Archive for January, 2007

James Bond aramızda

Bu antik youtube klibi, 1960′lardan kalma bir Amerikan savunma bakanlığı propaganda filmi. İçinde Sovyet casuslarına karşı ne gibi tedbirler alacağınızdan, çeşitli casusluk mekanizmalarının tanıtımına kadar bir çok cevher mevcut. İzleyiniz.

Add comment January 30th, 2007

Alternatifin alternatifine alternatif mi?

splasher

Sokak sanatı, son yıllarda, galerici-müze-küratör-sermaye çemberinde kurumsallaşmış güncel sanatın karşısına bahar tazeliğinde bir bakire gibi doğmuştu. Mahallenin pahalı meşin topuyla oynatmayan şişko zengin çocuğuna karşı plastik toplarıyla her gece japon kale maç yapan bu yiğit gençleri hepimiz bağrımıza basmıştık.

Sonra gün geldi devran döndü, bu cesur gençler de çil çil $$$$ dolarların kokusunu aldı, Banksy’sinden Swoon’una bir çok sokak sanatçısı, kimi zaman maharetlerini Nike, Adidas, Playstation ve benzeri cool markaların hizmetine sundu, kimi zaman da alternatifi oldukları sistemin içinde palazlanıp, kafası çalışan küratörlere (ve galerilere) yeni gelir kapıları açtı. Ve bugün geldiğimiz noktada artık sokak sanatı da karşı sesini bulmuş görünüyor.

“Splasher” isimli kimse, New York’daki duvar resimlerinin ve graffitilerin üzerine bir kova boya boca ettikten sonra manifestosunu yapıştırmak suretiyle sanatını eda eyliyor. Dadaistlerin söylemine benzer bir dili olan manifesto, ayrıca okuyanı da bu yazıyı duvardan söktüğü takdirde elinin tutkal içerisindeki kırık cam parçaları vasıtasıyla uf olacağı tehdidiyle uyarıyor.

Tabii bu şahsın ettikleri New York sanat camiasında infial yaratmış durumda. Kimi bunları vandallık olarak niteliyor ve sanatsal değerinin “Art School Prank” seviyesinde olduğu söyleniyor. Hatta Splasher’ın sanat medyasında yer bulması bile kızgın tepkilere yol açmış.

Tuhaf olan şey ise, “sokakları özgürleştirmek” amacıyla yola çıkan kahramanlarımızın, bu özgürlüğü sadece kendileri gibi düşünen, aynı estetik ve ideolojik bağlamı paylaşanlara rezerve etmek istemesi. Sokak gibi organik bir mekanı kendine mecra olarak seçen kişilerin aynı organik yapının etkileri karşısında bastonlu muhafazakarlara dönüşmesi gerçekten ironik ve insan doğasına dair güzel bir örnek. Kaldı ki sanatını şehir duvarlarında ifa etmeyi tercih etmiş kişi, eserlerine dışarıdan müdahale (işeyen bir köpek?) geleceğini terakki edemiyorsa şapkasını önüne koyup düşünmeli derim.

Add comment January 29th, 2007

Günde bir tane - 024

000006.jpg

Add comment January 29th, 2007

Koyunlar

68530009.jpg

Add comment January 29th, 2007

1,2,3,4 yetmez 7,8,9,10 olsun!

Konuyla ilgili farklı teoriler de var tabii, ama aşağıda izleyecekleriniz en azından eğlenceli olabilir, cuma gecesi içkiyi kaçıranların sabah ayılmasına yardımcı olabilir, sıkabilir… Bilmiyorum.

Bu filmi Rob Bryanton tarafından yazılan “Imagining the tenth dimension” adındaki kitaba ait sitede buldum. Buldum dediğime bakmayın, site çoktan bir milyonun üzerinde ziyaretçi görmüş. Özgemişi fizikten çok televizyon, medya ve sinema ile ilgili olan bu kişinin neden kafayı ileri derece fizik kavramlarını sıradan insana anlatmaya taktığını çözemiyorum. Öte yandan popüler bilmin 10. boyutla ilgileniyor olması beni dünyamızın geleceği açısından kaygılandırıyor.
I. bölüm

II. bölüm

Bu da benden:

O.A.

