Az önce Özgür Öğret’in sinirli sinirili yazılar yazdığı dönemden (sene 2000) bu güne ulaşabilmiş iki paragrafı bilgisayarımın derinliklerinden çekip çıkarttım. Vakit kaybetmeden sizinle paylaşıyorum.
Gece hayatı parantezi dahilinde dahil olunan ortamlardan çıkarken sessiz ve sakinimdir. Kimseye bir şey söylemem, dipten ve derinden ve de kıyıdan, hatta bucaktan çıkarım. Çünkü gidiyorsam gidiyorumdur, büyütmeyin, abartmayın, merasim kıtasına gerek yok, bando kalsın, başbakan ve devlet erkanına siz saygılarımı iletirsiniz nasıl olsa. Sevmiyorum o asker uğurlar gibi bir kortej sarhoşla şapır şupur öpüşme, sevgi gösterisi kamuflajında iteklenip mıncıkanma, hatta kütürdetilme geleneğini. Maalesef yarın ya da en geç haftaya gene buradayım sevgili izleyenler. Aslında birbirimize o kadar da hasret değiliz farkındaysanız. Bunlar yetmezmiş gibi bir de mekanın çıkış vizesi kontrolörleri var. Olmaz olası lakin olmadan da olmayan “Niye gidiyorsun abi, aaaaa! olmadı şimdi”ci tayfası.
Niye gidiyormuşum… Sıkıldım gidiyorum ulan size ne!? Kollektif bir tatta eğlence istemiyorum belki. Arkandaki kıza aşık oldum, içmeye gidiyorum. Barmene gıcık oldum dayak yememek için gidiyorum. Kediyi sulayıp çiçeklerin kumunu değiştirmeye gidiyorum. En önde gidiyorum, trampet calıyorum, görev verilirse flamayı da taşırım; görev çıkmış mı ona bakmaya gidiyorum. Eski sevgililerime ne hıyar beraberlikler yaşadığımızı anlatmaya gidiyorum. Gidiyorum çünkü yenilerine anlatamam tadı kaçıyor. Ancak benim çözebileceğim bir dava varmış, şefi kırmamak için gidiyorum. Gidilebilecek daha neresi kalmış merak ettim; tee ebesinin a..’na gidiyorum. Haketmek için kurulacak insanlığa zarar diyaloglara tahammülüm yok, direk Rus, Romen bulmaya gidiyorum. Burada içki çok pahalı, evde küvette votka damıttım, içinde boğulup efsane olmaya gidiyorum. Hepinizden sıkılmdım! “Devren çevre” ilanı vermeye gidiyorum. Çok mutluyum, mutluluğum burada tehlikede olduğundan gidiyorum.
İşte bunları söylememek için kimseye belli etmiyorum gittiğimi, belki gerçekten giderim diye…
SPENCER SUSSER, Mark Romanek, Roman Coppola, Peter Care and David LaChapelle gibi yönetmenlerin kurgularını yaparak adım attığı film dünyasında bu gün parlak yönetmenlerden biri olarak kabul ediliyor. Yukarıda son kısa filmini izleyebilirsiniz.
VHS ve DVD formatları arasındaki ruh farkını mizahi bir dille anlatan bu küçük filmi dilerseniz hep beraber izleyelim.
Bu videoyu Oğuz Akın kendisi koymak yerine göndermeyi tercih etti.
İsmi her ne kadar talihsiz olsa da Amerikalı ressam bu çalşımasıyla ilgimi çekmiş bulunuyor. Sağlıksız ten renkleri ve donuk gözlerle resmedilmiş gergin bir takım çocukluk etkinlikleri görmek isterseniz aşağıdaki kaynağa yönelin.
Nur Yoldaş’ı çocukluğumdan hayal meyal hatırlıyorum ama eğer Barış K.’nın Türk kozmik disko seti Darita vasıtasıyla elime geçmemiş olsaydı tekrar hafızamın üst katmanlarına çıkar mıydı bilmiyorum. İnanılmaz “groovy” bir parça. “Hayat bir gemi, dünya bir liman, her limanda inen de olur binen de olur inan ki”.
Bu fantastik parçayı daha da fantastik TRT-Uludağ-Teleferik konseptli klibiyle paylaşmaktan onur duyuyoruz.
Geçtiğimiz Cumartesi (19 Şubat) Hafriyat Karaköy’de Bora Başkan’dan Gözen Atila’ya, Klaustro’dan Burak Arıkan’a sanatçı tayfasını bir araya getiren dostlar kıraathanesi modeli bir sergi vücut buldu. Düzenleyen ise 10 parmak marifet kardeşimiz Koray Kantarcıoğlu (KÜRATÖR, Grup Ses, vs). Genel olarak ilüstrasyon ağırlıklı olduğunu işittiğim sergiyi henüz gezme fırsatı bulamadım ama 9 Mart’a kadar gidip görmeyeni Cihangir’e almıyorlarmış.