Günde bir tane- 017

Add comment December 4th, 2006
“Popcorn”, aynı geçtigimiz haftalarda paylaştığım “Mah na mah na” gibi çocukluğumda sık duyduğum ama yıllardır hiç denk gelmediğim için neredeyse varlığını unuttuğum bir akıl virüsü. Gershon Kingsley’in 1969 tarihli Music to Moog By albümünden(miş). Synthesizerların bir oda kadar olduğu bu erken dönem elektronik müzik harikasının bir de analog mu yoksa manuel mi olduğunu tam çıkaramadığımız klibi var(mış). İzliyoruz.
Add comment December 4th, 2006

Geçtiğimiz iki hafta İstanbul’da dolaştım. Şimdi oturmuş yaptırdığım fotoğraflara bakıyorum. İçlerinden en sevdiğim bu. Bunu gördüğüm an neredeyse mutluluktan ağlayacaktım.
1 comment December 3rd, 2006

“Iki yasinda muzik yapmaya basladilar. Alti yasinda Ankara, Bern ve Cenevre’de ilk eserlerini çaldilar Harika grup olarak tanimlandiklari 1960′li yillarda Avrupa ve Amerika’nin birçok sanat merkezinde sürekli olarak çaldilar, büyük ilgi gördüler. Istanbul Fransiz Lisesi’ne devam eden grup 1975 yilinda Paris’e tasindi. Hepberaber Sorbonne Üniversitesi’nde isletme ve ekonomi tahsili yapan grup, bu fakülteden master aldi. Paris’te ayni süreç içinde L’Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptilar. 1980 yilinda Amerika’ya tasinan grup, 1984′e kadar California College of Arts and Crafts’de resim ve sinema egitimi gördü. 1987 yilina kadar Amerika’da kalan grup ses, bu süre içinde de San Francisco, New York, Istanbul ve Paris’te birçok konsrler vermeye devam etti. 1987′de atölyesini Istanbul’a tasiyan grup, bugüne kadar 92 konser verdi, birçok festivale katildilar, birçok kisa metrajli film ve video filmleri çektiler, kisa ve uzun metrajli filmlerde aktörlük yaptilar.grup ses’in yayinlanmis 17 albumu bulunuyor.” Myspace linki burada
Bir müziksever için Grup Ses’in 1955 Berlin konserini unutmak mümkün olmasa gerek. Tabi önce Genç Florian Schneider’in 25. dakikada ayağa kalkıp ortamı terk etmesi, ardından Stasi ajanı olduğu her halinden belli Herman Wolfensohn’un kasıntı tavırları ortamı iyice germiş ve sonradan tarihte “55 Hadisesi” olarak yerini alacak olaylar vukuu bulmuştu.
Meşhur grubun son single çalışması “Ersengalaktik” hemen aşağıda;
1 comment December 3rd, 2006
Virgül dergisinin 102. sayısında Mustafa Arslantunalı’nın sokak sanatı ile ilgili bir yazısı çıkacak. O yazıdan şöyle bir kırpıntı aldık:
“Belediye’nin sessizce sokakları, kaldırımları işgal eden reklam panoları harekâtı bitti mi, devam edecek mi bilmem.
Gökdelen tutkusu, sipsivri çifte minareler, dev bayrak çılgınlığı, her yere yayılan reklamlar. Hepsi birer sancak sanki: Minareler dinin, bayraklar milliyetçiliğin, gökdelenler paranın sancağı. Reklam panoları da şehrin göbek deliklerine dikilen bu sancakların sokağımıza, evimizin dibine dikilen minyatürleri.

Bizim sokağımıza da oldu. Sokağın köşesinde, manzaralı merdivenlerin tam da başına bir reklam panosu diktiler. Dikmekle kalmadılar, sokağı enine kazıp o panoya elektrik de götürdüler. Şimdi sokaktan geçerken gördüğümüz deniz manzarasının yarısını şıkır şıkır parlayan bir reklam panosu kapatıyor.

Belediye yapacağını yaptı. Ya biz sokak sakinleri ne yaptık: Her zamanki gibi ileri geri söylendik, homurdandık. Ben ek olarak bir yerlerden sprey boya alıp reklam panosunu okunmaz hale getirmeyi düşündüm –yapacağımdan değil.
Ama geceleri uyumayıp çalışanlar varmış. Bir sabah panonun üzerinin sprey boyayla kapandığını gördük. Reklamdaki dev hamburger, bir sırıtan bir surata dönüştürülmüştü.
Reklam panomuz artık düzenli olarak sprey boya ile kapatılıyor. Hem de ne kapatma? Sadece reklamı okunmaz hale getirmekle kalmayıp panoyu ilginç ve güzel bir hale sokan, her reklama göre ayrı bir kapatma stiliyle… Meçhul sanatçıların yakalanmamak için hızla çalıştıklarını tahmin etmek güç değil. Onları bir tür sanat gerillası olarak adlandırmak gerekir mi?
Graffiti için vandallık terimi sık kullanılır, yahut kullanılırdı. Burada bir vandallık varsa eğer, mahallenin göbeğine panoyu dikip reklamları burnumuza dayayan belediyenin yaptığı, yoksa her hafta sokağımıza yeni bir sanat eseri armağan edenler değil. En beğendiğim bir tanesinin fotoğrafını çektim. Tahmin edersiniz ki artık bu eser yok. Yerinde başka bir reklam, o reklamın üzerinde başka bir desen var. Bu seferki epey aceleye gelmiş…
Pera müzesindeki Rembrandt sergisinin reklamı da panoda bir hafta kaldı, ona hiç dokunulmayışı beni ayrıca mest etti.
Bir “sanatçı”nın her tür beklentisinden sıyrılarak bu sokak sanatını icra edenlere gıpta ediyorum. “
Virgül dergisinden, sayı 102, Aralık 2006
Konuyla alakalı faydalı bir takım linkler:
Billboard Liberation Front
New Mind Space
Institute For Applied Autonomy
Journal of Aesthetics & Protest
1 comment December 1st, 2006
| M | T | W | T | F | S | S |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Nov | Jan » | |||||
| 1 | 2 | 3 | ||||
| 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 |
| 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |
| 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 |
| 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |