En meşhur 6 saniyelik “loop”
Add comment July 31st, 2007
Add comment July 31st, 2007
Bu resimler 1974 yılında Istanbul’un çeşitli semtlerinde çekilmiş. Görünen o ki 33 sene içerisinde Istanbul’u yenmeyi hala başaramamışız.









Add comment July 30th, 2007

Çocukluğumda TRT’de -şimdiki adı ile söylemek caizse- bir “sosyal sorumluluk projesi” yayınlanıyordu. Görünmeyen bir spiker çeşitli ülkelerde gezip, oradakilere Türkiye hakkında ne düşündüklerini soruyordu. Net anımsamıyorum ama galiba bir Alman “Türkiye çok güzel bir yer, insanı çok sıcak vs vs” dedikten sonra ekliyordu “Peki siz Türkler ülkenizi niçin tanıtamıyorsunuz?” (tabi bu noktada dublajın altından adamın kendi sesi 2 saniyeliğine ‘haynin shlotzel’ filan gibi bir şey derken duyuluyor ve buna kopuluyordu ama gençtik, varsıl marsıl gibi sözcüklerden bihaberdik). Bu sorunun cevabı sanırım bulundu, ve bugünlerde internetlerde konuşulan en ilginç konulardan biri: Gelişmekte olan ülkelerin ne yaparlarsa yapsınlar batılı gözlerde değişmeyen imajı. Cevap ise bu ülkelerin tanıtımını en çok kimin yaptığı ile ilgili.
3. dünya ülkelerinde çekilen fotoğrafların %90′ını batılı ülkelerden gelen beyaz fotoğrafçılar çekiyor. Bu fotoğrafların çoğu bu ülkelerin insanlarını acz ve sefalet içinde, çoğu zaman yiyecek için birbirlerini ezerken, yarıçıplak resmediyor. Böyle göstermeyen imajlar bile genellikle batılı standartlarda insan-altı (subhuman) denilebilecek biçimlerde yansıtıyor 3. dünya insanını.

Peki bu neye işaret ediyor? Açıklamalar muhtelif, mesela ekonomik boyutunda Avrupa ve Amerika’da 80′ler ile birlikte ortaya çıkan ve günümüze gelirken sayıları binleri bulan ve finansal kaynaklar için kıran kırana rekabet halindeki sivil toplum örgütlerinin medyada kullanmak üzere bu imajlara olan yoğun talebi. Hangi STK daha çok aç, ağlayan bebek fotoğrafı ile bağış çağrısında bulunursa kaynaklar oraya akıyor, refah toplumları vicdanlarını para ile temizliyor.

Bu haberi yazarken internetten konu ile ilgili imaj bulmakta pek zorlanmadım, sanırım bu da fenomenin büyüklüğünün bir göstergesi. Google’da “India”, “Africa”, “Middle East” gibi anahtar kelimeler ile görsel ararken zaten her 10 resimden 5′i sefalet ve yoksulluğa işaret ediyor. Sanki oralarda güzel hiçbirşey olmuyor, oluyorsa da batılıların eliyle oluyor. Aciz ve yoksul 3. dünya insanları batılı kurtarıcıları sayesinde karnını doyuruyor, bir gün daha hayatta kalabiliyor. Güç ilişkileri değişmiyor, böylece ırkçılık yapılmadan temiz biçimde herkes yerini biliyor.
Yani belki de aslında TRT’deki Alman herif kendine sormalı, “Biz sizin ülkenizi tanımamakta niçin ısrar ediyoruz?”

