşmenin yollarını ortaya koyuyor.

Ayrıca John Law, STS bağlamında çalışan; bilim sosyolojisi, teknoloji ve bilim; sosyoloji, teknoloji ve doğa; doğal afetlerin sosyolojisi, hayvancılık ve çiftçilik bağlamında insan, hayvan ve doğanın etkileşimi gibi konularda çalışan Türkiye’den yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle tanışmak istiyor. 30 Nisan günü 14:00′te gerçekleşecek tanışma toplantısına katılmak isteyenlerin elifozgen@bilgi.edu.tr adresine yazarak haber vermeleri gerekiyor.

John Law “Karmaşıkla Yüzleşmek” başlıklı bu konferansta iç tutarlık düzeyi düşük problem alanları için geliştirilmiş yeni yöntemleri somut görgül örnekler üzerinden tartışıyor.

Add comment April 21st, 2008

Web dibin kara, seninki benden kara


Web’de dip taraması esnasında buldum, çok gelişigüzel ama American Beauty’deki rüzgarda torba sahnesini hatırlayanlar varsa işte o ne kadar neyse bu da o kadar öyle gibi.

Add comment April 21st, 2008

Dikensiz gül bahçesi

all i want is peace in the middle east and a blowjob from condoleezza rice

Deniz Çift’in sticker çalışması üzerine sanırım Aydın Levendoğlu tarafından yazılmış. Ortadoğu barışı da lazım ayrıca alternatif olarak AB üyeliği ve Madam Sarkozy de güzel bi ikili teşkil ediyor.

Ayrıca Condoleezza Rice, internette ismi en çok yanlış telaffuz edilen insanlar arasında da başa güreşiyor gibi:

Condaliza Rice, Condoliza Rice, Condoleeza Rice, Condaleeza vs vs vs…

Add comment April 19th, 2008

Meydan Shopping Square

square7.jpg

Bu yazıyı Dezeen‘de okuduğum başlığıyla veriyorum. Meydan, 2007 yazında Ümraniye’de açılmış bir alışveriş merkezi. Projesi ünlü mimari stüdyo Foreign Office Architects tarafından hazırlanmış. Cristobal Palma‘nın çektiği fotoğraflarda ülkemiz gündeminin sabit maddesi türbanı, çağdaş mimariyi ve Avrasya post-modern yaşam biçimini tek kare içerisinde görme şansına sahip oluyoruz.

foa-mey-001.jpg
foa-mey-026.jpg

Bu tespiti yaparken amacım türbanla ilgili bir pozisyon almaktan çok, yabancı bir sitede gördüğüm fotoğraflar, yabancı dilde okuduğum bir yazı aracılığıyla daha tarafsız bir bakış açısını araştırmak. Proje mimari olarak her ne kadar “çığır açmayan” kategorisinde yer alsa da, topoğrafyanın içersinde kendi düzlemlerini yaratarak, peysajın altına saklanarak, bu güne kadar daha çok Borusan’ın BMW, Land Rover ve Mini sattığı galerilerinde görmeyi umacağımız türden bir yaklaşımı, bir gurup “biz”in pek de uğramadığı Ümraniye’de, mevcut durum içerisinde bir gurup “biz”e çağ dışı olarak öğretilmiş olan Türkiye’nin yeni muhafazakar kesimin ihtiyaçlarını karşılıyor.

foa-mey-015.jpg

İlk bakışta tezat gibi dursa da aslında gördüğümüz şey tüketim toplumu ve türban gibi geçtiğmiz yüzyıla ait iki kavramın gayet olağan buluşması. Bu da aklıma Türban ve ilgili konuların laiklik ekseninde marjinalize edilip bir tür kontrol unsuru olarak kullanılıyor olma ihtimalini getiriyor. Çünkü biliyorum ki, tüketim alışkanlıklarını edinmiş, ve bunları tatmin edebilen toplumlar pek de devrim yapma potansiyeli taşımıyorlar. Gördüğüm kadarıyla hepimiz alışveriş merkezinin birleştirici çatısı altında bir araya geliyoruz. Çoğu zaman göremediğimiz ortak bir ülkümüz olduğu kesin.

