Ben Küçüktüm ve Gökhan Dabak’tım

15 yaşındaydım ve Gökhan Dabak oldugumu sanıyordum
1 comment October 25th, 2006

15 yaşındaydım ve Gökhan Dabak oldugumu sanıyordum
1 comment October 25th, 2006
Sadece ilüstrasyon demeye dilim varmıyor çünkü bana daha ziyade sanat yapıtı gibi geliyor… duvarda büyük güzel duran cins sanat.



Add comment October 23rd, 2006

Japon Profesör Dr. Nakamatsu 3218 icadi ile Edison’un 1093 patentini fena halde sollamış durumda. Manyak Profesör’ün icatları arasında Floppy Disk, Hard disk, Sampling, Synthesizer, Ziplama Ayakkabisi, Tekerlekli Peruk, El Pompası gibi kimi çok kullanılan kimi ise tamamen deli işi obje var.

Tabi daha ilginç olan profesörün icat sistematiği ve felsefesi.

Nakamatsu icat tekniği, çeşitli ruhani ve ilmi egzersizlerin ardından “flaş noktası” denen bir zihinsel mertebeye ulaşmayı gerektiriyor. Havasız kalmak suretiyle boğulup ölme anından 0.5 saniye önce ulaşılan nokta profesörün su altında yazabileceği bir kalem kağıt icat etmesine sebep olmuş.
Bu akıldışı karakterle yapılmış uzunca bir röportajı ping dergisi‘nde okuyabiliyoruz.
2 comments October 22nd, 2006

Amerika’da 30′ların sonunda, bir radyo programındaki anons ile birlikte halk dünyanın uzaylılar tarafından istila edildiğine inanmış ve toplumsal olarak paniğe kapılmış. Olayin sorumlusu 30′larda Amerika’nın en popüler radyo programlarından birisi olan “The Mercury Theatre on the air”. Kurucuları Orson Welles ve John Houseman. Medya tarihindeki en fantastik olay olduğunu düşünüyorum. Şakınlık içinde dinledim. Mutlaka ama mutlaka sağ klik ile arşivinize indiriniz.
1 saatlik programın tamamı burada Sadece 30 MB
2 comments October 20th, 2006
Bu bir “besmele” imiş. İran, Hindistan ve Osmanlı Türkiyesi anavatanı. Bibliodyssey‘de devamı var.

Sudanlı sanatçı Hasan Musa‘nın işlerinde ise grafik-çizgi roman etkili figuratif …efendime söyleyeyim bir hal inkişaf ediyor.
Add comment October 19th, 2006
Mah Na Mah Na, Piero Umiliani’nin ölümsüz eseri. Bir porno filme soundtrack olarak bestelendiği halde bu yukarıdaki muppet show skeçi vasıtası ile 67-68 yıllarında yavru vatan Amerika’nın listelerinde bir numaraya kadar yükselmişti (ben oradaydım). Merak edenler wikipedia‘dan devamını araştırabilir.
Bunun dışında tabi parçayı her dinlediğimde tüm varlığımla özümsemiş olduğumu farkediyorum duyduğum ilk andan beri hiç durmadan çalmış. Hiç bitmesin istiyorum.
1 comment October 19th, 2006

Geçip giden anı durdurmayı uzun zaman önce başardık. Bu kareler insanlarin fotoğrafin büyüsünü bizden çok daha büyük bir coşkuyla yaşadığını düşündüğüm viktoryen döneme ait. O devirde ölülerle fotoğraf çektirmenin yaygın bir adet olduğunu sanıyorum. Bu gün tek kareye hapsolmuş her an, internet ve çeşitli medya uzerinde yeni bir yaşam döngüsune başlıyor ve ikinci kez ivmeleniyor. Yerini ve şeklini değiştiriyor. Artık zamanı durdurmak yerine, genetik klonlama yada kök hücre nakli gibi yöntemlerle varoluşu başa almak gayreti ve cüreti içindeyiz. Hepimiz ölen kedisini klonlatan zengin hanımların haberlerini okuduk. Gerçek ve yansıma ile ilgli tanımlamalarımız ne kadar değişirse değişsin temelde aynı kalan şey sahip olduklarımızdan kolayca vazgeçmenin hala mümkün olmadığı.

Bu gün benim baktığım yerden, fotoğraflar bir hatırayi sürdürmekten daha çok bir “sonu” belgeliyor. Hem de olabilecek en katı ve anıtsal biçimde Ölünün üzerine giydirilmiş onca kıyafet, ya da cansız bedene özenle verilmiş poz, fotoğrafın donmuş yapısında bile kendini ele veriyor. Özellikle yaşayan ve ölünün yanyana bulunduğu karelerde, yaşayan ölüyü daha da bir ölü yapıyor. Diğer taraftan, bunun benim 20.YY bakış açım olduğuna dair kuşku duyuyorum. O dönemin fizik ve kimyasının ortaya koyduğu en üst düzeydeki buluşun, sıradan insan için sihirden farksız olduğunu tahmin edebiliyorum. Bu durumda bu kareler pekala varlığı devam ettiren bir işlev taşıyor olabilirler. Bunları birer ölüm belgesi olarak tanımlıyor oluşum, fotoğrafın geçen zaman içerisinde insanliğın gerçek olanla ilgili algısında yaptığı değişikliğin sonucu olabilir.
Tedirgin bir konu.
3 comments October 17th, 2006
2003 BBC yapımı belgesel benim “nerd” damarımı mıncıkladığı için herkesle paylaşmaya karar verdim. 44 dakika Google video biraz uzun ama genel kavramları akide şekeri gibi anlatıyor. Oxford’dan David Deutsch ve Ronald Mallet’in konuk olduğu belgeselin ana kahramanlarından biri ise zaman makinesi kavramını ilk ortaya atan büyük yazar H.G. Wells’in torunu Simon Wells.
Add comment October 17th, 2006
Happy Cog Studios’un kurucusu, A List Apart Magazine’in yayımcısı ve fikir babası, “Designing With Web Standards” adli kitabın yazarı, web usability denince akla gelen ilk isim Jeffrey Zeldman’ın seneler once İstanbul’a yaptigi bir seyahat üzerine mektubunu okudum.
AS CASUALLY AS THE FLOWER GIRLS and lottery ticket vendors before him, the sun-browned man in the striped red shirt appears at our table. But this man does not smile.
“Passports,” he says.
“He is a plainclothes policeman,” explains Hasan, our Turkish host.
Bad news. For in this country, police power is absolute. Any cop can stop you, question you, make you disappear.
Yaşadığım yer ile ilgili yabancı ve samimi bir yerde duruyor.
Yazının tamamı burada.
Add comment October 17th, 2006
İki yılda bir düzenlenen Hollanda Animasyon Film Festivali 1 - 5 Kasım tarihleri arasında Utrecht şehrinde gerçekleşiyor. Festivalin harikulade posterini Kanadalı ilüstratör Dave Cooper yapmış.

Add comment October 17th, 2006
Dove firması, kozmetik reklamlarındaki güzel insanların nasıl bir işlemler silsilesi neticesinde vukuu bulduğunu gösteren bir sosyal sorumluluk sitesi yapmış. Elbette bence de, hic kimsenin photoshop kadar güzel olamadığı zamanımızda herkesin kendini çirkin hissetmesi cok tabii. Link sizi videoya götürecek
Add comment October 16th, 2006
| M | T | W | T | F | S | S |
|---|---|---|---|---|---|---|
| Nov » | ||||||
| 1 | ||||||
| 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 |
| 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 |
| 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 |
| 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 |
| 30 | 31 | |||||