Bir takım linkler:
THD Blog - Fair trade photography battles development pornography
Smallshift
AIDG
6 comments July 24th, 2007
1971 senesinde Hollanda televizyonunda gerçekleştirilen bir panelde, Fransız filozof Michel Foucault, Amerikalı dil bilimci ve düşünür Noam Chomsky ile tatlı bir
ağız dalaşına giriyor. Amerikan naifliği ve hümanizminin doruk noktalarındaki ütopist fikirleriyle Chomsky, karşısında zeka dolu sarkazm ve nihilizim abidesi Foucault. Arada bazı bölümleri bilmediğim sebeplerden kesilmiş ama bu Adalet ve Iktidar üzerine çok zihin açıcı bir 14 dakika olmadığı anlamına gelmiyor.
1. Bölüm
2. Bölüm
Add comment July 24th, 2007

Bazı resimler nasıl da memleket kokar. Onları görür görmez işte burası Türkiye der insan. Bu kareleri sevgili dostumuz, bilgi mimarı Engin Erdoğan çekmiş.
3 comments July 22nd, 2007

Bir kaç gün önce Hafriyat Karaköydeki Alternatif Seçim Afişleri Sergisini Etrafta’da duyurmuştuk. Sergi gazetelerde de genis yer buldu ama Kuratör olarak tanıdığımız ikilinin sergi için hazırladığı harika afişler elime geçince ikinci defa konuya değinmek şart oldu. Kuratör’ün Hafriyat Karaköy’deki işlerinden ikisi yukarıda.
Add comment July 22nd, 2007

Ne zamandır sözünü edeceğim bir türlü fırsatını bulamadım. çevremizi sarmış bu pislik de ne oluyor. Bu paçavralar neye hizmet ediyor. Ak Parti, CHP, MHP, Saadet Partisi, bu adamların neden hepsi aynı direğe bayrak asıyor? Siyasi partiler kavşaklarda sokakarda, altından kime ait olduğunu anlayamadan geçtiğimiz bu bayrakların herhangi bir işe yaradığını düşünüyorlarsa çok yanılıyorlar. Farkeldilmek istiyorsan kendine has bir yerde tek başına yer alman gerekmez mi? Kimse bu adamlara bunu söylemiyor mu acaba?
Öte yandan eminim benim insanım “Bak seçim geldi ne güzel oldu sokaklar renklendi” diye düşünüyordur. O da ayrı bir konu tabii.
3 comments July 21st, 2007
Filipinler, Cebu’daki eyalet hapisanesinde 1500 tutuklu tarafından geçekleştirilen “Thriller” performansı ektedir.
5 comments July 20th, 2007

İşte son kameram. 6×9 körüklü makinelerin kraliçesi Voigtländer Bessa. Şirket fotoğraf tarihindeki en eski şirketlerden biri. Kuruluşu 1756. İlk fotoğraf makinesini 1840 da üretmiş. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz kamera ise 1931-1949 yılları arasında piyasada bulunan en prestijli kameralar arasındaymış. Optik ve mekanik niteliklerinin şirkete getirdiği maliyetler sebebiyle Carl Zeiss gibi optik devlerinin karşısında duramamış ve 1970′de iflas etmiş. 90′larda tekrar üretime geçmiş.

Benim bu fotoğraf makinesini buluşum ise ayrı bir hikaye. Büyükbabama yaptığım son ziyarette dolaplardan bir tanesinde gördüm onu. “Bunu 1942′de almıştım” dedi. “Zeiss’lar piyasaya henüz girmemişti” diye ekledi. Ardından bir sürü fotoğraf albümü çıkarttı. Aklımı kaçıracaktım. Orta formattan kontak basılmış yüzlerce fotoğraf vardı ablümlerde. Üstelik hepsini kendisi basmış. Kamerayla birlikte gerekli kimyayı satın almış ve eve gidip ilk denemesini gaz lambasının ışığında yapmış. Sonuç doğal olarak başarısız olmuş. Daha sonra işlemin kırmızı ışıkta yapılması gerektiğini öğrenmiş ve gaz lambasının cam muhafazasını kırmızıya boyamış. Tepedeki açıklık yüzünden fotoğraflar bir kere daha yanmış. Bir kaç ısrarlı denemenin sonunda ilk karesini büyükçe bir elbise dolabının içerisinde basmayı başarmış. Örnekleri yazıya eşlik ediyor.