1 comment April 19th, 2008

Gözü çıkasıca gelin, adı batasıca gelin

8 mart gelini

Radikal yazarı Gökhan Özgün, inanılmaz serbest çağrışım yeteneği ve ironisiyle beni her yazısıyla kendine daha çok hayran bırakıyor. Bir Cihangir Ev-Sol’cusu olarak muhalif vicdanımın sesini bulduğum için reklam dünyasında bol kazandıran işime; cafeler, meyhaneler ve doğumgünü partileri ile bezeli rahat ve liberal hayatıma gönül ferahlığıyla devam edebiliyorum.

Sevgili Pippa
H. Gökhan Özgün

18/04/2008

Laik bir cumhuriyette yaşıyorduk. O kadar, o kadar mutluyduk ki, demokrasi gerekmiyordu.
Kadınlarımız moderndi. Başları açıktı. İyi giyindikleri zaman fantezilerimizdeki ecnebi kadınlara benziyorlardı. En çok da İtalyan’a benziyorlardı. Spor otomobilde eşarbının ucundan saçlarının perçemi uçuşan Sophia Loren, laf aramızda, fıstık gibiydi. Tam istediğimiz gibiydi. Ne eksik, ne fazla. İlahi ve dengeli bir nokta. Bu noktanın ötesine de berisine de karşıydık.
Sophia Loren önde, bir fino köpeği gibi arka koltuğa olsun sıkıştırdığımız kadınlarımız bize müteşekkirdi. Bu sayede kanun yaparken kendimizi onlara karşı rahat hissettik. Bu rahatlıkla töre cinayetleri meselesine eğildik.
Ablalarını, bacılarını öldürenler birer trajedi kahramanıydı. Ayrıca, törenin düzenli olarak yok ettiği kadınların başı açık değildi. Onlar henüz kadın değildi. Biz de onların trajik katillerine empati gösterdik. Bu empati laikliğe aykırı değildi. Ölenle ölünmez, ama Türk, öldürene empati gösterir.
Batı’da, katile edebiyatçı empati gösterir. Katilin içindeki insanı edebiyatçı ortaya çıkarır. Bizde katile hukukçu empati gösterir. Onun içindeki insanı hukukçu ödüllendirir. Batı’yla aramızda bu kadarcık fark olsun, di mi? Kültürümüzün farkını korumayacaksak, bağımsızlığımızı nasıl koruruz?
Hukuk bizde bir sanattır. Erkeği yorumlar, kadını yorumlar, insanı yorumlar. Geleceği yorumlar. Edebiyatçıya da bu yüzden pek ihtiyacımız
yoktur. Hatta edebiyatçı, yazar, buralarda hukuka rakiptir. Kültür farkı işte.
Dedim ya, kadınlarımızın başını açıp onları kurtarmıştık. Yüzde 99′u Müslüman bir ülkede Sophia Loren olma imkânı bahşetmiştik onlara. Bu sayede kadınlarımız bize karşı âlicenaptı. Çok da şikâyet etmiyorlardı. Her mahallede bakkaldan fazla kuaför, mizanplileriyle yuvarlanıp gidiyorlardı. Bu yüzden onları tasnif etmemize karşı çıkmadılar. Onları fahişeler ve iffetli kadınlar olarak ikiye ayırdık. Bu, geleneklerimizde vardı. Laiktik, dini devletten ayırmıştık. Bu yüzden onları Müslüman gelenekteki gibi cariyeler ve diğer kadınlar olarak tasnif etmedik. Biz, modern bir ayrımı tercih ettik. Fahişeler ve iffetli kadınlar.
Ve fahişeye tecavüzde tenzilat yaptık.