2 comments January 26th, 2007

İspanya’dan yeni bir görsel interaktif müzik arayüzü

Gün geçmiyor ki tasarımcı ve programcılar yeni bir etkileşim arayüzü geliştirmesin. Bu örnek de ses üretiminin nasıl gerçekleştirilebileceğine dair yeni bir önerme. Özellikle modül yerine geçen parçalar benim ilgimi çekti.

Add comment January 26th, 2007

Türk medyasının politik duyarlılık çizelgesi

tv hrant

Emre Güven tarafından çekilen bu fotoğraflar Hrant Dink’in cenazesi sırasında 4 farklı kanalda aynı anda nelerin yayınlandığını belgeliyor.

Görüldüğü üzere TRT 1 bir müzik programını tercih ederken, devletin haber kanalı TRT 2 (aslında kamunun kanalı ama bilindiği üzere kamu sadece türban ile ilgili bir kavramdır), Başbakanımızın milli utanç kaynağımız Bolu Tüneli’ni açışını göstermeyi uygun bulmuş…

Yakın zamanda Amerika’da aşırı muhafazakar FOX TV’nin sahibi Rupert Murdoch tarafından satın alınan TGRT HABER iki olayı da yanyana yayınlarken, NTV, CNN TURK ve diğer haber kanalları Dink’in cenazesini izleyicilerle paylaşmış.

Add comment January 24th, 2007

Günde bir tane - 023

aliyamuk1.jpg

Add comment January 21st, 2007

Değerli (ve vulgar) Çöp

dunya kadar mal

Bundan 5-6 yıl mukaddem bunlardan bir seri yapmıştım, şimdi oldukça yavan geliyor ama grafik tasarım lezzeti hoşuma gitti, nostalji hissiyle koyuyorum.

Add comment January 21st, 2007

Untitled-1.jpg
Yazar: Onur Aynagöz

Dün Osmanbey’de bir adam “Bir ermeni öldürdüm” diye bağırdı.
Geri kalan kim varsa “Burası nasıl bir ülke” dedi kendi kendine…

Hrant Dink katıldığı tartışma programlarında karşı taraf ağzından köpükler saçarken, gülümseyen, anlayışlı ve sevecen tavrıyla dikkatimi çekerdi hep. Ne dediği, ne söylediği bir yana bu sıcak yanıdır belki sebep: Dünden beri yüzüm pek gülmüyor.

Bizden bir kişi eksildi. Kim olduğunu, kudretini nereden aldığını bilmediğim birileri hayatımdan sürekli bir şeyler eksiltiyor. Yakın zamana kadar henüz yaşım küçük aklım ondan basmıyor bu işlere derken, bu gün bakıyorum koskoca adam olmuşum halen kavrayamıyorum olanları. İçimizden bir kişi eksildi.

Her gün biraz daha iyi olacak demeyi zar zor becerirken, kendimi güç bela aydınlık yarınlar terrranesine inandırmaya çalışırken, tanımadığım biri ihmalleriyle, tanımadığım biri cehaletiyle, tanımadığım biri pişkinliğiyle ve tanımadığım başka biri vahşetiyle bu ülkeye dair içimde taşımaya çalıştığım tüm güzel düşüncelerin içine sıçıyor. Haftada 400 kişinin ziyaret ettiği bu sitede yazı yazarken zaman zaman dilimin ucuna geliyor söyleyemiyorum korkumdan. Devlet Baba gelir küçük kulaklarıma asılır da kopartır diye ödüm koparken benim, dün içimizden bir korkusuz eksildi.

Başbakan ve yardımcısı 301. maddeden dolayı hiç hapse giren, ceza çeken olmuş mu diye ortalığı epey bir idare etti. Bu gün etrafıma bakınca görüyorum ki; bu günden başlayarak adıyla sanıyla koskoca TÜRKİYE CUMHURİYETİ, üzerinde yaşayan her canla birlikte suskunluğunun, tereddütlerinin ve umursamazlığının bedelini ödeyecek, cezasını çekecektir. Bundan hiç şüphe duymuyorum. Hepimiz kafamızın içinde üçer kurşunla yaşamaya alışmalıyız. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, çünkü ben aklımdan geçenleri özgürce söyleyebileceğim bir ülkede yaşamak istiyorum.