“Retro” dediğimiz şeye çok sıcak bakmasam da, mesleği gereği Karadeniz’in her köşesinde fotoğrafladığı karelerle dolu bu albümlerde gördüklerim beni çok etkiledi. Her birinin hikayesini duymak ayrıca keyifli tabii. Büyükbabaların her zaman iyi hikayeleri olmuştur zaten. Bundan böyle çevremden toplayabildiğim kadar “BÜYÜKBABA” fotoğrafı toplayıp hikayeleriyle birlikte buradan sizinle paylaşacağım.
1 comment July 20th, 2007
Aşağıdaki metin “Istanbullu Baskıncılar” mahlası ile geçtiğimiz günlerde posta kutuma düştü. Baskın Oran’ın görüşleri ile şahsi kanaatlerim büyük ölçüde örtüştüğü için kısaltmadan olduğu gibi yayınlıyorum.
BG

“Sen ne dersen de ben artık barışın, özgürlüğün ve adaletin ülkesinde yaşamak istiyorum. gerçekten demokratik, gerçekten laik, gerçekten sosyal, gerçekten hukukun üstün olduğu bir ülkede yaşamak istiyorum. bunun için değişmen gerek biliyorum. o değişim hemen şimdi başlasın istiyorum.”
Baskın Oran
Değerli dostumuz,
Yaklaşan seçim sürecinde eminiz ki siz de bizim gibi kötünün iyileri arasında gidip gelmekte ve birçok seçimdir süregelen “oylar bölünmesin”, “ülke elden gitmesin” paranoyasıyla istemeye istemeye önünüze koyulanlardan birini seçmeye çalışmaktasınız.
Durun! Çünkü bu seçimin diğerlerine göre bir farkı var. Bu seçimde oy atacak parti bulamayanların ve sesini duyuramayanların, sesi olacak bir bağımsız aday var; hem de 30 yıllık mülkiye hocası, siyaset bilimci, Hırant’ın dostu, azınlıkların ve ezilmişlerin sesi olmayı, demokrasi, çoğulculuk ve insanlık hakları adına birşeyleri değiştirmeyi kafasına koymuş, aydınlardan, gazetecilerden, sanatçılardan ve ülkenin parlak gençlerinden destek alan, ve bağımsız bir politik ajandası olan Baskın Oran.
“Tek bir kişi mecliste ne yapacak canım” diyenlere içtenlikle söyleyeceğimiz tek şey şudur: Mevcut sistemde attığınız oyla zaten sadece kendi bölgenizdeki bir kişinin meclise girmesine etki etmektesiniz!.
2002 seçimdeki oy potansiyelleri baz alındığında, meclise 21 milletvekili sokacak olan İstanbul 2. Bölge’de iktidar ve ana muhalefet partisi hali hazırdaki oy potansiyeliyle en az 6-7 milletvekilini meclise sokmuş durumdadır. Şu an kararsız olanlar ve oy attığı parti barajı geçemeyecek olanların oyları sadece alt sıralardaki milletvekillerinin 1. partiden mi 2. partiden mi olacağını belirlemektedir. O zaman açın aday listesini ve elinizi 8. sıraya koyun, ve oyunuzu ay başı maaşını alıp genel başkanının buyurduklarına kafa sallayacak bir adaya mı yoksa tek başına bile olsa çıkıp gölge siyasetçilerin aksine gerçekleri söyleyecek ve aktif bir şekilde siyaset yapacak bir akademisyen olan Baskın Oran’a mı atmak isteyeceğinize karar verin?
Bizleri hayalcilikle suçlayanlar ve “partisi olmayan barajı aşamaz” diyenlere, “hayallerin gerçekleşmesi hareket etmek ve inanmakla olur” diyoruz. Yıllardır “bu ülkede hiçbir şey değişmez” denilip her konuda cesareti kırılan insanlar, söz verilmeyen, gençler, ortayolcu olmadığı veya farklı olduğu için dışlananlar, oy verecek birini görmediği için oy kullanmayanlar, bir kez olsun ayağa kalkın ve inanın, kendinize, komşunuza, arkadaşlarınıza ve bu ülkede hala varolduğuna hissettiğiniz değerleri taşıyan insanların fikir birliği etmişçesine Baskın Oran’ı meclise taşıyacağına.
Vatandaşı olduğumuz bu ülkede azınlık olarak kalmamızın nedeni kader değil sesimizi yeteri kadar baskın çıkaramamız ve gerektiğinde sorumluluk alamamamız. Bu ülkenin geleceğine katkıda bulunmak için bugün çok büyük bir şansımız var ve bunu yapmak için mecliste özgür düşünen, dürüst ve demokrat bir arada bile bulunmak istemeyeceği politikacılarla her gün biraraya gelip sesimizi duyurmaya söz vermiş bir kişi var bugün cesaretsizlik veya üşengeçlik nedeniyle atamadığımız adımı bir daha atma fırsatı bile bulamayabiliriz. Bugün bize gereken geçen seçimdeki katılım oranlarına göre sadece 70 bin oydur ve ümidimiz bizler gibi açık fikirli ve geleceğe umutla bakan kimselerin bu sayıyı rahatlıkla bulmasıdır.
Bu nedenle 22 Temmuz’da kalkın, sıkı bir kahvaltı edin ve “bu ülkede hiçbir şey değişmez” ezberini bozmak için bir oy atın. Unutmayın bağımsıza baraj yok, iki parti dışında oy verdikleriniz ülke genelindeki 10% seçim barajı nedeniyle geçen seçimde olduğu gibi boşa gidebilir, ancak bağımsız adaylara atılan her oy mutlaka yerine gitmekte.
İstanbul Baskıncıları
Oluşumumuz bir seferlik bir destek oluşumu olup, kendi bağımsız irademiz ile bir araya gelmiştir. Baskın Oran veya ortak aday kampanyasıyla hiçbir organik bağı yoktur, ancak her ne olursa olsun Baskın Oran’a oy vereceğini söyleyen kişiler tarafından yazılmıştır.
Eğer 1. bölgeden oy atıyorsanız aynı desteği Bağımsız Sol Aday Ufuk Uras’a verebilirsiniz.
http://www.youtube.com/watch?v=CHVS46G-A6g
Ezel Akay’in Baskin Oran secim kampanyasi icin hazirladigi video.
http://www.youtube.com/watch?v=RwuvvKdjBCE
Yeni Melek Gosteri Merkezi’nde, Baskin Oran icin, 16 Haziran’da duzenlenen gecede, kimler neler soyledi? Yaşar Kemal, Aydın Engin, Roni Marguiles, Adalet Ağaoğlu, Gülten Kaya, Mustafa Alabora, Halil Ergün, Ergün Cinmen..
Add comment July 18th, 2007