Bu ince ayrımın bize büyük faydası oldu. Bu sayede çok önemli bir gerçeği keşfettik. Her kadın fahişeydi. Yanlış anlamayın, her kadının fahişeleştiği bir an vardı, biz onun peşindeydik. Tecavüz kadının fahişeleştiği anda gerçekleştiyse tecavüzde tahrik olduğunu keşfettik. Yargıçlarımız kadının fahişeleştiği bu anı tespitte uzmanlaştı. Dedik ya, Türkiye’de laik yargıçlar sanatçı gibidir. İnsanı yorumlamayı iyi bilirler. Hukukun ışığı ve ilhamıyla her şeyin perde arkasını görebilirler. Aynı yargıçlar bütün bir milletin fahişeleştiği, kendini Avrupa’ya, gâvura, emperyalizme, irticaya peşkeş çektiği anı anında tespit edebiliyor. Müsaade edin de tek bir kadının fahişeleştiği anı tespit edebilsinler.
Kocalar da karılarına tecavüz ediyordu. İstedik ki onlar da bu büyük fırsattan, bu büyük indirimden yararlansın. Nasılsa kadınların başı açıktı ve tahayyül edemeyecekleri kadar özgürdüler. Halbuki erkeğin özgürlüğü fötr şapkayla geçiştirilmişti. Arzu ettik ki bu mazlum erkekler, hiç olmazsa evlerinde adaletten nasiplerini alsınlar. Karılarına ara sıra indirimli tecavüz etsinler. Bu atılım fahişeliğe yepyeni bir ışık tuttu. Dışarıda kuyruk sallayan kadın fahişedir, evinde ise, sallamayan. Yanlış anlamayın, ikincisi kaypaklık anlamında fahişelik. Antlaşmaya uymamak anlamında. Bilirsiniz kültürümüzde böyle bir deyim vardır.
Biz laikiz, bu yüzden referansımız geleneklerimizdir. Kuran değil. Çok büyük bir fark. Geleneklerimiz olmasa Batı’dan ne farkımız kalır? Bir bakmışsınız hem laik hem demokrat olmuşuz. Bacaklarımızı açıp Batı’ya teslim olmuşuz.
Bu arada mükemmel bir laik kadın nesli yarattık. Kadınlarımız çok prezantabldılar. Hiçbir şeye karışmadan her yerde arzı endam edebiliyorlardı. Kendilerinin klonu kız çocukları yetiştirebiliyorlardı. Nadiren bakire değilseler, diktirebiliyorlardı. Fahişelikle iffet arasındaki ince çizgide bir ip cambazı gibi yürüyebiliyorlardı.
İşte böyle sevgili Pippa. Sen kadını felaketten kurtaran laik bir cumhuriyette yetişmedin.
Bu inceliği öğrenemedin.
Ama müjde, sana tecavüz edene indirim yok. Biz sana tecavüz ederken, Avrupa da bize tecavüz etti. Kültür farkı, laiklik falan dinlemedi, demokrasi adına Türk’e uygun laik indirimlerimizi elimizden aldı.
Senin katilin, işte bu yüzden, seni öldürdükten sonra bir kahvede AB’ye nispet yapıyordu.
Biz laik bir cumhuriyette yaşıyoruz, Pippa. Kadınlarımız o kadar mutlu ki, demokrasiye ihtiyaçları yok.
“Demokrasiye giden yolda mutlaka ama mutlaka irticaya otostop yapmak zorunda kalırsın.”
Laik kadınlarımıza biz bunu ezberlettik.
İyice bellettik. Artık rahatız.
Sen de bizim gibi rahat uyu, Pippa.”

Resim: 8 Mart Gelini.

5 comments April 18th, 2008

Düğümler çözülüyor

Paralel blogumuz dugumkume.org‘da Burak Arıkan bu akşam Mimar Sinan Beşiktaş Kampüsü’nde gerçekleşecek tartışma için aşağıdaki haberi girmiş. Güncel sanatla ilgilenen İstanbul sakinlerinin kaçırmaması gereken bir etkinlik olacak gibi görünüyor.