1 comment January 20th, 2007

Hrant Dink’i katlettiler

hrant dink
Yazar: Boran Güney

Mutsuzlugumu kelimelere dokmekte zorlaniyorum. Umutsuzlugumu, öfkemi, ve en önemlisi kendime kizginligimi nasil ifade etsem bilemiyorum.

Hrant Dink bir gunah keçisiydi galiba. Bizim, belki devlet korkusundan, belki ilkögretim yillarinda beynimize kazinan Ermeni dusmanligindan (ki biliyorum ayni dusmanlik Ermeni çocuklarina da asilaniyor) ya da Özal sonrasi apolitize edilmis konformistlere dönüstürülmüs olmamizdan kaynaklanan sessizligimiz ve tepkisizligimizin yükünü üstlenmis bir günah keçisiydi. O ve onun gibi bir kaç “aydin” riski üstlenip tabu konulari kamuoyu önünde tartistigi ve her nevi eziyetle sinandigi sürece biz de oturdugumuz yerden, birilerinin bizim isimizi hallediyor olmasinin rahatligiyla görsel kültür, sanat, tasarim falan filan gibi konularda ahkam kesiyor, apolitikligimizin keyfini sürüyorduk. Suya sabuna dokunmayan, kustüyü yastik yumusakliginda mevzularimiz, aslinda bizi boynumuzdan baglayan zincirleri ölçme zahmetinden kurtariyordu.

Sanirim bu tatli ilüzyon benim için dün sona erdi. Daha önce de söyledigim gibi kelimeler zor çikiyor. Öldürülene kadar bu adamin sadece varolmasinin bile bana ne anlam ifade ettigini hiç idrak edememis olmama akil erdiremiyorum. Haberi duyduktan sonra, ayni benim gibi hedonist apolitik arkadaslarimla, daha önce hiçbirimizin aklina bile gelmeyen ama o an çok dogal gelisen bir refleksle Taksim metro istasyonunda bulusup olayin vukuu buldugu Osmanbey’e, Agos Gazetesinin önüne gittik. Orda olmak için karisik sebeplerimiz vardi sanirim, bazilari temiz ve samimi, bazilari firsatçi ya da ikiyüzlü sebeplerdi: aciyi, öfkeyi, mutsuzlugu, çaresizligi paylasmanin yaninda, kalabalik olmak, dünyaya biz aslinda katil degiliz demek, Türkiye’nin ve Türklerin dünyadaki imaji filan uzerine de karisik duygular. -ki bugün gazetelerde okudugum kadariyla necip milletimin tüm politikacilari hep bir agizdan hadiseyi Türkiye’nin dünyadaki imaji cerçevesinden yorumluyor…-

Belki de orada bulunmak, tarihi bir olayi medya yabancilastirmasindan bagimsiz, haber haline, “data” ya da “enformasyon” haline dönüsmeden saf gerçeklik olarak yasama dürtüsünden dogan bir ihtiyaçti. Gerçekligimi şekillendiren bir vak’aya müdahil olamasam da, en azindan şahit olma isteği baskın çıkmıştı. En azindan şahit olmak…

Bu çaresiz edilgenlik gerçekten düşündürücü. Çünkü korkarım içinde yaşadığımız karanlık çağda; düşünen, kafası bir nebze de olsa çalışan insanlar olarak gerçekliğe etki etmekten ne kadar uzak olduğumuzun acı bir işareti bu. Sinmek, önümüze sürüleni kabul etmek, ancak olaylar gerçekleştikten sonra tepki vermek, aktif değil reaktif olmak, uzun zincirlerimizin sınırlarını zorlamamak bizim için doğal bir durum. Çok yazık…

Çaresiz ve üzgünüm.