Klip mi desem, kepazelik mi desem, komik mi desem, acıklı mı desem, ne desem ben de bilmiyorum. Benny Benassi’nin yanlış hatırlamıyorsam 2003 senesinde çıkartttığı Satisfaction adlı parçası yarı çıplak modellerin iş makineleri kullandığı klibiyle iç dünyamızda traumaya yol açmıştı. Parça, haftanın yedi günü içerisinden bangır bangır müzik gelen beşinci sınıf klüpleri ve yurdum insanının akıl almaz ses sitemleri ile donatıp cadde ve sokaklarda gece gündüz ayrımı yapmadan dolandığı, “Erkek Konservesi”de diyebilecegimiz Şahin ve Dogan SLX’leriyle bu güne kadar geldi.
Geçenlerde yakalandığım “Abi bak, bak YouTube’da ne göstereceğim” seanslarından birinde, Turkish Satisfaction başlıklı videoyu izledim. Elitist saplantılarım yok ama yine de Etrafta’nın estetik ilkeleri sebebiyle videoyu doğrudan buraya koymaktansa, sizlere yukarıda ekran resimlerini ulaştırmayı tercih ediyorum.
Üç kuruşluk Türklük gururum vardı o yerle bir oldu. Hayatımda hiç gülmek ve kusmak arasında kalmamıştım o da oldu. Levent Kırca’nın bu videonun ortaya çıkışındaki rolünü, yurtdışındaki kara bıyıklı Türk algısına neden kızdığımızı, ve İstanbul boğazının üzerinden uçarak geçen deniz kızı temalı sürreal Türkiye tanıtım filmi yerine bunu kullanmanın nasıl bir fikir olacağını düşündüm.
Add comment July 17th, 2007

