Michael Mouris’in bu stopmotion çalışması hakkında “This is so gay” demiş yorum yazanlardan birisi. Katılmakla beraber gözlerimi alamıyorum. Dominic Bisignano’nun müziği de ayrıca çok hipnotik. Michael Mouris’in diğer çalışmaları için buraya tıklayınız.
Kaynak:BoingBoing
Evet, Türk kamyoncusunun kendine has bir stili vardır. Bu alt kültür kendi edebiyatını ve kendi aksesuarlarını üretmiştir. Ama böylesini hiç görmemiştik. Adnan’la birlikte yaptığımız yolculuk sırasında Mavi Boncuk 2 isimli bu kamyon gerçektende ağzımızı açık bıraktı. Arkasına geçip sellektör yapma cesaretini bulamadığımız bu vatandaşın önünde hürmetle eğiliyoruz.
Sabah yaptığım kahvaltının döküntülerini toplarken zeytin çekirdeklerinin yanıbaşında karşılaştığım bu manzara Türk ve uzay çelişkisini bir kez daha yüzüme çarptı. Kurumuş Ankara ekmeğinin altında gördüğünüz bu portre yakın zamanda yörüngeye turistik uçuşlar düzenleyecek olan Virgin Galactic‘in havalı sahibi Richard Branson’a ait.
Ankara’nın ben de yarattığı pastoral deformasyonları yukarıda görmektesiniz. Şu ağaçlardan dönerek düşen ve rüzgarla denizleri aşabilen pervane şeklindeki tohumlardan penceremin önünde bulduğum bir kaç tanesini içeri almıştım. Sonra böyle oldu…
Örgüt Çaylı ile zamanında Yorum Publicis için bir proje yaparken tanıştırılmıştık. Sonradan bir kaç kere süpermarket kuyruğu dışında hiç karşılaşmadık, konuşmadık. Geçen gün fotoğrafçı bir arkadaşım Örgüt’ün fotoğraf çalışmalarını çok ilginç bulduğundan bahsedince Flickr’da aramayı akıl ettim. Müthiş canlı renkleri, doğaüstü retouch tekniği benim gibi fotoğrafta sadelik ve samimiyet (ben buna Banu Cennetoğlu’nu kaynak göstererek “Yalancı Şahitlik” diyorum) hastası olan bir insanın bile hoşuna gidebilir seviyede. Flickr stream linki burada.
Etrafta dostu John Goo yeni bir Podcast’e başladı derken şaka maka dördüncüye kadar gelmiş. Kelaynak kadar nadir caz, funk, elektro disko plakların, elma şekeri popuyla harmanlandığı bu çok şahane mixtape’lerin yenisi çıktıkça artık buradan duyuracağız.
Pro Street Romania komşudaki underground sokak yarışları üzerine bir site. Estetik ve mevzu açısından biraz parodi gibi gözüküyor, önümüzde Boratvari bir dünya açıyor. Videolar gerçekten ilginç, fotoğrafların hepsi Lomo gibi sanki.
Bu gece müteakiphareketler isimli ilginç blogda gördüm. Uzun zamandır bu kadar kafamın basmadığı bir imgeyle karşılaşmamıştım. Bildiğimiz Türk asker hatıra defteri gibi gözüken bir sayfada Japonca olup olmadığından emin olmadığım bu yazı ile ilgili sitede de herhangi bir bilgi girilmemiş. Bir bilen anlatsın.
Hatırlarsınız, bundan 3 ay kadar önce Hafriyat Karaköy’de “Allah Korkusu” adıyla bir sergi düzenlenmişti. Serginin içeriğinden haberdar olmayan islami medya mal bulmuş mağribi gibi konuya atlamış, sergiyi ve düzenleyenleri kafir provokatör ilan etmiş, açıkça hedef göstermişti. Bu olaylar neticesinde sergiyi organize eden Hafriyatçılar çareyi polisten koruma istemekte bulmuş, sergiyi korumakla görevlendirilen emniyet mensupları ise işleri incelediklerinde tahkir ve tezyife uğrayanın sadece islam dini ve allah olmadığını, aynı zamanda devlet ve Atatürk’ün de hakaretlere maruz kaldığını tespit edip bu yolda soruşturma başlatılmasına önayak olmuşlardı. (bu cümledeki Türkçe bozuklukları düzelti becerimin ötesinde oldu)
Yukarıda izleyeceğiniz video ise artık hepimizin aklında ve kalbinde kötü faşist imparatorluk olarak yer eden Amerika Birleşik Devletleri’nden, ülkenin milli kahramanı, kurucu babası George Washington hakkında bir skeç. Anladığım kadarıyla en bitmiş ve engellenmiş halinde bile yerleşmiş bir demokrasi kültürü (ABD anayasasının meşhur “1st Amendment”ı - Kongre insanların din, konuşma, toplanma, basın özgürlüğüne karşı yasa çıkaramaz, çıkarması teklif dahi edilemez hesabı-) yıkık haliyle ülkemdeki durumla kıyaslayınca beni zaman zaman utandırıyor.
Antropolog Helen Fisher, cinsiyet farklılıkları ve insan duygularının evrimine hayatını adamış bir bilimkadını. Yukarıda izleyeceğiniz videoda Fisher’ın aşk hakkındaki çözümlemelerini içeren oldukça ilginç bir konuşma yeralıyor.
Fisher konuşmasında tutku, uzun vadeli bağlılık gibi aşkın evrelerinden, neden aşık olduğumuzdan, neden aldattığımızdan, kadınlara ait bir takım doğal yeteneklerden ve kadınların çağdaş dünyadaki bir yeni ve dikkat çekici konumlarından bahsediyor.
Ayrıca aşk acısıyla antidepresanlara sarılanlar için bir kaç uyarıda bulunuyor.
Az önceki Sovyet kartpostalları post’u Mersenne’i bize üstteki müthiş Amerikan Ütopya’sını göndermeye sevk etmiş. Filmdeki birçok icat günümüzde artık aşina olduğumuz şeyler, gps, mobil iletişim, dev alışveriş merkezleri, ışıklı otoban yönlendirmeleri gibi. Tabi bu filmin, yürüyen yaya kaldırımları sayesinde “window shopping” kolaylaşırken, yenilen hamburger ve pizzaların nasıl yakılacağını düşünemeyecek kadar naif bir tarihsel dönemin ürünü olduğunu unutmamak lazım.