Not: Dün gece protesto gösterilerinden ayrılırken acaip bir grup ise “Hesap namluyla sorulacak” diye slogan atıyordu… Kahrımdan bir kez daha öldüm. Bu insanlar nasıl karşı çıktıkları şeyin karbon kopyası olduklarının bilincine varmayacak kadar kafasız olabilirler?

1 comment January 20th, 2007

Kusursuz daire

Papa Benedict St Peter’s içinde hazırlanacak bazı resimleri kimin yapacağı konusunda karar vermeye çalışırken, danışmanlarından bir tanesini, Giotto’nun işleri hakkında bilgi alması hatta bir kaç örnek getirmesi için için Toskana’ya göndermiş. Danişman Giotto’nun atelyesini bulmuş, kenisiyle tanışmış ve Papa için bir kaç küçük çizim rica etmiş. Bunun üzerine Giotto eline bir parça kağıt almış ve tek hareketle kağıdın üzerine kusursuz bir daire çizmiş. Danışman şaşkınlık içerisinde başka bir şey daha vermesi gerektiğini söylemiş ama Giotto “Bu yeterli” demiş. Tereddütler içerisinde oradan ayrılan danışman Vatikan’a dönmüş ve yolculuğu sırasında topladğı diger ressamların çizimleriyle birlikte Giotto’nun kusursuz dairesini de Papa’ya iletmiş. Herkes bu daireden çok etkilenmiş…

Bu hikaye gerçek mi yoksa Giotto’nun sanat tarihindeki önemine atfen uydurulmuş bir efsane mi diye hep merak etmişimdir. Aşağıda izleyeceğiniz video oldukça çarpıcı. Kanada’da Glebe Collegiate Institute’de öğretmenlik yapan bu adam Las Vegas’ta düzenlenen Dünya Elle Daire Çizme Şampyonasının birincisi olduğunu iddia ediyor. Bu tip bir yarışmanın gerçekten varolduğundan emin değilim ama yine de performans oldukça etkileyici. Ve kısa.

1 comment January 18th, 2007

Etrafta: Asos Küçükkuyu

heykeller01.jpg

Bu muhteşem manzara ile Asos’un hemen dışındaki Kucukkuyu adlı köyün girişinde karşılaşılmış. Aslıgül gönderdi.

O.A.

Add comment January 17th, 2007

Günde bir tane - 022

114sect_215m.jpg

Add comment January 16th, 2007

Teşekkürler Orhan Pamuk

IMG_5829.jpg

Necip Türk milleti Orhan Pamuk’un aldığı Nobel’in ardından epece tartıştı ve hala da tartışıyor. Orhan Pamuk’un evinin karşısındaki duvarda yer alan bu duvar yazisi tam da bu tartışmaların en hararetli olduğu dönemde ortaya çıkmıştı. Evet birileri teşekkürünü iletmek için bu yolu seçmişti. Gayet hoş, bir sorun yok. Hikaye aslında Hüsniye’nin bu yazıyı duvara yazan kişiyle, yazısını tazelerken görüp tanışmasıyla ilginçleşiyor. Burada ismini vermeye gerek yok, çevresi geniş bir hanım olduğunu tahmin ediyoruz. Ama bir küçük betimleyecek olsak, yaşça büyük bir İstanbul hanımefendisi diyebiliriz. Bu tatlı insan, yazı her silindiğinde ısrarla sprey boyasını eline alıp duvardaki yazıyı yeniliyor. Sprey boyanın eski jenerasyonla ilginç buluşuması.

O.A.

1 comment January 16th, 2007

Etrafta: Susam Sokak

trafo1.jpg
Haftasonu Fethi’den muhteşem bir kaç fotoğraf aldım. Trafoların sokaklarımızda yarattığı görsel kirlilik için Türk belediyeciliğinin yarattığı ilginç çözümü herkes biliyor. Belediyenin adamları bu yapıları evmiş gibi boyuyor üstüne pencere, pencerenin içine perde çiziyor. Bir okul müsameresi dekorunu anımsatan bu kentsel garipliğin tek eksiği içinde yaşayanlar. Birileri bu eksikliği farketmiş ve Susam Sokak’taki bu çakma evin penceresine kendi resimlerini yapıştırarak nadide tasarımı tamamlamış..
Can-ı gönülden tebrik ediyorum

O.A.

