Günde bir tane - 011

Add comment November 6th, 2006

Yıllardır o evden diğerine benimle birlikte taşınmış, 7 ayakkabı kutusunda yelken açmış, kıyılamamış, atılamamış başka bir resim. 8-9 senesi var…
Add comment November 6th, 2006

Ülkemi uyutttukları futbol programları ve amatör şarkı yarışmaları ile dolu kanallarda ne bulmayı umduğumu bilmiyorum. Yine de dün Ecevit’in ölüm haberi için televizyonu açtım. Mahalle delikanlısı gibi kavga kıyamet maç tartışan sunucular, en beyefendi tavırlarını takınmış, bu havadisi nasıl bir gaf yapmadan versem diye kıvranıyordu:
“Bizler haberciyiz, ve habercilik gereği bazen böyle haberler vermek zorunda kalıyoruz. Türk siyasetine damgasını vurmuş büyük bir Devlet adamını kaybettik… vs. vs… Ama hayat devam ediyor, değil mi? Tekrar programımıza dönelim.”
Hiç böyle olur mu? İnsan böyle uyutulur mu?
Daha sonra Ebru Gündeş ve Armağan Çağlayan’ın ortasında Orhan Gencebay ve Bülent Ersoy’un oturtulduğu, ağır jürili amatör şarkı yarışmasında, garip sakallı sunucunun bu fevkalade önemli haberi iletme çabasına tanık oldum. Çocuk kendi yayın hayatından bir tesadüfü aktararak konuyu bağlamaya çalıştı. Yok efendim Ecevit’in bir başka sağlık haberini verirken de başka bir programdaymış, orada da böyle bir tatsız haber vermek zorunda kalmış, şimdi verdiği haber de böyle bir habermiş, o çok sevdiği beyaz güvercinler belki de şu an onu gökyüzüne doğru taşıyormuş ve hatta elimizden gelen tek şey büyük bir alkış göndermekmiş… Tüm stüdyonun ayağa kalkarak Bülent Ecevit’e koccaman bir alkış gönderdiğine tanık oldum. Hemen sonra elenmek üzere olan yarışmacı kızın programa veda ihtimali üzerine hissetiği duygulara döndü kameralar.
Hiç böyle olur mu? İnsan böyle uyutulur mu?
Saygımızı da sevgimizi de bize, çektikleri boktan televizyon dizilerinin yavanlığında yaşatıyorlar. Ecevit’in ölümü zihnimde kötü ışık, dandik kamera açılarıyla yer etti ona kızıyorum. Konuyu, hayat devat ediyor diye televizyonun renkli dünyasına bağlayan sunucuların sentetik bir üzüntü taşıyan ses tonlarından hatırlayacağım, ona kızıyorum.
Peki bunun doğrusu nedir? Kesilemeyecek bir yayınsa alt banttan duyurulur, kesilebiliyorsa haber stüdyosuna bağlanılır, haber hakettiği ciddiyetle, hakettiği saygı ve özenle sunulur. Bu kadar basit. Böylece eğlencenin arasına yapış yapış, sahte bir saygı, sahte bir yas tıkıştırılmamış olur.
Ecevit’in, benim henüz küçük olduğum yıllarda yaptığı bir açıklamada “özveri” kelimesini kullandığını ve ertesi gün tüm gazetelede “ÖZVERI NEDIR?” diye manşetler atıldığını dinlemiştim. Sadece “özveri” değil, “ivedi” ve “olası” sözcüklerinin de Türkçe’ye Bülent Ecevit’in armağanı olduğunu öğrendim. Bu dile yeni bir kelime kazandırabilecek çapta bir insan oluşu siyasal kimliğinden daha çok etkiledi beni. Dün, bu gün arasındaki başkalaşmayı ayrı bir yerimde hissettim.
2 comments November 6th, 2006
| M | T | W | T | F | S | S |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Oct | Dec » | |||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 |
| 27 | 28 | 29 | 30 | |||