Hafriyat Karaköy’de seçime 5 gün kala, mevcut duruma gıcık olanların tasarladığı seçim afişleri sergisi açılıyor. Benim hazırladığım iş yukarıda. En sonunda yıllardır üzerinde çalıştığım ama bir türlü başaramadığım “NAH!” piktogramı için gereken öfke odağını sağlayacak bir vesile buldum. Gururluyum.
Tanıdığımız, beğendimiz bir çok kişi tarafından bezenmiş bu sergideki dev afişleri görmek isteyenler için adres şöyle:
Necati Bey Cad. No:79 Karaköy / Tel: 0212 245 31 68
1 comment July 17th, 2007

Bir kesme şekerlik şeker kaşığı, “Bir bira açsam birlikte içer miyiz” kalıbıyla ilgili bir cevap, gerçekten sonsuza dek ayakkabı boyama derdinden kurtarabilecek bir ürün fikri, ilk kez benim tarafından giyildiğine emin olabileceğim bir t-shirt, evde top oynarken deviremeyeceğim bir vazo, ve şişeyi tepeme diktiğimde halen seçkin görünebileceğim bir şarap: “ELEGANTE”
Meriç’in sitesine bakarken, benim görüntüler yaratmakla ilgili saplantımın bir benzerinin onda eşya yaratmakla ilgili varolduğunu gördüm. Açık bir zihin. Gündelik üzerine harika çalışmalarla ve hatta fazlasıyla dolu olan bu siteyi mutlaka görün.
Add comment July 17th, 2007

Tatil dönüşü Etrafta’yı sahipsiz geçirdiği bir hafta içerisinde bir takım teknik arızalara teslim olmuş bulduk. Nesye ki sorun giderildi. Tekrar yayındayız.
Resimde beni “İnsan şambriyelin üzerinde nasıl havalı görünebilir ki?” diye düşünürken görüyorsunuz. Boran’ın o sırada aklından neler geçtiği konusunda fikrim yok.
Add comment July 17th, 2007
Emre Güven Radar esnasında Kilyos plajında bu görüntüyü kaydetmiş.
2 comments July 4th, 2007

Bunu Radar’da Aslıgül’e yanaşan bir adam yardımcı olmak istediğini söyledikten sonra vermiş -tabii ne cins bir yardım olduğu konusunda rahat rahat spekülasyon yapabiliriz-. Aslıgül de Radar hatırası olarak saklamış.
Tek Teker Emre’ye iki açıdan tebriklerimi iletmek istiyorum: 1. Doğrudan pazarlamanın en saf hallerinden birini bizimle yüzleştirdiği için; 2. Günümüzde artık kaybolmaya yüz tutmuş bir gelenek olan kartvizit bırakma adetini yeniden canlandırdığı için (Çocukluğumda, dedemin arkadaşları eğer biz yokken eve gelmişlerse, kapının yanındaki ufak kartvizitliğe kartlarını bırakırlar ve ben de sonra bu kartlarla oynardım, yani adı üstünde “kart - vizit” - nostalji 2007).
3 comments July 4th, 2007
| M | T | W | T | F | S | S |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Jun | Aug » | |||||
| 1 | ||||||
| 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 |
| 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 |
| 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 |
| 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 |
| 30 | 31 | |||||