“Türkiye’de toplum şok üstüne şok üstüne şok yaşarken neden yeni medya mı işlemsel sanat mı diye uzaydan gelmiş gibi duran bir konuya eğiliyoruz? Neden yeni medya deyince web2.0 dalgasından, Photoshop tekniklerinden, video sanatından bahsetmiyor da ağlı bağlı hayattan, merkezden-kitleye iletişimden, sosyal ağ hortumlamasından, kitlesel ifade özgürlüğü engellemesinden, DNS ayarlarından, temsilsiz demokrasiden, dağıtık iktidardan, medya arkeolojisinden bahsediyoruz. Neden işlemsel kelimesini İTÜ Bilgisayar Fakültesi’ndeki Mikro İşlemciler dersinde kullanıldığı gibi veya Bir Kelime Bir İşlem yarışmasındaki gibi değil de sanat kelimesinin önünde işlemsel sanat diye kullanıp diziyoruz elektronik sivil itaatsizlik, protokollü toplumsal denetim, kitleden-kitleye mesajlaşma, bilgi görselleştirmesi, manevi emek sömürüsü, diyagramlar, tarifeler, tersine stratejiler, ağların savaşı?

Ali Miharbi, Ahmet Atıf Akın, Orton Akıncı ile bu perşembe günü (17 Nisan) Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi‘nde konuşacaklarımızı bir iki hafta öncesinden emaillerde tartışmaya başladık. Malum Türkiye’de icat edilmemiş kavramları kullanıyoruz sık sık. Tartıştığımız konuları Türkçe ifade etmek istedğimizden terimlere ve Türkçe’lerine bir süre takıldık, ama sonra bir şekilde içinden çıkabildik.

Uğraştığımız sanat hem yeni nesil teknolojiler hem baki toplumsal olgular üzerinden. Hem Türkiye’de yaşanan şokları konu alıyoruz hem Kaliforniya’da icat edilen yeni teknolojilerin toplumsal etkilerini. Kullandığımız teknikler hem bilgisayar programlaması, hem yemek tarifesi, hem diyagram çizme, hem arkeolojik araştırma olabiliyor. Bu konuşmada herkes kendi işlerinden bir kaç parça sunacak ve sonrasında bu bahsettiğimiz konular çerçevesinde tartışıcaz.

İstanbul’daysanız konuşmaya bekleriz. Tartışmalar dizisi bittiğinde kitap olarak da yayınlanacak. Böyle konuların klasik bir kitaba girecek olması kadar önemli olan diğer şey de internet’ten katılım. Bu yazıya yorum yazın, sorularınızı veya tartışılmasını istediğiniz alakalı konuları önerin tartışmaya alalım. Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi’ni Azra Tüzünoğlu hazırlıyor, burdan el sallıyoruz, teşekkürler Azra! Olayın anonsu şöyle:

Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi-8
“Yeni Nesil Medya ve İşlemsel Sanat”
Konuşmacılar
Burak Arıkan + Ali Miharbi + Ahmet Atıf Akın(a.k.a pagan@xurban) + Orton Akıncı

Tarih 17 Nisan 2008 Perşembe
Saat 18:30
Yer Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Beşiktaş Yerleşkesi 208 no’lu derslik

Her bir konuşmacının kendi deneyimleri üzerinden işlemsel sanat ve İnternet teknolojileriyle birlikte çeşitlenip, sürekli yenilenen yeni medya sanatı konularını açımlamayı hedefledikleri konuşmanın ana ekseninde; dağıtık iktidar, kimliksizleşme ve anonimleşme, taktiksel medya, teknoloji ve kontrol, elektronik sivil itaatsizlik, İnternet üzerinden eleştiri&tersine çevirme stratejileri, Türkiye’deki devlet kontrolü ve İnternet protokolleri ilişkisi gibi meseleler tartışılacak. Yeni medya ve galeri mekanı ilişkisi, medya festivalleri, yeni medya kurum ve gösterim alanları da tartışma içeriğinde yer alacak konular arasında.

* Posterdeki görsel Per Wizén tarafından yapılmıştır.

