İki haberden hangisini seçeyim derken, bu sefer Etrafta’nın tarzına uygun olarak tasarimla ilgili olani buraya yazdım. Poolga, “Iphone” ve “Ipod Touch” için çeşitli ekran resimleri sunan bir topluluk. Özelliğiyse tasarımcıların sadece davetle seçilmesi. Zaten genel kalitesini gördügünüzde anlayacaksınız. Gerek sunum biçimi, gerekse işler çok başarılı. Site “del.icio.us” üzerinde kısa sürede 1000 defanın üzerinde işaretlenerek popüleritesini ispat etmiş. Neden bu tip fikirler hiç bizlerin aklına gelmiyor?
Çağdaş bağımsız Türk müzik çevresi diyebileceğimiz bir avuç insan ve grup (Replikas, Nekropsi, 2/5BZ vs) arasında belki de en ilginç karakterlerden biri Klaustro -ki eski Replikas klavyecisi (Q klavye) de olan bu şahıs aynı zamanda mahallemizin Serge Gainsburg’udur-, 2002-2004 arası çalışmalarını “K” adı altında 6 parçalık kısa bir albümde toplamış. Parçalar minimal, klostrofobik ve çok iyi produce edilmiş. Monolake, Mokira, veya SND benzeri soundlardan hoşlananlar için nefis bir yeni keşif olabilir.
Zor müzik sevmenin faydasını gördüren bir albüm. Klaustro’ya şuradan ve buradan ulaşan ulaşıyor. Süper albüm tasarımı da ayrıca Klasör’e ait, Klasör de Klaustro işte anlayan zaten ses benzeşmesinden anlamıştır.
Yukarıdaki dünya haritaları, global medya kanallarının yayımladığı haber sayısının, o haberin ilgili olduğu ülkenin dünya üzerindeki büyüklüğüne etki etmiş halini gösteriyor. Örneğin en üstteki harita muhafazakar İngiliz gazetesi The Daily Mail’e ait dolayısıyla İngiltere haritada dev bir şekil almış, onu Fransa, eski İngiliz kolonisi Avustralya ve tabii ki Irak izliyor. Komünist Fransız gazetesi L’Humanité ise 3. Dünya ülkelerine ağırlık verirken Amerika, Çin ve Rusya’nın cücük gibi kaldığı gözden kaçmıyor. Esasında haritaların çoğuna baktığınızda -elbette kaynakların çoğunun Amerika dışından seçilmesinin etkisi yadsınamaz ama- bu devlerden haberlerin çok rağbet görmediğini okuyabiliyoruz.
Street Anatomy tıp, sanat ve tasarım gibi ilginç bir çerçeve içerisinde yayın yapan bir blog. Bu üçgene karşı duyduğum merakla göz attığım sitede, sokaklarda insan anatomisinin resmedildiği duvar resimlerine dair bir haber gördüm. Paylaşıyorum.
New Shelton‘da gördüm onlar da Wieden+Kennedy blogunda görmüşler. Normalde burada reklam üzerinden bir imaj paylaşmıyoruz ama günlük hayatta elimden geçen her ilanla bu minvalde diyaloglar kurduğum için aidiyet ve samimiyet hissettim.
Cumartesi bir arkadaşın evinde düzenlenen mikro Bora Akıncıtürk sergisini gezdik. Bence Akıncıtürk, eklektik tarzıyla modern resim sanatı ile çağdaş ilustrasyonun tam orta noktasında duruyor. En çok dikkatimi çeken mevzu ise Akıncıtürk’ün çoğu işte farklı modern ustaların tadlarından ve tarzlarından örneklemeler yapmış olması. Bu bana özellikle güncel bir tavır gibi geldi. Sampling ve mashup çağının ruhunu yakalayan bir yaklaşım denebilir.
Bora Akıncıtürk’ün sitesi de burada.
“…bir muz cumhuriyetinin belirleyici özellikleri gelir dağılımında adaletsizlik, zayıf altyapı, yetersiz eğitim ve sağlık harcamaları, yabancı sermayeye bağımlı ekonomi, değer kaybeden para birimi ve sık gerçekleşen askeri darbeler olarak sıralanabilir…” (wikipedia)
Berat Çokal’ın Facebook sayfasında gördüm, izin almaksızın kullanıyorum.
14 Mart 2008 tarihli Radikal Gazetesinden yorumsuz aktarıyoruz:
“İSTANBUL - Okullarda uyuşturucuya savaş açan İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ata Özer, müdürlüğü ‘laboratuvar’a çevirerek ‘arı deneyi’ başlattı. Ata Özer’in projesi kapsamında arılar iki aydır çeşitli uyuşturucu maddelerle besleniyor. ‘Zihni Sinir’ projelerini andıran deney sonunda arıların ava çıkarak, üzerinde uyuşturucu olanlara konması bekleniyor! Deneyde henüz ölen arı yok ancak denek insanların başına neler geleceği meçhul!
