Asimo’yu vurdular mı?

Yazar: Onur AYNAGÖZ 13 December 2006

Önce videoyu izleyin.
Kısa süre önce burada Arthur Ganson’un dişli ve çarklarının içimde uyandırdığı derin hislere değinmiştim. Yine ve dişli ve çarklarla ilgili anlatacağim hikaye. İnsanoğlunun her türlü zulmüne katlanarak durmaksızın gösteri yapan ve tüm bunların üzerine bir de kafede çalışarak hayatını kazanmaya çalışan zavallı Asimo’nun başına gelenleri gördüğümde gerçekten içimden bir parça koptu.

Asimo, gösterisi sırasında merdivenleri çıkarken yüzünün üstüne yere çakılıyor. Kalabalık acımazısca gülüyor. Asimo ise kendisinden görmeye pek de alışık olmadığımız bir acizlik sergiliyor. Düştüğü yerde, dünyadan habersiz konuşmaya devam ediyor.

Sonra, yarış sırasında bacağı kırılan atları öldürürken kullanılanlara benzer bir paravan geliyor sahneye. Tüm teknisyenler son derece soğukkanlı. Asimo ise perdenin ardından konuşmaya devam ediyor. Seyirciler gülüyor. Arka da olup bitenleri merak etmekten alamıyorum kendimi:

Zavallıya öfkeyle tekme mi atıyorlar, kafasını mı ittiriyorlar, devrelerinden düzensiz bir biçimde akım geçirerek acımı çektiriyorlar? Yoksa gösteri sırasında düşen Asimo’ları hemen oracıkta silahı çekip vuruyorlar mı?

İlk anda Asimo’nun düştüğü duruma utansam ve üzülsem de, aslında bu duyguları bir robota henüz merdiven indirmeyi başaramamış insanoğlu adına hissettiğimi farkediyorum. En azından olayla ilgili ilk pozisyonum bu. Öte yandan sahneye gelen paravan aklımı bulandırıyor. Tüm bunların ardında bir öte gerçeğin varlığını, huzursuzluğunu hissedebiliyorum.

Robotlar, bugün başlattığımız paralel evrimin ilk adımları. Her biri “kendi kaderini çizme” saplantımızın birer ürünü. İstenç ile ilgili en büyük fantazmamız; neye dönüşeceğini belirleyebilmek. Robotlar kendimize çizdiğimiz gelecek. Çocuklarımız. (”progeny” kelimesi buraya gerçekten iyi oturuyor) Sahneye gelen paravanla bir rüyadan uyanıyorum aslında gelecek hiçte bize anlatıldığı gibi olmayacak. Yada bizim için çizilen gelecek hiçte anlatıldığı gibi değil. Şayet bu tatsız olayın içerisinde sahneye gelen paravan olmasaydı, Asimo’nun düşüşüne karşı hissedeceklerim, yürümeyi yeni öğrenen bir bebeğin yere kapaklandığı bir başka durumda hissedeceklerimden çok da farklı olmayacaktı. Bir paravanla saklanması gereken neydi peki? Her şeyden önce Honda’nın gelecekte kendini yanında konumlandırmak istediği değerlerin çöküşüydü. Şüphesiz, saklanması gerekiyordu.

Robotik, nükleer araştırmalar ve uzay ile ilgili çalışmaların sosyolojik boyutları arasında farkettiğim ilginç bir ilişki var. Bu üç farklı alanın da devletler, ve diğer güç odakları(şirketler?) tarafından ideolojileri yada emelleri taşıyacak ana gemiler olarak kullanılıyor olması. Geçmişten günümüze hem uzay hem de atomla ilgili araştıramalar gelişmişliğin, gücün, yeniliklçiliğin, farklı bir gelecek vaad edebilme yeteneğinin ve liderliğin sembolleri olarak kullanıldı. Robotik içinde durum farklı değil. Tek bir şey dışında: Robotik olan, vitrinde olmaya diğer iki alandan daha elverişli. Çünkü henüz çıkarların hizmetinde oluşturacakları tehlike yaşanmadı. Honda’nın yerinde olabilecek bir başka şirketin robotlar ile gösteri yapmak yerine bir salonda atom çekirdeğini parçalıyor olması sanmıyorum ki kamuoyundan aynı sempatiyi toplasın.