Add comment April 17th, 2008

Etrafta müzik beslemesi: John Goo - Rok a Mall

john goo

Etrafta dostu John Goo yeni podcastiyle tekrar aramızda. Bu sefer daha önceki setlerine oranla daha sert bir rock soundunu benimsemiş. İçinde uzun zamandır eksikliğini hissetiğimiz Primus’dan AC/DC’ye uzanan bir tayf barındıran bu yayını aşağıdaki linkten direkman indiriniz.

John Goo - Rok a Mall(bu link şu anda maalesef çalışmıyor en kısa zamanda çözmeye uğraşıyoruz)

Bu çalışmada yer bulan bazı sanatçılar:
Blood on the Wall
The Raveonettes
Two Lone Swordsmen
Magik Markers
The Duke Spirit
Colour Revolt
Cobra Collective
Gildon Works
Electrelane
Primus
Blood Red Shoes
AC/DC
Vicarious Bliss
We Are Wolves
The Big Sleep
These New Puritans
Holy Fuck

2 comments April 15th, 2008

Bir alternatif daha var o da ölmek mi dersin?


Add comment April 15th, 2008

Kadın: Hiroşima’da hiç güneş doğmaz mı? Erkek: Hiroşima’da hiç güneş doğmaz.

“Taekwondoda Siyah kuşak sporcuların aklında tutması gereken önemli ipuçları:

Siyah kuşak olmanın anlamı
Her taekwondo sporcusunun amacı siyah kuşak olabilmektir. Çünkü taekwondoda siyah kuşak olabilmek çok özel bir konumdur.Ancak taekwondoya başlayan ortalama 100 öğrenciden sadece biri siyak kuşak derecesine ulaşabilmektedir.Çünkü bu gayret ve efor isteyen ve insanın kendisini bu yola adamasına bağlı bir durumdur.Bir çok tekniğin öğrenilmesi ve binlerce kez tekrarının sabırla çalışılmasını gerektirir. Fiziksel ve ruhsal açıdan mükemmel bir güçlülük hali ve üstün savunma yetenekleri ister.Bununda dışında siyah kuşak olabilmenin güçlü tekme veya yumruklardan daha önemli olan gerekleri vardır.Taekwondoda siyah kuşak sporculara attıkları güçlü tekme veya yumruklara göre değer verilmez.

Siyah kuşak demek,Mükemmelliğin simgesidir.Alçakgönüllülüğün, yardım severliğin, başkalarının şeref ve namusuna saygının, doğruluğun, dürüstlüğün, iyiliğin, hoşgörünün, çalışkanlığın, liderliğin, sevgi ve muhabbet duygularının ifadesidir.Sporcusuna siyah kuşak takan bir eğitmen topluma -” Bakın ben böyle bir şahsiyet yetiştirdim ve hizmetinize verdim ” demektedir.
Siyah kuşak; sporcu, eğitmen ve toplum arasında bu idealler için bir sözleşme , bir akit, veya bir senettir.Siyah kuşak sporcu sıradan insanların her zaman imrenerek baktığı ve taklit etmeye çalıştıkları insan tipi demektir.

Siyah kuşak takan sporcuda muhakkak surette sorumluluk duygusundan ileri gelen güçlü bir onur, şeref ve namus duygusu vardır.Siyah kuşak giydiğiniz anda bu çalıştırıcınızın, okulunuzun, sanatınızım, daha önemlisi kendinizin tüm iyi davranışlarınızı üzerine bina edilmiş olan “itibarı”nı ortaya korsunuz. Bir belde veya kasabada siyah kuşak derecesine ulaşmış bir sporcunun toplum dışı bir davranış sergilemesi demek o ilçedeki taekwondo antrenörü veya eğitmeninin meslek hayatının sonu olacak kadar yerin dibine girmesi demektir.Bir kurumda nasıl bir yolsuzluk olduğunda ,amir veya müdür konumundaki kişi istifa ediyor ise bu eğitmende taekwondo eğitimi vermeyi bırakmalıdır.Bu Kore’de ve Uzak Doğu’da böyle olduğu gibi ülkemizde de böyledir.