Özer, kentte yaptığı eğitim çalışmalarını anlatmak için dün gazetecilerle bir araya geldi. Ancak toplantıya Özer’in ‘arı projesi’ damgasını vurdu. Okullarda spor ve kültürel etkinlikleri teşvik ederek öğrencileri kötü alışkanlıklardan uzaklaştırmaya çalışan Özer, bu kez farklı bir yöntem için kolları sıvamıştı. Özer, arılar üzerinde deney yaptığını, bu sayede kişinin üzerinde uyuşturucu olup olmadığının anlaşılacağını anlattı.
Ancak gazeteciler için projeyi anlamak pek de kolay olmadı. Zira Özer, henüz kesinlik kazandırmadığını söylediği projesi hakkında başlangıçta ser verip sır vermedi. Gazetecilerin ısrarı üzerine bazı ipuçlarını açıklayan Özer, İl Milli Eğitim bünyesinde oluşturulan komisyonun iki buçuk aydır yaklaşık 100 arıyla bu deney üzerinde çalıştığını söyledi.
Çalışmalarından olumlu sonuç alırsa bilim adamlarıyla paylaşacağını ve uygulama ihtimalinin sorulacağını da belirten Özer, arı projesini şöyle anlattı:
“Arılar çeşitli uyuşturucu maddelerle besleniyor. Farklı farklı uyuşturucular veriliyor. İki buçuk aydan beri hiç ölen arı olmadı. Neden arıları seçtik? Çünkü arı insanın üzerine konmayan, dolaşmayan tek hayvan. Sokup kaçıyor. Arıları uyuşturucuyla besledikten sonra üzerimize koyacağız. Uyuşturucu olan kişinin üzerine gidip gitmeyeceğine bakılacak.”
Uzmanlığı din dersi
Ancak din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olan Özer’in projesi akıllara ‘deneyi kimlerin yaptığı, bunun için izin alınıp alınmadığı ve hangi bilimsel ölçütlere göre yürütüldüğü’ gibi sorular getirdi.
‘Ya kişinin arı alerjisi varsa…’
Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Verimli, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ‘arı projesi’ni şaşkınlıkla karşıladı:
“Bu iş doğrudan biyokimyacıların, tıp dünyasından ilgili branşların işi. Milli Eğitim Müdürlüğü’nün görevi değil ki. Arılarla ilgili spekülasyonlar dışında kullanılabilir bir yöntem görmedim. Eğer bu deney ilgili kişiler tarafından yapılmıyorsa buna gülerim.
Uyuşturucu madde kanda, idrarda çıkar. Polisler de uyuşturucuyu bulmak için köpekler gibi bazı hayvanları kullanabiliyor. Bunun dışında bir şey düşünemiyorum. Arıdan korkan varsa, arı sokarsa ne olacak? Kişinin arı alerjisi olursa ne olacak? Biri benim üstüme arı salarsa ve ben bundan korkarsam ne olacak? Bu işin çok ciddi olduğunu sanmıyorum.”
İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahsin Yeşildere de hayvanlarda deney için izin alınması gerektiğini hatırlattı:
“Hayvanlar üzerinde deney yapılırken, deneysel hayvanlarla araştırma yapan üniversitelerin etik kurullarından izin almak gerekir. Ancak etik kurul onay verdikten sonra bu araştırma, bilim adamları tarafından yapılır. Herkes böyle bir araştırma yapamaz. Hayvanları Koruma Yasası’na göre de hayvanlar üzerinde izinsiz araştırma yapılamaz. Eğer araştırma izinsiz yapılıyorsa bu kişiler hakkında yasal soruşturma bile açılabilir.”
“Bir kişi, bir sabah uyandiğinda Etrafta’da ilgisini çeken hiç bir şey bulamayabilir.” Bunun nedeni internetin ne menem birşey olduğunu sittin senedir anlayamamış cahil ve işgüzar basın savcılarının aslında bir içerik sağlayıcı bile olmayan, sadece dağıtım kanalı vazifesi gören Youtube’u inatla toptan kapatıp, muhtemelen bize karşı yapılmış bir ayıbı, tüm Türkiye’yi cezalandırarak telafi etmeye çalışmasıdır.
Bu Bülent Ersoy Popstar Alaturka’da milli bütünlük ve zilliyete laf ettiği için Çamlıca’daki vericileri jandarmaya söktürmek gibi birşeydir. Bu bizi dostun düşmanın diline sakız edecek, gavurun eline oyuncak verecek şık bir milli rezilliktir. Bu bizim gibi sinek yapıyor diye asırlık incir ağacını zevkle kestiren bir millete yakışan bir kepazeliktir, bize müstehaktır.