Add comment January 16th, 2007

“Ikea Rage” : Cinnet ve alışveriş

ikea

Bende tuhaf bir arıza var. Ikea mağazasına güle oynaya gidip, içeride 15 dakika geçirdikten sonra, kafesteki bir yabani hayvan gibi huysuzlanıyorum, saldırganlaşıyorum…

Tesadüfe bakınız ki ecnebi bilim adamları da bu durumun yaygın bir semptom olduğunu keşfetmiş. Bu haberi okuduğum özgün New Scientist linki paralı ancak burada konuyla alakalı bir yazı var.

“Yönlendirilmiş araştırma” denilen kavrama karşı, diğer bir deyişle, mağaza sahibinin stratejik olarak tasarladığı bir araştırma sekansını takip etmek zorunda bırakılan kişilerde gelişen bir tepki.

Add comment January 12th, 2007

PRADA vs PRASA

prasa

“Tekstil sektörünün dünyaca ünlü markası ‘Prada’ taklitleriyle mücadele ediyor. Firma, bir tekstil firması tarafından yapılan ‘Prasa’ marka başvurusuna tescil kararına karşı Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’ne dava açtı.

Dava sonucunda Prada ve Prasa ibarelerinin esas unsur, fonetik ve biçimsellik sebebiyle aynı olması ve söz konusu ürün gruplarının aynı ve benzer türden olduğu kararına varıldı. Mahkeme, markaların karıştırılacağına ve ayrıca Prada markasının bir dünya markası olması sebebiyle başvuru sahibinin tanınmış markanın itibarından haksız biçimde yararlanma amacında olduğuna hükmetti. Prasa markası, temyiz yolu açık olmak üzere iptal edildi.” (kaynak: turkticaret.net)

Bu haber geçtiğimiz hafta, sanırım biraz da absürdlüğünden dolayı yerli basında oldukça yer buldu, ben de tabi ilkin gevrek gevrek güldüm. Sonra düşündüm: Prada dava açtığı, taklidi, ve dolayısıyla da kendine bir tehdit olarak gördüğü markanın ait olduğu kültürde ne anlama geldiğinin farkında mıdır? Acaba PRADA, post globalizm öncesi popüler “marka değeri”, “marka bilinci”, “marka bilmemnesi” fetişizminin kendi kalesine gol atan bir kurbanı mıdır?

Yukarıdaki haberin basında yeralma şekli düşündürücü… Markacığını hoyrat bir yeni yetme gibi korumak isteyen PRADA’nın muhtemelen, Oğuz Aral karikatürlerinin eğretilmiş ünlü isimleri (Banu Balkon, Mustafa Altıpatlar, vs) saçmalığında bir alametifarikaya sahip naif düşmanı PRASA ile aynı satırları paylaşmak suretiyle, yüce milletimin tüm geyikçilerine “nyeh nyeh” diye sırıtma imkanı sağlamak gibi bir amacı yoktu -ki sanırım buna “marka öz-ebelenmesi” de diyebiliriz.

Belki de bu, Vogue, Elle, Another Magazine ya da vesairenin korunaklı, spa kokan şefkatli sayfalarından, aziz memleketimin yırtıcı yüksek tirajlı gazetelerine bir paraşütsüz serbest düşüştür, belki de delinin kuyuya attığı meşhur taşın ardından sebepsiz bir tüplü dalış.

1 comment January 12th, 2007

Etrafta: Gümüşlük

gumusluk 2

gumusluk

Add comment January 10th, 2007

Değerli çöp 5. kısım

eren

Eren çizmiş ve yollamışıdı, bugün buldum.

Add comment January 9th, 2007

Previous Posts


Takvim

January 2007
M T W T F S S
« Dec   Feb »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Aylara göre haberler

Kategorilere Eklenenler