Tam da bu sebeple robotik olanın toplumla daha sıkı bir ilişkisi var. Yine bu sebeple, vitrinde olabilmek için robotik ütopyanın altında toplumsal olanı yaratmak yatıyor. Yani bize göre bizden sonra gelmesi gereken nesli, geleceğin toplumunu yaratmak. Teknoloji ile ilgili pek çok şirket yarın ki değerlerine sahip çikabilmek adına bu kulvarda yarışıyor. Ve böylece robotlar sadece robot olmaktan çıkıyorlar ve şirketlerin kirlettiği kavramlar dünyasının zehirli bulutları arasında deforme oluyorlar.

Bu açından bakıldığında konu daha da karmaşık ve umutsuz bir hal alıyor. Şu an kafamızdaki genel robot tanımı ile ilgili olan en büyük ve en temel hata “kusursuzluk ilkesi” Asimo’nun merdivenden düşmemesi gerekiyor çünkü bu kusursuzluk ilkesine ters. Çünkü bu Honda’nın teknoloji lideri iddasına ters. Göz ardı edilen şey toplumsal yapının hatalar üzerinde şekillendiği ve toplumsal olanı yaratmanın yolunun hatalardan geçtiği. Ne yazık ki ki hiç bir teknoloji şirketi kusur yapan teknoloji üretme lüksüne sahip degil. Böylece teknoloji ve robotik birbiriyle çelişen iki kavram haline geliyor.

İşte bu çelişki sonucunda günümüzün en gelişmiş humanoidi olarak sunulan Asimo, teknoljik bir hata olarak bir paravanın ardına saklanmak zorunda kalıyor. Robot onu yaratan teknolojinin sınırları içerisinde sıkışıyor ve sonuç olarak Honda’nin geliştirdiği bir dinamik denge projesi olmaktan öteye geçemiyor.

Asimo’nun düşüşüyle birilkte gelişen alternatif bir başka olay akışı hayal ediyorum. Teknisyenin sahneye çıkıp Asimo’yu yerden kaldırdığı ve Asimo’nun tekrar merdivene yönlendiği bir başka akış. Tabi bunun için, her şeyden önce Asimo’nun kusursuzluk ilkesi dışında hazırlanması, düştüğü zaman hasar almayacak şekilde tasarlanması ve hatta düştükten sonra kendisine uzanan bir eli tutarak doğrulabilecek şekilde programlanmış olması gerekiyor. Sahnede izlediğimiz Asimo gelecekle ilgili olmaktan daha çok, geçmişin bilim-kurgu romanlarındaki bir rüyayı gerçekleştirme çabası gibi gözüküyor.

Gelecekle ilgi olan bir gösteride, sahne boyunca yürüyen bir robotun her düştüğünde teknisyeninin bacağına tutunarak yeniden ayağa kalkışı olurdu diye düşünüyorum. Böyle bir şey değil.

Yazık.

Haberin kategorisi: +ONUR AYNAGÖZ, 01 ETRAFTA, 04 EN SEVİLENLER

No tags for this post.

4 Yorum Add your own

  • 1. kopil  |  December 14th, 2006 at 1:25 pm

    Bu bana 1940larda üretilen ilk yerli otomobil “Devrim”i hatırlattı. Yıllar önce TRT’de bir cumhuriyet belgeselinde izlemiştik. Daha ilk turunda içine benzin koymayı unuttukları yolda kalmış, milli gurur yerine bir milli utanç vesilesi olup rafa kaldırılmıştı.Onur çok güzel yazmış ben de zamanım olduğunda bunun üzerine bir şeyler daha eklemek istiyorum.

  • 2. aslik  |  December 19th, 2006 at 4:20 pm

    O da hepimiz gibi düşe kalka öğrenecek bu hayatı…

  • 3. aslik  |  December 19th, 2006 at 4:27 pm

    Hem daha adam gibi çalışmayan elektroniklerimiz var, bırakalım robotiği… Gerçek robotları bunlardan kazandıkları parayla yapıyorlar bence. In a secret land, far far away…

  • 4. sahip  |  December 25th, 2006 at 2:59 pm

    medeniyetin paravanı

Yorum yaz

You must be logged in to post a comment.

Haberi izlemeye al  |  Yorumları RSS ile takip et


Takvim

December 2006
M T W T F S S
« Nov   Jan »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Son eklenenler