Kişilik Olarak Siyah kuşak bir sporcu kimdir:
Salonda eğitmenden sonra gelen bir yardımcı asistandır.
Diğer alt kuşak ve minik sporcularının davranışlarını taklit ettiği bir liderdir.
Her zaman %100 doğruyu , en iyi şekilde yapan mükemmel kapasitede bir sporcudur.
Minik sporculara yardım eden ve onların dertleri ile ilgilenen bir ağabeydir.
Salonun bakımından ve temizliğinden ve yönetiminden sorumlu bir müstahdemdir.
Diğer minik sporcuların sakatlanmalarında ilk yardıma koşan bir sağlık teknisyenidir.
Müsabakalarında minik sporcular için bir yardımcı partner, yenilgi ve bozgunlarında ruhi yıkımlarını geri getiren bir psikologdur.
Doğal afetlerde Dojankdaki herkese yardım edebilecek kapasitede bir ilk yardım personelidir.(yangın, deprem vs)
Kısacası siyah kuşak bir sporcu hizmetkarlıktan- liderliğe kadar tüm meziyetlere sahip örnek bir şahsiyettir.

Siyah kuşak bir sporculara birkaç tavsiye:
Siyah kuşak bir sporcu gençlik dönemini atmış ergenliği tamamlamış ve toplumsal problemlerle yavaş yavaş karşılaşmaya başlamıştır. Eğitim, iş, askerlik , duygusal ilişkiler gibi konular spor yaşantısına karışmaya ve çalışmalarını etkilemeye başlar.Bu nedenle siyah kuşak sporcu için öneli olan antrenmandan önce artık günlük yaşantısı ile taekwondo çalışması arasındaki uyumu sağlayabilmektir.
Bu yaşlarda müsabık sporcumu olacaksınız veya geleneksel manada taekwondomu çalışacaksınız bunun kararını vermeniz gerekir.
Müsabık olmak istiyorsanız Taekwondo çalışmasını ihtisaslaştırmalı ve karakterinize göre bir çalışma metoduna yoğunlaşmalısınız.Misal: İyi bir kyorigi müsabık olamaz iseniz, pomseye odaklanmalı iyi bir pomsee müsabıkı olmalı, çalışmalarınızda bu yöne daha çok ağırlık vermelisiniz. Dövüş müsabıkı olacaksanız bu yönde daha çok pratik yapmalısınız.Bu neden böyledir.Çünkü çalışma ortam ve vaktiniz artık çocukluktaki gibi sadece taekwondo olmayacaktır.
Sadece taekwondo antrenörleri zamanlarının tamamını taekwondoya ayırtırlar .Çünkü hayatlarının idamesi için bundan para kazanırlar.Herkes taekwondo antrenörü değildir. Sizin Eğitim veya İş probleminiz olacaktır.Bu nedenle hayatınızın diğer işleri ile taekwondoyu uyumlu götürmeyi öğrenmelisiniz.Bu uyum ve zaman taksimini baştan yapmazsanız , taekwondo size hayat mücadelesinde yük olmaya başlar , kolaylıkla terk eder ve yeteneklerinizi kaybedersiniz.Taekwondodan uzaklaşmalar ve terk etmeler genelde siyah kuşak seviyesi sporcularda başlar.Tam mükemmellik çağlarında taekwondodan uzaklaşma sebebi hayat şartlarıdır.
Bu nedenle taekwondo çalışmanıza hayat şartları gereği belki daha az zaman ayırtacaksınız. Bu nedenle daha verimli çalışmak için taekwondonun karakterinize uygun olan parçasını seçmeniz ve ona daha çok çalışmanız gerekir.

Eğitim, sizin taekwondo yapmanız için şarttır.Lise ve ardından üniversite eğitimi spor yaşantınızın devamını sağlar.Eğer eğitim olmazsa askerlik ve iş bulma durumu müsabık sporcu yönünüzü ortadan kaldırır. Bu nedenle eğitiminize önem vermeli ve çok çalışmalısınız.”