Kardeş blog düğümküme‘de konuyla alakalı daha derin bir yazıya ulaşabilirsiniz.
Kerem Aksoy - İstikal Caddesi Saha Kaydı, 17 Aralık 2007 / 03:47
İstiklal Caddesi’nde yürümenin en zevkli tarafı sürekli değişen bir ses pasajının içinden geçiyor olmak. Güzel insan Kerem Aksoy 17 Aralık 2007′de caddeyi bir baştan diğerine yürüyerek yaptığı kaydın bir bölümünü bizimle paylaştı. Mutlaka kulaklıkla dinlenmeli.
Fotoğraftaki kadın Bağdat dışında bulunan Abu Gharib Hapishanesi'ndeki işkence görüntülerinin ardından akrabalarını görmek için hapishane duvarının önünde bekleyen yüzlerce Iraklı'dan bir tanesi.
Human Cost batılı medyanın bize sunduğu ve esas olarak askeri kayıplara endeksli olan savaş haberlerinden farklı olarak Irakta’ki savaşın Iraklılar için bedellerini esas alan haberlerin, araştırmaların ve röportajların derlendiği bir site. MIT’den John Tirman’ın yönetiminde bir araya gelen bu bilgi, savaşın gerçekte neye benzediği konusunda tarafsız bir bakışa sahip olmak isteyen herkes için ziyaret edilmesi gereken bir yer.
Yukarıda gördüğünüz film günde 70.000, ayda yaklaşık 2 Milyon izleyenle internet tarihinin en çok izlenen belgeseli. Yapımı Peter Joseph tarafından gerçekleştirilen Zeitgeist, bir yıllık bir araştırmanın ürünü. Film aynı zamanda 15 Mart tarihinde dünya çapında filmin genel içeriğiyle paralel bir eylem çağrısının da temelini oluşturmakta. Türkiye’den bu çağrıya Bogazici Üniversitesi ve Beyoğlu’ndan Atlas Axis ile Nefes Cafe cevap vermiş durumda. (Tüm eylemlerin listesi) Çağrı büyük küçük demeden filmin kapsamına dair eğitim niteliği taşıyan her çeşit etkniliğe açık.
Film din, para, ve korku üçgeni içerisinde kıstırılan toplumların nasıl yönlendirildiğini ve büyük planın tekno-totaliter bir Dünya Devleti kurmak olduğunu kanıtlarıyla ileri sürüyor. İki saat süren ve farklı zamanlarda farklı kişiliklerin konuşma kayıtlarının iskeleti oluşturduğu bir kurgu üzerinde yürüyen Zietgeist’de artık koplo teorisi sınıfından çıkmış ve herkesce doğru kabul edilen 11 Eylül Saldırılarının bizzat Amerika tarafından düzenlendiğini, kredi sistemi, merkez bankası ve Federal Reserve tarafından nasıl köle bir toplum yaratıldığını, savaş ekonomisini anlatıyor.
Bu ve benzeri filmlere karşı hislerim karışık. Sanki anti-propaganda malzemesiymiş gibi geliyor. Korku siyasetine karşı bir anti-korku öne sürülüyor gibi geliyor. Kısaca içime sinmeyen bir yanı var, ama ne? Aranızda 2 saatlik bu filmi izleyecek birisi varsa konuyla ilgili yorumlarını duymayı merakla bekliyorum
En sevdiğim webcomic “xkcd”de bunu gördüm, çok güldüm ama bence portakala büyük haksızlık yapılmış. Soğuk bi portakalı daha soyarken lavaboda sularını akıta akıta götürmek kadar büyük bir zevk düşünemiyorum.
Yasemin gönderdi. Geçen yüzyılın mühim savaşlarını muharip ülkelerin geleneksel yemekleri üstünden anlatan çok temiz ve eğlenceli bir animasyon. Beraber izlediğimiz birinin deyimiyle: “Zihin açıcı”.
baris manco - kayalarin oglu
ersen - ne sevdigin belli ne sevmedigin
baris manco - kol basti (baris k edit)
nur yoldas - nedir yarabbi derdim (baris k.ut)
senay - doymadim
osman ismen orkestrasi - disko madimak (baris k edit)
derdiyoklar - salinda yuru (baris k edit)
baris manco - aheste (baris k edit)
ajda pekkan - ask oyun degil
osman ismen orkestrasi - azize diskoda (baris k edit)
senay - sev kardesim
urfali babi - disko kebap (baris k edit)
gokcen kaynatan - evren (baris k edit)
sezen aksu - bu gece (baris k edit)
senay - kent yasami
derdiyoklar - veren olmaz bizim elin tadini (baris k edit)
3 hurel - canim kurban
orhan gencebay - hayat kavgasi