Resim:The New Shelton Wet/Dry, dünyanın en zeki, çevik ve ahlaklı bloglarından biri.

Add comment April 13th, 2008

Ay çook şekeeeeer



Bomb the Bass Feat Fujiya & Miyagi : Butterfingers
by ecureuilvolant

. Arcibi‘de görüldü.

Add comment April 13th, 2008

Webde dip taraması: Motörhead

motörhead

Add comment April 11th, 2008

P2P Art

1968 doğumlu İsveçli sanatçı Anders Weberg‘in P2P Art konsepti, P2P (Peer 2 Peer) Network’leri için üretilmiş ve sadece orada var olan sanat eserleri üzerinden geçiciliğin estetiğini sorguluyor. Orjinal eser bir kullanıcı onu tamamen indirene kadar paylaşılıyor, daha sonra eser sadece kullanıcılar onu paylaştığı sürece var oluyor çünkü sanatçı, orjinal dosyayı ve onu oluşturduğu materyalleri yok ediyor. Torrent kullanarak paylaştığı video işlerinin asıl amacını tarih boyunca sanata değer kazandıran biriciklik nosyonunun yokedilmesi üzerine kuran

Weberg, “kıymetli” ilk versiyonu yok ederek ortada sadece kopyaları bırakıyor. Gerçi Walter Benjamin‘in daha 1936 yılında seminal makalesi “The Work of Art in the Age of Mechanical Production” aracılığıyla söylediği üzere, sanatın 20.yy’a kadar taşıdığı “biriciklik” değer yargısı teknik anlamda yok olmuş durumda olsa bile hala müzelerin, galerilerin ve sanat marketinin buna değer verdiğini görmekteyiz. Önemli olan fikir mi? yoksa nesnenin kendisi mi? Uç bir örnek olacak ama Rembrandt’ın resimlerinin kendilerine sahip olmaktansa, scan edilmiş, içindeki nesneler search edilebilir hale getirilmiş, digital kopyalarını tercih edebilirim belki. Hem nereye koyucam ki o resimleri..

8 comments April 10th, 2008

Tasarım ölmüş

starck

Philippe Starck Die Zeit’a verdiği son röportajında “tasarımcı olduğundan utandığını, tasarladığı herşeyin gereksiz olduğunu, 2 yıl içinde bu işi bırakacağını, kendini ifade etmek için daha iyi bir yöntem bulacağını ve tasarımın bunun için çok kötü bir seçim olduğunu söylemiş.” Şimdi Philippe Starck’a zaman içinde 0 kredi vermiş biri olarak, kredi notunu biraz yükselttiğimi söylemek isterim. Bok bulsa tasarlayan Starck bu arada herhalde Zen’le ilgili bir kitap veya Baudrillard‘ın gadget’ların sahteliği üzerine yazdığı metinlerden birini okumuş olsa gerek. Kapitalist düzenin ürettiği en büyük safsatalardan biri olan ama tabiki birçoğumuzun ağzının sularını akıtan çeşitli tasarım nesnelerinin modern insan için bir illet olduğunu düşünmemek elde değil. Hadi bizim çok paramız yok da, dünyada nesne bağımlısı olmuş sürüyle insan var. Hele sadece tasarımcısı şu veya bu (Ör: Starck) olduğu için enflasyona uğrayan nesneler tam da moda veya magazin sektörü gibi tam bir obsesif kompulsif kişilik bozukluğu izlenimi veriyor. Neyse Starck’a Mocoloco‘da cevaben şöyle denmiş, “Tüketmeye devam edeceğimizi biliyorsunuz”. Bitmeyecek değil mi?

Add comment April 10th, 2008

Elvis binayı terk etti

ELVIS

Dara Kılıçoğlu ve Çağlar Kanzık’ın çok eğlenceli ve ironik sanat çalışması “ELVIS” bu sıralar Tershane civarında devam etmekte olan “Kutukafalar” sergisinde görülebiliyor. Aşağıda ELVIS mevzusu derin derin işleniyor:

“ELVIS, toplumsal denetim sistemine tekno-kültürel zemin üzerinden
politik eleştiri getirmektedir. Süper güç Amerika’nın pop yıldızı Elvis Presley’den ismini alan caydırıcı güvenlik kamerası, içi koyu füme renkli aynalar ile kaplanmış ahşap bir kutu içersine
yerleştirilmiştir. Aynalar ile sağlanan karmaşık perspektif sayesinde güvenlik amaçlı objeyi farklı açılardan görme ve inceleme imkanı sağlar. Izleyici kayıt etme özelliği bulunmayan
güvenlik kamerası ile karşı karşıya getirilir; ulusal-devletten
demokratik-devlete geçiş sürecindeki ülkenin gerçek kukla-aktorü ile tanışır.
Türkiye geçtiğimiz senelerde, dünyadaki çeşitli ekonomik, teknolojik ve kültürel ağlara dahil olabilmek adına adımlar attı. Bunlardan kamuoyuna sıkça yansıyanları AB ağına üyeliği ve olası üyeliğin kültürel ve ekonomik uyum süreçleri ile ilgili olanlarıydı. Türkiye kendini AB protokollerine hızlıca adapte etmeye
zorlandı.
Yapılacak işler listesi uzayan Türkiye bu standartlarını tutturabilmek
adına daha fazla toplumsal denetime ihtiyaç duymaya başladı. Bir anda yeni uygulamaların ve denetimlerin ülkesi oluverdi. Güvenliği artırılmış yeni pasaportları, açıktan et satışını yasaklayan düzenlemeler, otoyollara kukla polis arabaları koyulması, TC kimlik numarası ve buna benzer uygulamalar
ile ülke standartlarını yükselttiği imajini verdi. Peki geçiş sürecindeki Türkiye bu toplumsal denetimleri ne zaman ve nasıl gerçekleştirdi?
Köklü, hiyerarşik ve merkezden kitleye toplumsal denetim geleneğinden gelen ve bundan sıyrılmaya çalışan Türkiye’nin Youtube’a erişimi defalarca engellemesi aslında bu konudaki tecrübesizliğinin ve bilinçsizliğinin bir göstergesi midir? Çözümü disiplin geleneğinden kalma usüller ile çözme yoluna gitmesi ise ayrıca düşündürücüdür. Türkiye açıkca ağlı sistemlerde toplumsal
denetim sıkıntısı çektiğini internet sitelerine erişim engelleyerek
tüm dünyaya gösterdi. Belki de bu durum henüz geçiş sürecindeki
bir ülkenin doğal sürecine işaret etmektedir.
Başkent Ankara sokaklarında dolaşırken tesadüfen karşılaşılan, ‘bulunmuş-nesne’ ELVIS, denetim-yetersiz bir ülkenin kukla-güvenlik kamerası olarak karşımıza çıkıyor. ELVIS kayıt etmemesi
ama caydırması, enerji tüketmemesi ama fark edilmediği sürece de hiçbir fonksiyonunun olmaması gibi özellikleri ile geçiş sürecindeki Türkiye’nin karmaşık ve zor durumuna odaklanıyor. Disipline dayalı hiyerarşik kontrol sistemi ve yeni dünya protokolleri ile arasındaki işleyiş farklılıklarına dikkat çekiyor.
ELVIS kabul edilmeyi umduğu ağın göremeyen, halihazırda dahil olduğu ağın ise mutsuz bir üyesi.”

Add comment April 9th, 2008

Site kapattıracak haberler serisi 1

Bugün Elit Milli Msn’den gönderdi, daha doğrusu, bir alıntı gönderdi ben de Google’a yazınca bunu bulduğum sayfaya geldim. Wikipedia’nın satirik absurd bir versiyonu Uncyclopedia, Memleketimize de sağlam geçiriyor. Ama İngilizlere daha da fazla geçirmişler, kıskandım diyebilirim. Şu ya da bu sebepten erişim hakkı engellenmeden önce buradan bakınız

2 comments April 9th, 2008

Previous Posts